Tarımın Gelişmesi Şart!

 

  Tarımın Gelişmesi Şart!

İlk aktarmamız, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı sitesindeki “Tarım ve Gıda” başlıklı verilerden. Şöyle ki: “Dicle ve Fırat nehirlerine ev sahipliği yapan Türkiye’nin tarım sektörü bugün antik Mezopotamya’nın zenginliğini yansıtmaktadır. Türkiye, elverişli coğrafi koşulları ve iklimi, geniş ekilebilir toprakları ve su kaynaklarının bolluğu ile tarım ve gıda alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
 
1980’lerin ilk yıllarında başlatılan yeniden yapılandırma çalışmaları, bugün dünya ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline gelen iç piyasanın ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Türkiye, ülkedeki  çalışan nüfusunun dörtte birine istihdam sağlayan ve ülke GSYİH’sinin % 7,1’ini oluşturan güçlü bir tarım ve gıda endüstrisine sahiptir. Sektörün GSYİH’ye olan mali katkısı 2002 ve 2014 yılları arasında % 43 artış göstererek 2014 yılında 57,2 milyar ABD dolarına ulaşmıştır.
Sektörü güçlü kılan özellikler arasında, ülkenin genç nüfusuyla ilintili olan pazar büyüklüğü, dinamik özel sektör ekonomisi, güçlü turizm geliri ve elverişli iklim koşulları yer almaktadır.
 
Türkiye, dünyanın en büyük 7. tarım üreticisi olmakla birlikte kuru incir, fındık, çekirdeksiz kuru üzüm/kuru üzüm ve kuru kayısı üretiminde dünya lideridir. Ülke aynı zamanda dünyanın önde gelen bal üreticileri arasında yer almaktadır. Türkiye, 2015 yılında 18,6 milyon ton süt üretimi gerçekleştirerek bölgesinde lider süt ve süt ürünleri üreticisi konumuna gelmiştir. Ülke aynı yıl 38,6 milyon ton tahıl, 28,5 milyon ton sebze, 17,5 milyon ton meyve, 2 milyon ton kümes hayvanı eti ve 1,1 milyon ton kırmızı et üretimi gerçekleştirmiştir. Buna ek olarak, Avrupa’daki toplam bitki türü sayısı 11.500 iken, Türkiye’nin toplam 11.000 bitki türüne ev sahipliği yaptığı tahmin edilmektedir.
Söz konusu üretim hacmi, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (EMENA) bölgesindeki en büyük tarım ürünleri ihracatçılarından biri olarak Türkiye’nin açık ara pozitif ticaret dengesini korumasını sağlamaktadır. Türkiye 2015 yılında 190 ülkeye 1781 tür tarım ürünü ihraç ederek 16,8 milyar ABD doları ihracat geliri elde etmiştir.
 
Süt, yoğurt, peynir, kefir ve ayran gibi süt ürünleri geleneksel Türk beslenme düzeninin ayrılmaz birer parçasıdır. Geleneksel olarak Türk süt ürünleri pazarına hâkim olan el yapımı ve ambalajsız ürünler, Türkiye ve bölge pazarlara kitle pazar yaklaşımıyla erişim sağlamak isteyen yatırımcılar için büyük bir potansiyelin varlığı anlamına gelmektedir.
 
Bu potansiyel, sadece süt ürünleri pazarıyla sınırlı değildir. Türkiye, ayrıca tarım sektörünün önde gelen küresel oyuncuları nezdinde kendini bölgesel bir üs ve tedarik merkezi için tercih edilen bir seçenek olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Türkiye, sektördeki yatırımları teşvik etmek için potansiyel tarım ve gıda yatırımcılarına bir dizi teşvik sunmaktadır. Türk hükümetince sunulan destek mekanizmaları; avantajlı düzenlemeler, son derece rekabetçi bir vergi yapısı; nitelikli iş gücü ve çok sayıda yatırım teşvikini içermektedir.
 
McKinsey and Co’ye göre Türkiye, meyve ve sebze işleme, hayvan yemi, besicilik, kümes hayvancılığı, süt ürünleri, fonksiyonel gıda, su ürünleri yetiştiriciliği ve destek ürünleri (özellikle soğuk zincir dağıtımı, seracılık, sulama ve gübreleme) gibi tarım endüstrisinin alt sektörlerinde önemli yatırım fırsatları sunmaktadır.
 Türkiye, tarım sektörü için 2023 yılı itibarıyla ulaşmayı planladığı hedefler doğrultusunda dünya genelinde en büyük beş üretici arasında yer almayı amaçlamaktadır. Türkiye’nin, cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılının kutlanacağı 2023 yılına yönelik vizyonu aşağıdaki diğer iddialı hedefleri de içermektedir:
*Tarımsal gayrisafi yurt içi hasılayı 150 milyar ABD dolarına çıkarmak,
*Tarım ihracatını 40 milyar ABD dolarına yükseltmek,
*Sulanabilir alanı 5,4 milyon hektardan 8,5 milyon hektara çıkarmak…”
 
Her ne kadar, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı kadar olmasa da, TARMAKBİR-Türk Tarım Alet ve Marinaları İmalatçılıları Birliği’nin Nisan 2017 tarihli “Türkiye Tarım Makinaları Sektör Raporu” verileri de paralel düzlemde iyimser:
“Sektördeki Firma ve Çalışan Sayısı: Sektörde büyük, orta ve küçük ölçekli önemli sayıda firma bulunmaktadır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Girişimci Bilgi Sistemi kayıtlarına göre (2015), 899 firma imalatçı olarak sektörde faaliyet göstermektedir. Bu yönüyle, makine sektöründe en çok girişimci sayısının olduğu 5. sektör, tarım makinaları sektörüdür. Sektörde faaliyet gösteren imalatçı firma sayısı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kayıtlarına göre 1.049 adettir (2014).
 
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı GBS (Girişimci Bilgi Sistemi, 2015) kayıtlarına göre 18.489 kişiye istihdam sağlanmaktadır (NACE 2830). Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kayıtlarına göre ise toplam istihdam sayısı (ekipman 19.019, traktör 3.864) 22.883’dir (2014, BUGEM). Bununla birlikte bu rakama sulama, seracılık, arıcılık, yem, ürün hazırlık (süzme, sıkma, tasnif, temizleme vs) gibi çok çeşitli sektörlerin istihdam rakamları dâhildir…
Sektörün İmalattan Satış Cirosu: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Girişimci Bilgi Sistemi kayıtlarına göre (2015) sektörün imalattan net satıcı 7,6 milyar TL’dir. Bu yönüyle makine sektöründe 2. sırada, yer almaktadır. Yarattığı katma değer ise 1,14 milyar TL olup, makine sektöründeki payı ,9’dur (3. sırada).
Sektörün İhracatı:  2016 yılında yaklaşık 120 ülkeye, 616 milyon USD seviyesinde tarım makinaları ihracatı (Yaklaşık 150 milyon USD seviyesindeki traktör aksam ve parçaları hariç) gerçekleştirilmiştir. 2016 yılında en çok ihracat gerçekleştirilen ilk 10 ülke ABD, İtalya, Irak, Azerbaycan, Cezayir, Sudan, İran, Bulgaristan, Ukrayna, Güney Afrika ve Fransa’dır.
Türk tarım makinaları sanayi, genel makine sanayi alt kategoriler içinde ihracat büyüklüğü ve dış ticaret dengesi bakımından 6. sırada yer almaktadır…
 
TÜRKIYE TARIMININ PROFILI
23,6 milyon hektarlık bir alanda yapılan bitkisel üretimde toplam alanın %83,5’unde tarla bitkileri tarımı yapıldığı halde, ’lük bir alanda yapılan meyvecilikte bitkisel GSMH’nın %36’sı, %3,5’luk bir alanda yapılan sebzecilikte bitkisel GSMH’nın %30’u elde edilmektedir. Yani daha dar bir alanda daha yüksek bir gelir söz konusudur. Ülkemizde tarla tarımı ve özellikle kuru tarım desteklemelerle ayakta kalabilmektedir. Tarla tarımının sosyo-ekonomik önemi, verimin önemini arttırmaktadır.
 
İşletme Sayısı: Son tarım sayımına göre (TS2001) Türkiye’de yaklaşık 3 Milyon tarım işletmesi vardır. ÇKS kapsamında yapılan değerlendirmeye göre (ÇKS2013) ise yaklaşık 2,2 Milyon tarım işletmesi vardır.
 
 
38,2 Milyon Ha tarım arazisinin (2011), 4 Milyonu nadas alanı, 15,7 Milyon Ha üzerinde bitkisel üretim (tahıl ve diğer), 0,8 Milyon Ha üzerinde sebze tarımı, 3,1 Milyon Ha üzerinde uzun ömürlü bitki tarımı (Meyvecilik, bağcılık, zeytincilik) yapılırken, 14,6 Milyon Ha arazi çayır ve mera alanıdır. Ayrıca 21,5 Milyon Ha arazi de orman alanıdır. (Yıllara Göre İstatistik)
TS2001’e göre 1.000 Dekardan büyük araziye sahip işletme sayısı 4.500 adet iken, 5.000 Dekardan büyük araziye sahip işletme sayısı ise sadece 57’dir. İşletmelerin üçte biri ortalama 20-50 Dekar araziye sahiptir.
ÇKS2013’e göre, 1.000 Dekardan büyük araziye sahip işletme sayısı 2.424 adet iken, 5.000 Dekardan büyük araziye sahip işletme sayısı ise sadece 61’dir. İşletmelerin üçte biri ortalama 20-50 Dekar araziye sahiptir.
 
 
-TS2001’e göre, Yaklaşık 860 Bin işletme kendi traktörüne sahipken, 1,2 Milyon işletme kira ile traktör kullanmaktadır. (Özel İstatistik)
 
-TS2001’e göre, 1,3 Milyon işletme, arazisini sulayabilirken, toplamda 35 Milyon Dekar alan sulanabilmektedir. İşletmelerin %88’i salma sulama ile sulama yapıyorken 38 Bin işletme damla sulama sistemi kullanmaktadır. (Özel İstatistik)
 
-Dünya Üretiminde ilk 10 içerisinde olan ürünler;
Kuru Soğan (6),Greyfurt (altıntop) (6), Aspir(6), Çavdar(6), K.Pamuk(7), Limon (7), Armut (7), Arpa(8), Ayçiçeği(10), Susam(10), Çay, Havuç, Karnabahar
 
-TS2001’e göre, İşletmelerin %62,3’ü bitkisel ve hayvansal üretim yaparken, %37,2’si sadece bitkisel üretim yapmaktadır. (Özel İstatistik)
 
-TS2001’e göre, işletmelerin   %85’i kendi arazisini işletirken,   ,7’si başkalarının arazisini de işletmektedir. (Özel İstatistik)
 
-TS2001’e göre, İşletme bazındaki tarım arazilerin ,2’si 4-5 parçalı, %21,9’si 6-9 parçalı, %21,5’i 10- 15 parçalıdır. Arazilerin sadece %3,2’si tek parçadır. (Özel İstatistik)
-TS2001’e göre ortalama işletme büyüklüğü 6,1 Ha. dır ÇKS 2013’e göre ortalama işletme büyüklüğü 6,7 Ha.dır.
 
-TS2001’e göre, 12,3 Milyon ayrı parsel vardır. ÇKS 2011’e göre 15,8 Milyon ayrı parsel vardır…

TÜRKİYE TARIMININ 5 TEMEL SORUNU(*)
1-Maliyet artırıcı unsurların çözümlenememesi: Girdi maliyetlerinin (elektrik, mazot, gübre, ilaç) dünya fiyatlarının üzerinde seyretmesi ve piyasa manipülasyonları sektöre büyük zarar vermektedir.
Çözüm: Tarımsal aracılara akreditasyon sistemi getirilmeli, tarımsal üretim için kullanılan mazotta Özel Tüketim Vergisi kaldırılmalı, tarımsal üretimde yenilenebilir enerjinin kullanımı teşvik edilmeli, tarımda kullanılan elektrik bedeli hasat sonunda ödenmelidir.
2-Çiftçi eğitimi ve uygulamalarının yetersiz olması: Yeni teknolojiler, üretim sistemleri, pazarlama sistemleri, teşvikler ve mevzuat konusunda üreticilerin bilinçlendirilmesine, genç nüfusun tarımsal üretime özendirilmesine ve teşvik edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Çözüm: İlgili özel sektör kuruluşları, üniversiteler ve yayın kuruluşları ile beraber yaygın bir çiftçi eğitimi hedeflenerek, arazide uygulamalı ve kontrollü eğitim verilmeli. Tarım danışmanlığı sistemi teşvik edilmeli. TRT-Tarım kanalı yeniden kurularak üniversite-bakanlık-üretici işbirliği geliştirilmeli. Gençleri tarım ekonomisine çekmek için, maddi destek, hibe ve teşvik sağlanmalıdır.
3-Tarım arazilerinin parçalı ve dağınık yapısı: Tarımsal arazilerin çok parçalı ve dağınık yapısı üretim maliyetlerini artırmakta, modern tekniklerin uygulanmasını ve ulaşım ağının inşasını zorlaştırmakta, çiftçinin kazancını düşürmekte ve tarımsal rekabet ile tüketici fiyatlarını olumsuz etkilemektedir.
Çözüm: Arazi toplulaştırması ve sınırsız köy projeleri çalınmaları hızlandırılmalıdır.
4-Tarımsal üretimde verim ve kalitenin düşük olması: Toprak ve iklim şartlarına uygun tür ve çeşit seçiminde, uygun tedbirlerin (gübreleme, sulama vb.) kullanılmaması nedeniyle verim ve kalite düşüktür. Arıtma tesisi bulunmayan sanayi kuruluşları, toprağı ve yer altı sularını kirletmekte ve bu durum tarımsal üretimde verim ve kalite kaybına sebep olmaktadır.
 
Çözüm: Artan nüfus ve beslenme zorunluluğu dikkate alınarak yeni tarımsal üretim teknolojileri geliştirilmeli. Bu amaçla TÜBITAK tarafından Tarımsal Ar-Ge başlığı altında özel bir destek programı geliştirilmeli. Tesisleşme ile atık yönetimi birlikte düşünülerek teşvik verilmeli, kamu kuruluşları bu konuda koordinasyon içinde çalışmalı, özellikle küçük ölçekli tarıma dayalı işletmelerin çevre korumaya yönelik faaliyetlerinde ekonomik analizler iyi yapılmalıdır.
 
5-Sulanabilen arazi miktarının azlığı ve mevcut su kaynaklarının etkin kullanılamaması: Sulanabilen arazi miktarının azlığı nedeniyle ülkemiz, özellikle yağlı tohumlu bitkilerde ithalata mahkûmdur. Suyun etkin kullanılamaması nedeniyle, hem gereksiz su sarfiyatı olmakta hem de üretim artırılamamaktadır.
 
Çözüm: Sulanabilen arazi miktarı artırılmalı. Baçta damlama sulama sistemi olmak üzere, yeni sistemler uygulanarak suyun etkin kullanımı sağlanmalı, bu tür projelere verilen destekler artırılmalı. Gübrelemenin etkin yapılabilmesi ve işgücü maliyetinin azaltılması amacıyla basınçlı sulama sistemi ile birlikte kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
 
(Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tarım Meclisi Raporu*)

TÜRKIYE TARIMINDA GELECEKSENARYOLARI(*)
*Çok küçük aile işletmelerinin yerini orta ve büyük işletmeler alacaktır.
Bu işletmeler çağdaş tekniklere geçerek varlıklarını sürdürebileceklerdir. Orta boy işletmeler bazı tarım içleri için müteahhitlik hizmeti almaya devam edecektir.
*Tarım dışında kalan tarımsal nüfusun istihdamı
Tarım, her geçen gün daha fazla sayıda profesyonel işletmeler tarafından yapılmaktadır. Rekabetçi olamayan küçük çiftçilerin sektörü terk etmesi sonucunda sektör dışında kalacak çiftçiler için Polonya modelinde olduğu gibi hayat idamesinin sağlanması üzerine bir geçim modelinin belirlenmesi önemlidir.
*Tarla tarımında kitlesel üretim yapan, uzman işletmeler ortaya çıkacaktır.
Belirli ürünlerde uzmanlaşmış, yüksek üretim teknolojileriyle geniş alanlarda rekabetçi üretim yapan işletmeler varlıklarını diğerlerinin aleyhine büyüterek yaygınlaşacaklar, bu işletmeler için yüksek güçlü traktör ve yüksek kapasiteli ekipman ihtiyacı oluşacaktır.
*Profesyonel hayvancılık işletmelerinin sayısı artacaktır.
Hayvansal üretim mekanizasyonu gelişecektir. Kaba yem üretimi ve buna bağlı olarak kaba yem üretim teknolojileri önem kazanacaktır.
*Sebze meyve üretimi / ihracatı artacaktır.
Küçük/orta işletmeler bu üretim dalında yoğunlaşacaktır. Rekabetin gelişmesiyle birlikte, bu üretime özgü, özel traktör/makina talebi ortaya çıkacaktır. 
(Kaynak: Prof. Dr. H. Ünal Evcim*)

TARIM MAKINALARI SANAYINDE GELECEKSENARYOLARI
*Tarım, daha büyük kapasiteli makinalarla yapılacaktır.
Miras yoluyla arazilerin bölünmesini önleyecek tasarı kanunlaşmış, arazi toplulaştırma çalışmaları hız kazanmıştır. Sınırsız köy projeleri (tarla sınırlarının sanal olarak kalkması) konusunda pilot çalışmalar başlamıştır. Bunun sonucunda ortalama arazi büyüklüklerinin artması ile ülkemizde tarımın giderek daha büyük kapasiteye sahip makinalarla yapılacağı bir gerçektir.
*Bilişim faktörü ve mekatronik uygulamalar
Günümüzde dokunduğumuz ürünlerin çoğunda olduğu gibi, elektronik cihazlar giderek artan bir hızla hayatımızın daha büyük bir bölümünde yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde tarım makinalarında bilişim faktörü giderek yaygınlaşmıştır. ISOBUS gibi sistemler konusunda firma-dernek bazında örgütlenmeler mevcuttur. Hassas tarım uygulamalarını ve buna paralel ilgili unsurları (yazılım ve donanın) ihtiva eden akıllı tarım makinaları üretimi ve kullanımı giderek artacaktır.
*Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin önemi artıyor.
Bu şartlar altında tarım makinalarında Ar-Ge faaliyetleri çok daha fazla önem kazanmıştır. Yeni patent yasasının yakında yürürlüğe girmesiyle birlikte kopya üretim de azalacaktır. Global pazarlarda rekabet edebilirlik adına üniversite-sanayi ve teknoloji merkezleri işbirlikleri şarttır.
*Firma sayısı azalacaktır.
Tüm bu gelişmelere paralel olarak katma değeri yüksek, teknolojik unsurlar ihtiva eden ve rekabet edebilir tarım makinaları üreten ve ihraç firmalar hayatta kalabilecektir.
 
TÜRKIYE TARIMINDA FIRSATLAR-TEHDITLER
 
FIRSATLAR:
•Tarımın stratejik öneminin fark edilmiş olması
•Tarımsal üretim için uygun ekolojik koşullar ve iklim
•Tarıma ve tarım makinalarına verilen devlet destekleri
•Daha profesyonel işletmelerin tarım sektörüne yönelmesi
•Arazi büyüklüklerinin artacak olması (Miras hukuku düzenlemeleri, arazi toplulaştırma çalışmaları, sınırsız ürün köy projeleri)
•Rekabetçi işçilik ücretleri
 
TEHDİTLER:
•Dağınık ve küçük parçalı arazilerde tarımın yapılıyor olması
•Küçük işletmelerin ağırlıkta olması
•Üretimdeki verimliliği artıracak olan büyük kapasiteli makineli tarım yapacak işletme sayısının az olması
•Çiftçinin alım gücünün düşük olması
•Olumsuz hava koşullarının (kuraklık, sel vs) tarımsal üretim için tehdit oluşturması
 
Şimdi de “Türkiye İhracatçılar Meclisi Tarım Raporu2016”ya bakıyoruz: Raporda dikkatimizi çeken veriler şöyle:
 
5.2. MAKRO GÖSTERGELER VE TARIM
2000’lerin başında uygulamaya konan makroekonomik uyum ve istikrar programının etkileri makroekonominin yanında tarımsal göstergelerde de izlenmektedir. Program sona erdikten sonra dünya krizinin de katkısıyla göstergelerde bozulma yaşanmaktadır. 2000’lerin ortalarında % 5’lere ulaşan kişi başına büyüme 2010’ların ortalarına yaklaşırken önceki dönem büyümenin yarısına ancak ulaşmaktadır (Tablo 5.1). İşgücü verimliliğinde ekonominin büyüme performansına benzer gelişme gözlenmektedir. Tarımdan çıkan işgücünün, işgücü verimliliğinin sanayiye göre daha düşük olduğu hizmetler sektörüne kayması etkili olmaktadır.
 
 
TABLO 5.1 BÜYÜME VE YAPISAL ORANLAR, 1998-2015 (DÖNEM ORTALAMALARI %)
Not: Tarım-gıda dış ticareti DTÖ-Tarım Anlaşması’nın kapsamındaki tüm ürünleri içermektedir. Kaynak: TÜİK (2016a-h).
 
Tarımın GSYH’ya katkısı beklendiği gibi 1970’lerin başında % 30’lardan 2015 yılında % 8’lere düşmüştür. 1980’ler ve 1990’ların başlarında yavaşlayan düşüşle % 15-20 aralığında kalmış ve 2000’li yıllarda % 10’unun altına inmiştir. İstihdam tarafında mutlak çalışan sayısı ve toplam içindeki pay düşüş göstermiş, ancak ivme kazanmamıştır. 
 
Bu durum, tarımsal yapı ve ekonominin geri kalanının istihdam yaratma kapasitesinin kısıtlı olmasından kaynaklanmıştır. Osmanlı’dan bu yana etkileri hissedilen küçük işletmelerin hakim olduğu üretim yapısı, tarımsal istihdamda mutlak ve göreli düşüşü yavaşlatan önemli unsurlardan biridir. Diğer yandan tarım-dışı sektörler, nüfus artışı ve göçü karşılayacak hızda istihdam olanakları yaratamamıştır. Kriz dönemlerinde tarım sektörü işsiz kalanların bir kısmını emerek işsizliğin derinleşmesini önlemiştir. 1990’ların sonunda tarımın toplam istihdamdaki payı % 40 civarındadır. 2000’lerin ortasında % 20’lere yaklaşan istihdam payı günümüzde aynı oranda devam etmektedir.
 
Son on yılda tarım-gıda ihracatının toplam ihracat içindeki payı % 10’larda seyretmektedir. Diğer yandan ithalatın payı yıllardır % 5 seviyesindedir. Daha sonra değineceğimiz gibi tüm müdahalelere rağmen net ihracatçı sektör olarak tarım en azından dış ticaret açığına şimdilik katkıda bulunmamaktadır.

5.3. TARIMSAL ÜRETİM, İŞGÜCÜ VE ARAZİ KULLANIMI
Türkiye’de tarım ve işgücü ilişkisinde nedensellik karmaşası konuya ilişkin tartışmaların üretkenliğini kısıtlamaktadır. Tarımda istihdamın artış göstermesi durumunda tarım sektörü suçlu ilan edilmektedir. Planlarda, programlarda tarımsal istihdam oranına dışsal hedefler koyulmaktadır. Oysa daha önce de belirtildiği gibi tarımsal istihdam tarımda ve diğer sektörlerdeki gelişmelere hassastır. 
 
Tarımsal istihdam azaltılmaz; tarımdaki ve ekonominin geri kalanındaki koşullardan etkilenerek ülke ekonomisi geliştikçe kendiliğinden azalır. Dışsal değil içsel bir değişkendir. Bu nedenle tarımsal üretim ve istihdam gelişmelerini irdelerken diğer konulardan daha uzun bir döneme bakmayı yeğledik. 
 
Son yarım yüzyılda tarım-dışı katma değer yılda ortalama % 4.3 büyümüştür. Tarımsal katma değeri ise aynı dönemde yılda sadece % 1.5 büyümüştür (TÜİK, 2016a). Tarımın 1970’lerin başından bu yana on yıllık dönemlerin büyüme hızında 2002 sonrası dışında değişiklik yoktur… 
 
Tarım Reformu Uygulama Projesi ve sonrasını kapsayan 2002-2015 yılları arasında, tarım yılda ortalama % 2.3, önceki dönemlerde % 1 civarında büyümüştür. 
 
 
TABLO 5.2 TARIMSAL ARAZİ KULLANIMI, 2001 VE 2015
 
Not: a işlenebilir Alan= Ekilebilir alan+Uzun Ömürlü Bitki alanı. Kaynak: TÜİK (2016f).
 
Yarım yüzyıla yakın bir dönemde yıllık ortalama büyüme oranı, son yıllarda düşen nüfus artış oranının altında seyretmektedir. Tüm bu gelişmeler büyüme ve verimlilik konusunda iki durum belirlemesini gerekli kılmaktadır. İlki, tarım tarım dışı arasındaki işgücü verimlilik farkının düşmesinde istihdamda hizmet sektörünün ağırlığının artmasının katkısı yadsınamaz. Genel verimlilik düzeyini yükseltmek için tarımda verimliliğin daha hızlı artması gerekmektedir. Aşağıda inceleyeceğimiz gibi yüksek oranda işgücü çıkışına dayalı tarım işgücü verimliliğindeki artışın genel büyümeye katkısı sınırlı olacaktır. Süregelen sektörel verimlilik farklarının azaltılması tarımsal üretimde yapısal değişimin, diğer bir deyişle temel üretim faktörlerinin (toprak, sermaye, işgücü ve bilgi) kullanımının değişmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Diğer belirleme ise tarımsal üretim ile nüfus büyüme oranlarının etkileşimine ilişkindir. Var olan koşullarda nüfus artışını aşamayan tarımsal üretimin dönemsel büyüme oranları er veya geç tarım-gıda sektörünün sadece ithalatını değil ihracatını da etkileyecektir. Tarımsal üretim 2000’li yılların başına kadar “iyi yıl”-“kötü yıl” eğilimini takip ederek inişli çıkışlı büyümüştür. 2007 yılındaki kuraklık nedeniyle önemli düşüş gösteren üretim, takip eden altı yılda sürekli artmıştır. Tarımsal üretimde hava koşullarının etkisi sürmektedir. Büyüme oranlarında düşüşler artışlara oranla daha şiddetlidir.
2007 yılındaki düşüşle tarımsal üretim 2002 seviyesine gerilemiştir. Tarımda istihdam verilerini kullanırken yıllar arasında tutarsızlıklar nedeniyle dikkatli davranmak gerekmektedir. 1988 sonrası TÜİK’in Hane halkı İşgücü Anketlerinin tahminlerine dayanmaktadır… Zaman içinde nüfus istatistikleri veya sınıflamada yöntemsel değişiklikler nedeniyle işgücü istatistiklerinde önemli oynamalar izlenmekte ve geriye doğru güncellenme yapılmadığı için serilerde dönemsel kırılmalar oluşmaktadır. Bu tür değişikliklerden en fazla etkilenen ise tarımsal işgücü ve istihdam istatistikleri olmaktadır. Örneğin, 2004 yılında işgücü istatistikleri nüfusa uyumlu hale getirilmiştir. Toplam istihdam 2004 yılında 2003 yılına göre 1.5 milyon azalmıştır. Tarım sektörünün istihdamı da yaklaşık 1.5 milyon düşmüştür. Uyumun tümünün tarıma bindirilmesi sonucunda, bir yılda tarımın toplam istihdamdaki payı beş puan azalmıştır. Özellikle tarımsal işgücü zaman serisi istatistikleri 1960ların sonundan 1980’lerin sonuna, 1990’lardan 2000’lerin ortalarına ve 2014’ten günümüze dilimlenmiş bir görünüme sahiptir. 1980’lerin sonuna kadar 8 milyon civarında seyreden tarımsal istihdam, 1990’larda 8-9 milyon aralığına çıkmıştır. 1970 ve 80’lerde tarımın toplam istihdam içinde % 60 olan payının % 40’a düşmesi 2000’li yılları bulmuştur. Kırda düşüş eğilimine giren işgücüne katılım oranı ve kırsal istihdamda tarımın payı, kırsal kesimde artan işsizlik oranlarıyla beraber değerlendirildiğinde, tarımda işgücü kullanımında önemli değişiklikleri işaret etmektedir. Serideki uyumsuzluklara rağmen kırdaki işgücünün değişen genel ekonomik ve tarımsal üretim koşullarına uyum döneminden geçtiğini göstermektedir. Tarımsal istihdamı ekonomiye yük gibi görme yaklaşımının terk edilmesi gerekmektedir. Aslında sektör ekonominin geri kalanındaki sınırlı istihdam yaratma kapasitesinin neden olacağı zorluklarını hafifletmektedir. 2001-2002 ve 2010-2011’deki kriz dönemlerinde tarımsal istihdam artmıştır. Sektör bir anlamda işsizin son çaresi işlevine hizmet etmektedir.
Ek olarak, ulusal düzeyde tarımsal istihdam azalsa bile, bölgesel farklılıklar dikkati çekmektedir. Üretim yapısına bağlı olarak bazı bölgelerde tarımsal istihdam artabilmektedir. Tarımsal istihdam Doğu Marmara, Akdeniz, Ege ve hatta Güneydoğu Anadolu’da 2000’li yılların ortasından günümüze artış göstermiştir. Tarımsal arazi kullanımında 2001 yılından bu yana pek büyük değişiklik gözlenmemektedir (Tablo 5.2). Tarımsal üretimde kullanılan alan 2001 yılından 2015’e kadar 2 milyon hektar azalarak 39 milyon hektara düşmüştür. Aynı dönem boyunca çayır ve mera alanı istatistikleri değişmemektedir.
 
Güncel rakamın açıklanması için yeni tarım sayımının sonuçları beklenmektedir. Nadas alanlarında küçük düşüş, meyve alanlarında ve özellikle zeytindeki artış dikkati çekmektedir. Ekilen alandaki 2 milyon hektardan fazla düşüşün bir kısmı meyve alanlarında artışla telafi edilmiştir.
 
DSİ (2015) tahminlerine göre işlenebilir alanın yaklaşık % 25’ine karşılık gelen brüt 6.09 milyon hektar sulanmaktadır. Toplam sulanan alanın % 60’ı DSİ tarafından geliştirilmiştir, kalan alan eski Köy Hizmetleri’nin ve çiftçilerin kendi sulamalarından oluşmaktadır. Sulama konusunda dikkati çeken olgu, DSİ tarafından geliştirilen sulamalarda bile sulama oranının çok düşük düzeylerde seyretmesidir. Başka bir deyişle sulama altyapısı tamamlanmış tarım alanları yüksek sayılabilecek bir oranda sulanamamaktadır.
 
İklim ve ekolojik şartlarının çeşitliliği nedeniyle Türkiye’de tarımsal üretim geniş bir yelpazeye sahiptir. Üretimde buğday, şeker pancarı, arpa, pamuk, mısır gibi tarla bitkileri ağır basmaktadır. Tahılların çoğunda kendine yeterlilik sağlanmıştır. Baklagiller, mısır, pirinç üretimi bazı yıllarda, pamuk ve yağlı tohumlar üretimi genelde iç talebi karşılayamamaktadır. Sebze ve meyveler arz fazlası nedeniyle tarım-gıda ihracatının sürükleyicileri konumundadırlar. Çeşitli tarım mallarının işlenebilir alan ve tarımsal üretim değeri içindeki payları Tablo 5.3’te verilmektedir. 
 
TÜİK 2010 yılında et ve süt üretiminde istatiksel düzeltmeye gitmiş ve 2010 öncesi üretimlerde güncelleme yapmamıştır. Bu nedenle özellikle üretim değerindeki paylarda iki yıl karşılaştırması yapmak mümkün değildir. Tarımda bitkisel üretim her açıdan ağır basmaktadır. 
 
Hayvancılık ürünlerinin toplam üretim değeri içindeki payı üçte biri ancak bulmaktadır. Üretimin yapısı politikaların ağırlığını yansıtmaktan uzaktır. İç sübvansiyonlar genelde tarla ürünlerine yoğunlaşmaktadır. Üretim değerinde yaklaşık % 40 paya sahip sebze ve meyvelerin, fındık dışında politika uygulamalarında ağırlıkları zayıftır. 
 
Tahıllardaki yüksek koruma ve iç piyasaya müdahale sonucunda hayvancılık üretimi etkilenmektedir. Hayvancılıktaki yüksek korumalar, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle hayvancılık ürünlerinin payını artıracak oranda etki yapamamıştır. Sonucunda tüketiciler çoğu hayvancılık ürününe AB ortalamalarının üstünde fiyat ödemek durumunda kalmaktadırlar.

 
TABLO 5.3 TARIMSAL ÜRETİMİN YAPISI, 2007 VE 2014
Kaynak: TÜİK (2015f)’den yazarların hesaplamaları.
 
Türkiye, dünyada fındık, vişne, incir, kayısı ve ayvada en büyük üretici konumundadır. Daha genel bir yaklaşımla, yıldan yıla küçük değişiklikler olsa da, 35 tarım malı üretiminde Türkiye ilk on ülke arasında yer almaktadır. 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.