SU SEKTÖRÜNÜN CİRO BEKLENTİSİ 5 MİLYAR!

 Evet, ‘Su Sektörü’ gelişiyor: Cihan Haber Ajansı’nın Mart 2016 tarih ve “Ambalajlı su pazarının ciro beklentisi 5 milyar lira” başlıklı haberi şöyle: “Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Başkanı İsmail Özdemir, 2014 yılında 10,7 milyar litre olan ambalajlı su pazarının, geçen yıl yüzde 2,4’lük büyüme ile 2015 yılında 10,98 milyar litreye ulaştığını söyledi. Özdemir, ‘2016 yılında Türkiye’de ambalajlı su pazarı hacminin yaklaşık 11,25 milyar litreye, sektörün cirosunun yaklaşık 5,04 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir’ şeklinde konuştu.

 
SUDER Başkanı İsmail Özdemir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye ambalajlı su sektöründeki gelişmelere dikkat çekti. Özdemir, 11 bini doğrudan, 85 bini dolaylı olmak üzere toplam 96 bin kişiyi istihdam sağlayan Türkiye Ambalajlı Su Sektörünün, yerelde istihdama katkı sağlayan sektörlerin başında geldiğini belirtti. Özdemir,’Ülkemizin su kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanarak üretim yapan ambalajlı su sektörümüz, hem suyun kaynağında ambalajlanması hem de dağıtım kanallarının ülkemiz genelinde yaygınlaşması sayesinde yerelde istihdama katkı sağlayan başlıca sektörlerden birisidir’ ifadesini kullandı.
 
Sektörde çalışan sayısı kadar, sağlıklı, hijyenik koşullarda üretilen ambalajlı suların tüketiciye güvenilir bir şekilde ulaştırılmasında yetişmiş personelin de önemli olduğunu vurgulayan Özdemir, dernek üyelerinin sektörde deneyimli, nitelikli personel istihdamına da özen gösterdiklerini kaydetti.
 
Ambalajlı su sektörünün büyümesini yıllar itibariyle aynı ivmeyle devam ettirdiğini belirten SUDER Başkanı Özdemir, şu bilgileri verdi: ‘2014 yılında 10,7 milyar litre olan ambalajlı su pazarı, geçen yıl yüzde 2,4’lük büyüme ile 2015 yılında 10,98 milyar litreye ulaşmıştır. Bu hacmin 6,23 milyar litresi yüzde 1,5’lik küçülme ile damacana satış kanalından, 4,75 milyar litresi de yüzde 8’lik büyüme ile PET & Cam satış kanalından gelmiştir. Tonaj olarak toplamın yüzde 57’sini damacana, yüzde 43’ünü diğer ambalajlı sular oluşturmuştur. Sektörde toplam ciro 2015 yılında yaklaşık 4,58 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2016 yılında Türkiye’de ambalajlı su pazarı hacminin yaklaşık 11,25 milyar litreye, sektörün cirosunun yaklaşık 5,04 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir. Ambalajlı su sektöründe mevcut endüstriyel kapasite kullanım oranının yüzde 40 seviyelerinde olduğu göz önüne alındığında, Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin artması durumunda sektör mevcut kurulu kapasite ile bu ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilecek durumdadır.’
 
TÜİK verilerine göre 2015 yılında toplamda yaklaşık 41,9 milyon dolar tutarında 265 bin tona yakın ambalajlı su ihraç edildiğini bildiren Özdemir, 2016 yılında da 291 bin tonun üzerinde su ihraç edilerek ülke ekonomisine 46 milyon dolar katkı sağlamayı hedeflediklerini aktardı. 
 
Türkiye’de ambalajlı su tüketimine ilişkin bilgileri de paylaşan SUDER Başkanı, yıllık kişi başına ortalama tüketimin geçen yıl 60 litresi PET & Cam, 79 litresi damacana olmak üzere toplamda 139 litre olarak gerçekleştiğini açıkladı. Özdemir, ‘2016 yılında kişi başına ortalama tüketimin 143 litreye ulaşmasını bekliyoruz. Tüketimin 65 litresinin PET & Cam, 78 litresinin damacana olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz’ şeklinde konuştu.
 
Türkiye ile bazı Avrupa ülkelerindeki ambalajlı su tüketimine ilişkin verileri de karşılaştıran Özdemir, ‘2014 yılında İtalya’da yıllık kişi başı tüketimin 186 litre, Almanya’da 173 litre, Belçika’da 132 litre, İspanya’da 115 litre olduğunu görüyoruz. Rakamlar, Türkiye’nin yıllık kişi başına 139 litre ambalajlı su tüketimi ile bazı AB ülkelerine yaklaştığını, bazılarını da geçmiş olduğunu bize gösteriyor’  diye konuştu. 
 
BM Genel Kurulu’nun aldığı kararla 1993 yılından bu yana küresel ölçekte su ile ilgili konulardaki gelişmelere dikkat çekmek, insanların temiz ve güvenilir suya erişimi konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla 22 Mart, Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Bu yılki kutlamaların ana teması; Su ve İstihdam. BM’nin belirlemelerine göre, günümüzde dünya çapında çalışanların yaklaşık yarısını oluşturan 1,5 milyar kişi, su ile ilgili ya da tamamen suya bağımlı sektörlerde çalışıyor. Söz konusu faaliyetlerin neredeyse tamamını suya ve suyun güvenli bir şekilde tedarikini sağlamaya yönelik işler oluştururken, küresel su sektöründeki milyonlarca çalışanın hakları konusunda hala sorunlar yaşanıyor.” 
 
Şimdi de, ‘Su Sektörü’nün sorunlarına değinen bir haber aktaralım. Eylem Türk’ün Milliyet Gazetesi’nde Ocak 2015’te yayınlanan “Sular Yine Isınıyor” başlıklı haberi ise şöyle: “ Hızlı büyüyen su sektöründeki yabancı payı dikkat çekiyor. Bununla birlikte 21. yüzyılın en stratejik kaynağı olacağı söylenen pazarda yabancı ilgisi hala devam ediyor. Büyük markaların alıcı bulduğu sektörde şimdi ise sıra orta ölçekli markalara geldi. Yabancılar şimdi de bu markaları almak için yarışıyor.
Bu markalardan birisi Sude Su... Markaya hali hazırda Pure Life ve Erikli markalarının sahibi Nestle’nin talip olduğu konuşuluyor. Sedef Gıda tarafından 2008 yılında Bursa’nın İnegöl İlçesi’nde faaliyete geçirilen Sude Su’nun dolum tesisi 74 bin metrekarelik bir arazi üzerine kurulu. Nestle’nin yanı sıra bu markayı Körfez fonlarının da takibe aldığı söyleniyor.
 
Bir süredir rotasını Türkiye’ye çeviren Körfez fonları gözünü şimdi de su sektörüne dikmiş gibi görünüyor. Bu fonların radarındaki ilk marka Efem Su... Ocak 1993’te İstanbul’da kurulan şirketin Sapanca’da bir tesisi ve 6 adet kayıtlı kaynağı bulunuyor. Şirketin yıllık üretim kapasitesi ise 250 milyon litre. Körfezin ilgi gösterdiği diğer su markası ise Gürpınar... Kaynağı 
 
Gölcük olan Gürpınar Su, 2009 yılından bu yana ASAŞ Grubu’nun şemsiyesi altında faaliyet gösteriyor.
Su sektöründe yaşanan bu dikkat çekici gelişmeler önümüzdeki dönemde de süreceğe benziyor...
 
Su sektörü her geçen yıl hızlı bir ivmeyle büyümesini sürdürüyor. 2013 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi yüzde 1.2’lik büyüme ile 10.3 milyar litreye ulaştı. Bu hacmin 6.16 milyar litresi damacana satış kanalından, 4.16 milyar litresi de PET satış kanalından geldi. Tonaj olarak damacana toplamının yüzde 60’ını, diğer ambalajlı sular ise yüzde 40’ını oluşturdu. 2013 yılında sektördeki toplam ciro yaklaşık 4.1 milyar TL’ye ulaştı.
2014 yılı rakamları kesinleşmese de su pazarı hacminin yaklaşık 10.4 milyar litreye ulaştığı tahmin ediliyor. Sektördeki toplam cironun ise yaklaşık 4.64 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor.

Türkiye’de önde gelen su markaları:
* Pınar * Hayat * Damla * Nestle * Saka * Sırma * Akdağ * Beysu * Gümüş  * Taşdelen * Aytaç
 
Gıda devleri birbiri ardına alım yaptılar
-Fransız Danone, 2013 yılında Türkiye’nin önde gelen su ve gazlı içecek markalarından Sırma Su’nun yüzde 50.1 hissesini satın aldı. Danone’un halihazırda Türkiye su piyasasında Hayat markası da bulunuyor.
-2001 yılında Nestle Pure Life markasıyla su kategorisine giren Nestle, 2006 yılında Erikli Su’nun yüzde 60’ını satın aldı.
-2004 yılında faaliyete geçen Saka Su, 2010 yılında Yıldız Holding tarafından satın alındı.
-Coca-Cola Adapazarı-Sapanca bölgesinden Mahmudiye Su’yu satın aldı. Şirket sahibi olduğu kaynaklardan Damla Su markasıyla üretim yapıyor. Damla Su, Uludağ, Sapanca, Elazığ ve Köyceğiz olmak üzere dört ayrı kaynağa sahip.”
 
Peki, suyun sektörel yapısı ne durumda? Bu sorunun cevabı için, SUDER - Ambalajlı Su Üreticileri Derneği’nin sektör hakkında genel yapı ve rakamsal büyüklük verilerine bakalım.
 
SUDER’e göre, “Su sektörünün son 9 yıllık rakamlarına baktığımızda, 2007 yılında damacana pazarında yıllık %5, PET su perakende pazarında %34, PET su ev dışı tüketim kanalında ise %20 büyümüştür. 2007 yılında pazarda 8,11 milyar litre şişelenmiş su satılmıştır. Tonaj olarak damacana toplamının % 74’ ünü, diğer ambalajlı sular ise % 26’ sını oluşturmuştur. Sektördeki toplam ciro ise yaklaşık 2,5 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2008 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi 8,7 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,3 milyar litresinin %4’lük büyüme ile damacana satış kanalından, 2,4 milyar litresinin de ’lik büyüme ile PET satış kanalından gelmiştir. Sektördeki toplam ciro ise yaklaşık 3 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2008 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 103.918 ton ve toplam ciro ise 19.000.000 $’dır. 
 
2009 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi 9 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,25 milyar litresinin damacana satış kanalından, 2,75 milyar litresi de ’lük büyüme ile PET satış kanalından gelmektedir. Tonaj olarak damacana toplamının % 69’ unu, diğer ambalajlı sular ise % 31’ ini oluşturmuştur. 2009 yılında Sektördeki toplam ciro ise yaklaşık 3,1 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2009 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 123.364 ton ve toplam ciro ise 19.663.246 $’dır. 
 
2010 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi % 6’lık büyüme ile 9,5 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,4 milyar litresi %2’lik büyüme ile damacana satış kanalından, 3,1 milyar litresi de ’lik büyüme ile PET satış kanalından gelmiştir. Tonaj olarak damacana toplamının % 67’ sini, diğer ambalajlı sular ise % 33’ ünü oluşturmuştur. 2010 yılında Sektördeki toplam ciro yaklaşık 3,3 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2010 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 128.429 ton ve toplam ciro ise 20.089.972 $’dır. 
2011 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi yaklaşık 9,9 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,5 milyar litresi %1,6 ‘lık büyüme ile damacana satış kanalından, 3,4 milyar litresi de %9,7 ‘lik büyüme ile PET satış kanalından gelmektedir. Tonaj olarak damacana toplamının % 66’ sini, diğer ambalajlı sular ise % 34’ ünü oluşturmuştur. 2011 yılında Sektördeki toplam ciro yaklaşık 3,45 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2011 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 147.226 ton ve toplam ciro ise 24.817.287$’dır. 
2012 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi % 3,1’lik büyüme ile 10,2 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,45 milyar litresi damacana satış kanalından, 3,75 milyar litresi de ,4’lük büyüme ile PET satış kanalından gelmiştir. Tonaj olarak damacana toplamının % 63’ ünü, diğer ambalajlı sular ise % 37’ sini oluşturmuştur. 2012 yılında Sektördeki toplam ciro yaklaşık 3,7 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
2012 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 173.469 ton ve toplam ciro ise 27.644.100$ ‘dır. 
 
2013 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi % 1,2’lik büyüme ile 10,3 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,16 milyar litresi %-4,5’luk küçülme ile damacana satış kanalından, 4,16 milyar litresi de ’lik büyüme ile PET satış kanalından gelmiştir. 
 
Tonaj olarak damacana toplamının % 60’ ını, diğer ambalajlı sular ise % 40’ını oluşturmuştur. 2013 yılında Sektördeki toplam ciro yaklaşık 4,1 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2013 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 199.137 ton ve toplam ciro ise 31.704.909 $’dır. 
 
2014 yılında da su sektöründeki büyümenin aynı ivmeyle devam ettiği görülmektedir. 2014 yılında Türkiye’de su pazarı hacmi % 3,8’lik büyüme ile 10,7 milyar litreye ulaşmış ve bu hacmin 6,3 milyar litresi %2,6’lık büyüme ile damacana satış kanalından, 4,4 milyar litresi de %5,5’lik büyüme ile PET satış kanalından gelmiştir. Tonaj olarak damacana toplamının % 59’ unu, diğer ambalajlı sular ise % 41’ini oluşturmuştur. 2014 yılında Sektördeki toplam ciro yaklaşık 4,2 milyar TL’ye ulaşmıştır. 
 
2014 yılında TÜİK verilerine göre toplam ihraç edilen ambalajlı su 250.866 ton ve toplam ciro ise 42.186.948 $’dır. 
2015 yılında Türkiye’de su pazarı hacminin yaklaşık 11,1 milyar litreye ulaşması ve sektördeki toplam cironun yaklaşık 4,5 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir. Ambalajlı su sektöründe mevcut endüstriyel kapasite kullanım oranının %40 seviyelerinde olduğu göz önüne alındığında, Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin artması durumunda sektör mevcut kurulu kapasite ile bu ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilecek durumdadır. 
 
Türkiye’de 2009 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 38 lt PET, 86 lt damacana olmak üzere toplam 124 litre, 2010 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 42 lt PET, 86 lt damacana olmak üzere toplam 128 litre, 2011 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 46 lt PET, 87 lt damacana olmak üzere toplam 133 litre, 2012 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 50 lt PET, 85 lt damacana olmak üzere toplam 135 litre, 2013 yılında da yıllık kişi başına ortalama tüketimi 54 lt PET, 81 lt damacana olmak üzere toplam 135 litre olarak gerçekleşmiştir. 2014 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 57 lt PET, 81 lt damacana olmak üzere toplam 138 litre olarak gerçekleşmiştir. 
 
2014 yılında İtalya’da yıllık kişi başı tüketimin 186 litre, Almanya’da 173 litre, Belçika’da 132 litre, İspanya’da 115 litre olduğunu göz önüne aldığımızda, Kişi başı tüketim oranı 186 litre olan İtalya, 173 litre olan Almanya, 132 litre olan Belçika ve 115 litre olan İspanya gibi AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de ambalajlı su tüketiminin AB’deki tüketim seviyelerine yaklaşmaktadır. 2015 yılında yıllık kişi başına ortalama tüketimi 62 lt PET, 81 lt damacana olmak üzere toplam 143 litre olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.”
 
SUDA PLANLAMA VİZYONU
 
 
Kalkınma Bakanlığı - Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 kapsamında hazırlanan Su Kaynakları Yönetimi Ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda şöyle deniliyor: “Su, insan hayatının yeryüzündeki idamesi için vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir. Çağlar boyunca insanların kurduğu uygarlıkların hemen hemen tamamının su boyu alanlarda ortaya çıkmış olması bir tesadüf değil, aksine bilinçli bir tercihtir.
 
Dünyadaki toplam su miktarı 1 milyar 400 milyon km3 olup yerkürenin dörtte üçünü kaplamaktadır. Ancak, bu miktarın tamamına ulaşılabilmesi ve kullanılabilmesi teknik ve ekonomik yönlerden mümkün değildir. Çünkü suların %97,5’i deniz ve okyanuslarda tuzlu su olarak bulunmakta olup, sadece %2,5’lik kısmı tatlıdır.
 
Tatlı suyun önemli bölümü (%69,5) kutuplarda buzul olarak veya donmuş toprak tabakasında bulunmaktadır. Tatlı suların yaklaşık %30,1’i yeraltı suyu, kalan %0,4’ü ise atmosfer suları (yağış ve atmosferdeki su buharı) ve yüzey sularıdır. Yüzeyde bulunan tatlı su oranının düşük olması, kolaylıkla yararlanabilecek elverişli miktarın az olduğunu göstermektedir. Tipik su kaynaklarından biri olan akarsu ve göllerdeki su miktarının, dünyadaki toplam mevcut su miktarına oranı yaklaşık on binde bir buçuktur.
Dünya genelinde dağılımı adil olmayan bu miktar; su kirliliği, iklim değişikliği ve su havzalarındaki yapılaşmalarla daha da düşmektedir. Buna karşın, hızlı nüfus artışına ve tüketim alışkanlıklarının değişimine bağlı olarak talebin sürekli artması, dünyamızı giderek büyüyen su sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu da “su yönetimi ve güvenliği” konularının ne kadar önem arz ettiğini göstermektedir.
 
Su güvenliği; bir toplumun içme, kullanma, sulama suyu temini ile enerji üretimi gibi amaçlar doğrultusunda ihtiyacı olan suya erişimini sürdürebilme ve suyun olası zararlarından korunma yetkinliğidir. Yirminci yüzyılın son yarısından bu zamana değin hızlı nüfus artışı, tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve endüstriyel gelişmeler küresel, bölgesel ve yerel ölçekte önemli su sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Küresel iklim değişikliği, su ihtiyacı ile kullanılabilir su miktarı arasındaki dengesizlik, kentsel ve endüstriyel atıksu deşarjlarının neden olduğu su kirliliği, ekosistemlerin bozulması ve yanlış arazi kullanımları sonucu sel, taşkın gibi olayların artması su krizine neden olan başlıca sorunlar arasında sayılmaktadır. Küresel ölçekte yaşanan su krizi ile ilgili tüm göstergeler durumun giderek kötüleştiğini ve düzenleyici önlemler alınmaz ise su sıkıntısının daha da artacağına işaret etmektedir.
 
Su kaynaklarının etkin kullanımı; suyun çevresel, sosyal ve ekonomik kriterler çerçevesinde israf edilmeden ve kalitesi korunarak kullanılması ve tüm su kullanıcılarına hakça tahsis edilmesidir. Su kullanımında tüm bu unsurların sağlanabilmesi için de sürdürülebilir bir su yönetimi felsefesi ve yaklaşımının benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir.
Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1.500 m3 civarında olup, ülkemiz su kısıtı bulunan ülkeler arasında yer almaktadır. 2030 yılında nüfusu yaklaşık olarak 100 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecektir.
Su sıkıntısına karşı geliştirilebilecek çözümlerin temelinde kısıtı oluşturan bileşenlerin iyi irdelenerek etkisinin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması gelir. Bu bağlamda ‘Su Yönetimi’ suyun etkin kullanımı, korunması ve kontrolü hususunda önemli bir üst kavram olarak ortaya çıkar. Bu doğrultuda, su kaynaklarının her tür kullanım amacıyla korunması, kirlenmesinin önlenmesi, kirlenmiş olan su kaynaklarının kalitesinin iyileştirilmesi maksadıyla uzun vadeli koruma program ve tedbirlerini içeren havza koruma eylem planları hazırlama çalışmaları ve su temin sistemindeki kayıp ve kaçaklar azaltılarak ülke su kaynaklarının etkin kullanılması amacıyla proje çalışmaları başlatılmıştır…”
 
Rapora göre, Su Kaynakları Yönetimi ve Güvenliğinde Güçlü-Zayıf Yanlar Analizi şöyle:
 
GÜÇLÜ YANLAR
• Su kaynaklarının yönetimini ve güvenliğini sağlayacak yeterli sayı ve kapasitede kurum ve kuruluşun varlığı
• Su yönetiminin tek elden yürütülmesiyle ilgili çalışmalara hız verilmesi, Orman ve Su İşleri Bakanlığının kurulmuş olması
• Su yönetiminden sorumlu koordinasyon yetkisi olan Orman ve Su İşleri Bakanlığında
Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün kurulması
• Su Kanunu taslağının hazırlanmış olması
• Havza bazında yönetim anlayışına geçilmiş olması
• Havza koruma eylem planlarının hazırlanmış/hazırlanıyor olması
• AB Su Çerçeve Direktifi kapsamında su kaynakları konularında yapılan çalışmalar
• AB Çevre mevzuatının büyük oranda uyumlaştırılmış olması
• Merkezi kurumların bünyesinde nitelikli mühendis kadrosu bulunması
• Su konusuna duyarlı bir kamuoyunun ve sivil toplum örgütlerinin varlığı
• Su yönetimini verimli, etkin ve tasarruflu bir şekilde gerçekleştirmeyi başaran bazı su ve kanalizasyon idarelerinin iyi uygulama örneği olarak diğerlerine model oluşturması
• 1053 sayılı Kanun çerçevesinde DSİ tarafından halkın sağlıklı suya erişiminin yüksek oranda sağlanmış olması ve ileriye yönelik planlamaların yapılmış/yapılıyor olması
• Mevcut su kaynaklarının potansiyelinin ve kullanımının tespiti için Havza Master
Planlarının DSİ tarafından güncelleniyor olması
• DSİ’nin geliştirdiği sulama projelerinde suyun tasarruflu kullanımı amacıyla,
• Planlama aşamasındaki tüm sulamalarda kapalı sisteme geçilmiş olması
• Planlaması tamamlanmış ama henüz inşaatı başlamamış sulama projelerinin planlamalarının revize edilerek kapalı sisteme çevriliyor olması, işletme safhasındaki sulamalarda ise (sulama birlikleri vb. kullanıcıların talebi üzerine) kapalı sistemlere geçişe yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yapılıyor olması
• Tarımsal sulamada modern sulama sistemlerine geçişte yeterli teşvikin verilmesi
• Yeraltı suyu kullanımlarını kontrol edebilmek üzere sayaç sistemine geçişe yönelik mevzuatın yayımlanmış ve uygulamaya geçmiş olması
• Ülkemizde mühendislik hizmetlerinin sunumunda üst seviyelere gelinmiş olması
• Sularımızın henüz kirlilik yönünden tehlikeli seviyeye gelmemiş olması
• Kısmen de olsa su kullanıcı örgütlerin varlığı
• Su kullanımında tasarruf bilincinin aşılanması için yapılması gerekenlerin biliniyor olması
• Ar-Ge çalışmalarının yapılıyor olması
• Kısmi ve küçük/yerel ölçekte çözüm üretebilme
• Su kaynaklarının geliştirilmesi yönünde yapılan çalışmaların (Barajlar, HES’ler, göletler, taşkın yapıları) ülke ekonomisine kazandırdığı hareketlilik
• Her türlü aksama ve görev çakışmalarına rağmen kurumsal işleyişlerin eksiklikleri giderebilecek bilgi ve deneyime sahip olması
• Su ve kanalizasyon idareleriyle alakalı mevzuatın idarelere tanıdığı/yüklediği haklar, sorumluluk ve yetkiler
• Sınır aşan sular konusunu diplomatik araçlarla ele alıyor olmamız
• Su kaynaklarının korunması için kurumların istekli olması
• Yeterli ve yetenekli eğitimli insan gücü
• Köklü kurumsal yapıların bulunması
• Su kayıp kaçakları konusunda yeni malzemelerin ve teknolojilerin mevcudiyeti
• Büyükşehir su kanalizasyon idarelerinin yapılanması
• Su yatırımlarının günümüzde çok hızlı bir şekilde tamamlanması, bu nedenle yeni yapılacak su projelerine bunların finans sağlaması
• Ulusal ve uluslararası projeler, hibe programları, fon vb. imkanlar dahilinde bir çok plan ve projenin gerçekleştiriliyor olması
• Su yönetimiyle ilgili sorumlu kurumlar sorumluluklarının farkında ve kendi alanlarında yeni açılımlar geliştirme gayretinde olması
• Halkın güvenli su konusunda önceye göre daha duyarlı olması
• Şebeke sularının 10 sene öncesine göre daha güvenli düzeyde olması
• Resmi istatistik programı ile su verilerinin üretilmesinde tüm kurumların iş birliğini sağlamak ve izlemek
• Su çekimi ve kullanımı istatistikleri ile atıksu istatistikleri konusunda 1994’ten bu yana oluşturulan kapasite
• Belediyelere ait verilerin tüm kullanıcılara sunulabilmesi
• Kurumsal kapasitelerin geliştirilmesine yönelik azim ve kararlılığın varlığı
• Kurumsal kapasitenin yeterli ve etkin olması
• Çok fazla sayıda laboratuvar ve analiz imkânımızın olması
• Atıksuyun tekrar kullanımının gündeme gelmesi
• Mevzuat çalışmalarının eksiklikler göz önüne alınarak titizlikle hazırlanıyor olması, etkin ve çok kapsamlı mevzuat ağının olması
• Sınır aşan sular konusunda başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların deneyim ve bilgi sahibi olması
 
ZAYIF YANLAR
• Suyun tek elde yönetilmemesi, idari yapının çok parçalı ve dağınık olması
• Su yönetimi ve güvenliğinin sağlanmasında çok başlılık, sektörler arası kargaşa
• Mevzuatın dağınık ve görev ve yetki çakışmasının sıkça yaşandığı bir yapıya sahip olması
• Kamu yönetiminde genel bir sorun olan kurumlar arası koordinasyon eksikliği
• Etkin bir izleme ve veri tabanının olmaması
• Suyla ilgili yeterli kesin istatistiki bilgilerin olmaması
• Bütün sektörlerde kullanılan suya ait performans bilgilerinin olmaması
• Güncel, güvenilir ve sağlıklı veri üretilememesi, su bilgi sisteminin olmaması, bilgilerin kurumlar arasında paylaşılamaması
• Su yönetiminin bütüncül bir anlayışla planlanmaması
• Yerel idarelerin su yönetimi için gerekli mali ve personel yapısına kavuşturulamaması
• Su kullanıcıların eğitimdeki yetersizlikleri ve kontrolsüz kaynak kullanımı
• Suyu kullanan bedelini ödemeli prensibinin yerleşik hale getirilmemesi
• İyi planlamaya karşılık yetersiz eylem
• Çiftçilerimizin yeni teknolojik sistemlere tam olarak intibak edememesi
• Su kaynaklarının kalite ve miktar olarak korunmasında izleme ve denetim eksikliği
• Su kaynaklarının kullanılması ve korunmasında yerel yönetimlerin teknik ve mali yetersizlikleri
• Suyun fiyatlandırılması ve kullanan-kirleten öder prensibinin özellikle küçük belediyelerde uygulanamaması
• Su kaynaklarımızın sulamada ve içmesuyunda kullanılmasına yönelik tesislerin eskiliği,
• Sularımızın kalite ve miktar yönünden izlenmesinde yetersizlik
• Suyun bilinçli ve verimli kullanılmasını sağlamak için teknolojik gelişimlerden yeterince yararlanılmaması
• Tarımsal sulamada ücretlendirmenin hacme göre değil, alana göre yapılması
• Entegre yaklaşımın olmaması, paydaşların/ kurumların sadece kendi alanındaki sorunu en önemli sorun olarak görmesi
• Üniversiteler ve su ile ilgili kurumlar arası işbirliğinin çok zayıf olması
• Artan nüfus, şehirleşme ve endüstrileşmeye karşılık mevzuatın aynı hızla güncellenememesi
• Su yönetimi ile yetkilendirilmiş kuruluşların fazla olması
• Paydaşların katılımının ve yerel sahiplenmenin eksikliği
• Yapılan tesislerin belediyelere devredilmesi ve belediyelerin sürdürülebilir işletmeyi yapamaması ve etkin kullanmayı engellemesi
• Şehirlerde su tüketiminde bilinçsizlik
• Su kayıp-kaçaklarının yüksekliği
• Su kanalizasyon idarelerinin idari yaptırım yetkisinin olmaması
• Su ile ilgili yürürlükte olan birden fazla kanun ve yönetmelik nedeniyle yetki ve sorumluluk karmaşasının yaşanması
• Arıtılmış atıksuların geri kullanımına yönelik uygulamaların yeterli ve yaygın olmaması
• Kuraklık eylem planının tüm kurumlarca sahiplenip yürütülmemesi
• Çevre koruma ve çevre yönetiminin şehircilikle bir araya getirilmesi
• Kurumlar arası iletişim ve bilgi paylaşımının tam olarak sağlanamaması
• Tarımsal su yönetimi açısından modern sulama tekniklerinin kullanılmaması
• Sanayide AAT kurulum ve işletilmesindeki isteksizlik
• Su kaynakları yönetiminde havza bazında bir yerel yapılanmanın olmaması
• Belediyelerin AAT yapım ve işletme sorunları
• Özellikle yeraltı sularının kontrol edilememesi ve çok sayıda kaçak kuyuların varlığı
• Mevzuatın uygulanmasında denetim ve izleme eksikliği
• Tarım ürün deseninde esnek olamayan yapı
• İstatistiksel veri gizliği nedeniyle mikro verilerin kullanıcılara sunulamaması
• Tarımsal altyapı çalışmalarının tamamlanmadan suya yönelik projelerin geliştirilmesi
• Su ve toprak yönetimine ilişkin görev ve yetkilerin farklı bakanlıklarda olması
• Kurumlar arasında bilgi tecrübe paylaşımının olmaması
• Ulusal bir izleme ve kalite kontrol mekanizmasının oluşturulamaması
• Her kurumun kendi ihtiyaçlarına göre izleme yapmaları

FIRSATLAR
• AB süreci
• Paydaşların katılımcılığı
• Sivil toplum kuruluşları ile işbirliği
• Günün şartlarına uygun Su Kanunu’nun çıkartılması için çalışmaların başlatılmış olması
• Su kaynaklarına yapılacak yatırımlar için gerekli insan gücünün yeterli olması
• Sorunlara vakıf, çözüm önerilerinin neler olduğunu bilen uzmanların varlığı
• SÇD’nin su kaynaklarının korunmasına yönelik direktiflerin mevzuatımıza kazandırılması yönündeki çalışmalar, AB’nin yönlendirmesi ve beklentileri
• Su kaynakları yönetimi ve güvenliğinin sağlanması ile havzalar bazında en rasyonel, ekonomik ve hakkaniyet esaslı çözüme ulaşılabilmesi
• Su kaynaklarımızın büyük çoğunluğunun topraklarımızdan doğması
• AB mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında yapılan yasal ve idari düzenlemeler
• İçme ve kullanma suyu temininde, dağıtımında ve arıtımında modern teknolojileri kapsayan projelerin üretilmesi ve uygulanması
• Su kullanıcı örgütlerimizin sayısının yeterli sayılabilecek düzeyde olması
• Suyun bilinçli kullanımı ve su ekonomisi sağlanması konusunda yeterli eğitim kurumların varlığı
• Ciddi yenilenebilir enerji potansiyelimizin varlığı
• Toprak ve iklim çeşitliliğimiz (su temini problemleri de çözüldüğü takdirde)
• Havzalar arasında su transfer alternatiflerimizin varlığı
• Bilimsel açıdan hem TÜBİTAK, hem de AB destek programlarının artık önceden olmadığı kadar daha fazla araştırma imkanı sunuyor olması
• Su ve çevre ile ilgili konularda artan bilincin su yönetimi planlamasının daha rahat uygulanmasını sağlayabilecek olması.
• Afet risklerinden dolayı hız kazanan “kentsel dönüşüm” uygulamalarının “su yönetimi” esaslı olarak yapılması sağlanabilir. Mevzuata bu konular eklenmelidir.
• Türkiye’nin büyüyen ekonomisinin getirdiği su yatırım fırsatları
• Uluslararası ve bölgesel örgütler ve uzman kuruluşlarda Türk yetkili ve akademisyenlerin su politikalarını şekillendirmeye yönelik fırsatları
• Su kaynaklarının korunması ile ilgili yapılacak yatırımların (AAT-Atıksu Arıtma Tesisi) henüz tamamlanmamış olmasının daha doğru planlamaların yapılmasına imkan sağlaması
• Havza koruma eylem planları doğrultusunda kurulmuş ve devrede olan AAT’lerin giderek artması
• Su kanalizasyon idarelerinin su dağıtımı tarife plan konusunda sahip olduğu tecrübeler
• Alternatif su kaynaklarına (Yağmur suyunun toplanması, atıksuyun geri kullanılması, tasarrufa yönlendirme konusunda) bölgesel planlarda yer verilmesi ve uygulanması
• Kamunun içmesuyu ve kanalizasyon alt yapı yatırımlarında N<25.000 belediyeleri desteklemesi
• Tarımda teknolojik sulama sistemlerinin kullanılmaya başlamış olması
• Yatırımların daha kısa sürede hayata geçirilmesi
• Çevre altyapı yatırımlarında kamu özel sektör işbirliğinden yararlanılması
• AB katılım hazırlık sürecindeki kapasite geliştirme hibe ödenekleri
• Özellikle sektörel su tahsislerinde eksikliğin ve yanlışların farkında olunması
• Veri konusunda eksikliğin görülerek adımlar atılmaya başlanması
• Artan ekonomik güç
• Su tasarrufu konusunda eğitilmeye açık toplumsal yapı
• Ülkemizde su kullanımının kayıtlı veri haline döndürülmesi sonucunda istatistiklerin daha kısa zamanda daha güvenilir olarak üretilmesi
• Türkiye’nin henüz su fakiri ülke durumuna gelmemiş olması
• Su yönetimi konusunda Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının artması
• Kurumsal yapının yeniden gözden geçirilip iş ve yönetime katkısı olmayacak düşük potansiyelli kurum ve kuruluşların kapatılması
• Gelişen sulama teknolojisi
• Uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin olumlu yansımaları
• Altyapı için suyun fiyatlandırılması
• Dünya ölçeğindeki uygulamaların planlamalara bakış açısı oluşturabilmesi
• AB uyum çalışmaları ve üyelik süreci nedeni ile AB fonlarının kullanılabilirliği

TEHDİTLER
• 2030 yılı itibariyle “su kısıtı yaşayacak” bir ülke durumuna gelinecek olması
• Artan su ihtiyaçları ve tüketimi
• Küresel iklim değişiklikleri ve buna yönelik tedbirler alınmaması
• Su kaynakları çevresindeki yapılaşmanın önlenememesi
• Sınır aşan sular konusunda güney komşularımızda (Suriye, Irak) yaşanan iç karışıklıklar
• İnsan yaşamı için vazgeçilmez olan suyun ve su yönetiminin teknik bir konu olarak ele alınması gerekirken siyasi müdahalelere fazlasıyla açık olması
• Su kaynaklarımızın miktar ve kalite olarak koruma altına alınmaması nedeniyle bütün sektörler için (içmesuyu, sanayi, tarım) kullanılamaz hale gelmesi ve su kıtlığı olan ülke haline gelinmesi
• Yerel yönetimlerin siyasi baskılar nedeniyle görevlerini sağlıklı yürütememeleri
• Yerel yönetimlerin güvenli içme-kullanma suyu sağlama ve bunun sürdürülebilirliği çalışmaları konusundaki farkındalık düzeyinin düşük olması,
• Ambalajları suların içme-kullanma suyuna (şebeke) alternatif olduğu algısının yaratılmaya çalışılması
• Su yatırımlarına yeterli ödenek ayrılmaması
• Bilinçsiz sulamanın yapılmasıyla hem aşırı su kullanımı hem de bunun, toprağın çoraklaşma ve tuzlanmasına sebep olması
• Tarımsal sulama desteklerinin yanlış projelendirme ve kullanımla hem kaynakların israfı hem de sürdürülebilir toprak ve su kaynaklarını tehdit etmesi
• Çözüm uygulamaları hayata geçirildiğinde paydaşların tümünün yer almaması
• Taşkınlar ya da kuraklıklar gibi doğal felaketlerle karşılaşma riskinin yüksek olması
• Artan kontrol dışı bir su talebinin varlığı
• Kurumlar arası yetki kargaşasının devam etmesi durumunda sürdürülebilir bir su yönetimini imkansız hale gelme olasılığı
• Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin planlandığı ve hizmetlerin yerelleştirilmesi düşünüldüğünde, su ve kanalizasyon idarelerinin eş zamanlı ve aynı tepkiler vermeleri, siyasi otoritelerin bu konulardaki tavrının sınırlarının belirlenememesi
• Su kaynaklarının korunması ve su yönetimi uygulaması için uzun süreli planlar yapılırken hedeflerin de uzak tutulması. Bunun yerine hızlı ve etkin çözümler esas alınmalı
• Havza planlamasında toprak-su; yer altı suyu-yüzey; memba-mansap ve su kalitemiktar- ekolojik durum ilişkisini bugüne kadar tam olarak gözeten bir yapılanmanın olmaması
• 2000’li yıllardan bu yana yürütülen çok sayıda projenin çıktılarının ve uygulamalarının eşgüdümlü olarak değerlendirilmemesi
• Siyasi çoğunluk ilkesi ve katılımcılık ilkesini gözeterek yasal ve kurumsal düzenlemeleri yapmamış olmamız.
• Politika ve uygulama değişiminin çoğulculuk ve katılımcılık ilkeleriyle yürütülmemesi
• Belediyelerin taahhütlerini zamanında yerine getirememesi
• Belediyelerin imar planı yetkisi nedeniyle çarpık kentleşme ve kötü planlama yapılması
• SKKY’ne rağmen alıcı ortamlara direkt atıksu deşarjı olması
• Bilinçsiz zirai ilaçlama ve suni gübre kullanımının yol açacağı riskler
• Kirleten öder prensibinin gerektiği şekilde uygulanamayışı
• Şehirlere göç
• Kurumsal anlamda yenilenme adına yapılan değişiklikler
• Akarsu havzalarındaki aşırı kirlenmenin tarımsal ürün ticaretine etkileri
• Sektörel su tahsis planlarının gecikmesi ile su kaynakları üzerinde sanayi tehdidinin devam etmesi
• Kurumların sürekli değişikliğe uğraması, kurumsallaşamaması
• Kaçak su çekimi ve kullanımı
• Hızlı nüfus artışı
• Uluslararası anlaşmalar ve taahhütler nedeni ile su kaynaklarımızın geliştirilmesinde yaşayacağımız sorunlar
• Kurumların kapatılması, görev-yetki ve sorumluluklarının değişmesinden dolayı kurumsal hafızanın oluşmaması
• Ulusal veri tabanı için kurumların ürettikleri verileri paylaşmadaki isteksizliği
• Kurumlarda yetki kaybı korkusu
• Sınır aşan sularda ortak çalışma için bölgesel istikrarın olmayışı
 
UZUN VADELİ HEDEFLER (2023 YILI)
•Su yönetimi, ilgili tüm kurum/kuruluşlarla; eşgüdüm, işbirliği ve koordinasyon içerisinde ve katılımcı bir yaklaşımla, sistematik olarak gerçekleştirilecektir.
• Yüzeysel ve yeraltı suyu kalitesinin ve miktarının korunması ve iyileştirilmesi, kirliliğinin önlenmesi ve kontrolü için su kaynaklarında gerekli yatırım, denetim ve yaptırım sistematik olarak yapılacaktır.
• Su yönetimine ilişkin AB müktesebatındaki gelişmeler takip edilerek, ulusal mevzuata uyumlaştırılacak, mevcut mevzuattaki uyumsuzluklar, eksiklikler ve belirsizlikler giderilerek, kurumların görev, yetki ve sorumlulukları netleştirilecektir.
• Yerleşim yerlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarının tamamı sağlanacaktır.
• Ülke genelindeki tüm yerleşimler için kanalizasyon ve atıksu arıtma tesislerinin kurulması ve deşarj standartları sağlayacak şekilde çalıştırılması sağlanacaktır.
• Hassas su alanlarına yapılacak evsel nitelikli atıksuların deşarjından önce azot ve fosfor giderimi yapılacaktır.
• Su kayıp kaçak oranının AB düzeyinde ve ekonomik olarak uygulanabilir seviyeye indirilecektir.
• Havza bazında sektörel su tahsisleri planlaması tamamlanacaktır.
• İçme ve kullanma suyu temin edilen havzalarda özel hüküm belirleme çalışmaları tamamlanacaktır.
• Havzalarda dere ıslahı, taşkın koruma tesisleri ve benzeri taşkın önleyici ve düzenleyici tüm su yapılarının sayısı 10.000’e çıkarılacaktır.
• Havzalarda afet (sel, taşkın, çığ, vb.) tahmin ve erken uyarı sistemleri kurulacaktır.
• Havza bazlı “taşkın risk haritaları ve yönetim planları” ve “kuraklık yönetim planları” tamamlanacaktır.
• Havza bazında yeraltı suyu potansiyeli belirlenecek, beslenim-boşaltım dengesine ulaşılması sağlanacaktır.
• Su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülerek, su potansiyelinin etkin kullanımını artırılacak ve potansiyelin tamamı (112 milyar m3) kullanılabilir hale getirilecektir.
• Teknik ve ekonomik olarak sulanabilir gerçek arazi miktarı 8,5 milyon ha’a çıkarılacaktır.
• Yağmurlama ve damla sulama tesisleri kurulan alanın 1.000.000 ha’a ulaşması sağlanacaktır.
• Sulamada kullanılan suyun ölçülmesine yönelik unsurlar projelere dahil edilecek, suyun ölçülerek kullanımı sağlanacaktır.
 
Son olarak, Rapor’un ‘Sonuç Ve Genel Değerlendirme’ bölümünü aktaralım:
 
“Ülkemiz yarı kurak iklim bölgesinde yer aldığından, kullanılabilir su kalitesinin ve miktarının artırılması, su koruma ve kullanma dengesinin sürdürülebilirliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu maksatla ve suyun iyi yönetimi açısından; bütün bakanlık, kurum ve kuruluşların koordinasyon ve işbirliği içerisinde ve ortak bir strateji çerçevesinde hareket etmeleri gerekmektedir.
 
Türkiye’de son yıllarda su mevzuatının yeniden düzenlenmesine yönelik birçok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar her ne kadar çoğunlukla ülke ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini birbirini tamamlar biçimde ele alsa da ortaya çıkan mevzuata bütüncül biçimde bakıldığında örtüşmeyen hatta çelişen düzenlemelerin olduğu görülmektedir. Mevzuat değişikliklerinin genellikle her kurumun kendi kurumsal görev ve yetkileri ışığında değerlendirilmesi ve ülkemizin su konusundaki çıkarlarını gözeterek politika ve hedeflerini ortaya koyan temel bir belgenin olmaması sonucunda bugün geldiğimiz noktada su mevzuatımızın çok parçalı ve ülke ihtiyaçlarını bütüncül bir bakış açısıyla ele almayan nitelikte olduğu görülmektedir.
Bütün bu tespitler ışığında son dönemdeki en önemli gelişme kapsamlı bir “Su Kanunu” hazırlığıdır. Su Kanunu uzun yıllardır dile getirilen ve beklenen bir mevzuattır. Söz konusu Kanunun hazırlıkları ulusal ihtiyaçlarımız ve AB sorumluluklarımız da dikkate alınarak hazırlanmaktadır. Katılımcı bir yaklaşım esas alan Kanun ilgili tüm paydaşların görüşlerini alarak hazırlanmaktadır. Kanun su yönetimine entegre bir yaklaşımla bakarak aşağıdaki başlıklarda açılımlar getirmeyi hedeflemektedir (Ormancılık ve Su Şurası, Havza Yönetimi ve Su Bilgi Sistemi Çalışma Grubu Raporu, 2013):
 
• Su yönetimindeki çok başlılığın önüne geçilmesi
• Havza esaslı su yönetimi
• Havza esaslı tahsis
• Suyun miktar ve kalite olarak yönetimi
• Suyun devletin mülkiyet ve tasarrufunda olması
• Tam maliyet prensibi (Kullanan/Kirleten Öder)
• Su yönetimine paydaşların katılımı
• Su yönetiminde koordinasyon sağlanması
• Taşkın yönetim planları hazırlanması ve imar planlarında bunların dikkate alınması,
• Ulusal Su Planı hazırlanması
• Su Yönetimi Üst Kurulunun oluşturulması
• Doğal mineralli suların tahsisinin Su Kanunu kapsamına alınması
• Ulusal su bilgi sistemi’nin kurulması
• Alıcı ortam bazlı deşarj standardı
• Su kullanımında ve su yapılarının inşasında ekosistem ihtiyaçlarının dikkate alınması
• Suyu usulsüz kullanan ve kirletenlere caydırıcı ceza
• AB Su Çerçeve Direktifi’ne uyumun sağlanması Ormancılık ve Su Şurası, Havza Yönetimi ve Su Bilgi Sistemi Çalışma Grubu Raporu (2013)’na göre ülkemizde su kaynakları yönetimi konusunda aşağıdaki sorunlar ve çözüm önerileri belirlenmiştir.
• Türkiye’de su kaynaklarının yönetimi çok parçalı, dağınık bir yapı sergilemektedir. Dolayısıyla, havza temelli yönetim ve su planlama çalışmalarını yönlendirecek ilkelerin ve araçların ulusal su politikası ve stratejileri kapsamında belirlenmesi gerekir. Ulusal su planları ise kalkınma planları, bölgesel ve kentsel gelişme dinamiklerini yönlendiren planlar ile bütünsel bir yapı içinde ve havza düzeyinde ele alınmalıdır. Su yönetimi izin, izleme, denetim adımlarını içeren bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Bu sebeple su yönetimine dair bütün uygulama ve politikalar tek bir kurum tarafından koordine edilmelidir.
• Nitelik ve nicelik açısından veri eksikliği ve mevcut verilerin iyi kalitede olmaması, havza koruma eylem planı ve özel hüküm belirleme çalışmalarında karşılaşılan en büyük güçlükler arasında yer almaktadır.
• Su tahsisleri çevresel, sosyal, ekonomik analizleri ve toplumsal girdileri içeren bilimsel yöntemlere dayanmalıdır. Su tahsisi risk yönetiminin yanı sıra, verilerin ve bilgilerin güncellenmesine adapte olabilen mekanizmaları da içermelidir.
• Su tahsisi önceliklendirilmeli ve kullanıcıların suya erişimleri ile ekosistem güvenliği garanti altına alınmalıdır.
• Yüzeysel ve yeraltı sularındaki su kalitesi birden fazla kurum ve kuruluş tarafından izlenmektedir. Farklı kurum ve kuruluşlarca işletilen hidrometrik ve su kalitesi gözlem istasyonlarında ölçülen parametreler, ölçüm sıklığı, örnekleme ve analiz metodları arasında farklılıklar gözlenebilmektedir. Su kalitesi gözlem ağlarının su kaynaklarının daha iyi planlanmasına ve kontrolüne yardımcı olacak, farklı kurumların maksat ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yeniden düzenlemesine ihtiyaç vardır. Bu hem kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını, hem de veri kalitesinin iyileştirilmesini sağlayacaktır.
Verilerin merkezi bir bilgi sistemi üzerinden ilgili kurum ve kuruluşların ve araştırmacıların erişimine açılarak veriden bilgi üretilmesinin teşvik edilmesi, su kaynaklarının planlanması ve korunması için kollektif ve/veya alternatif çözümlerin üretilmesini sağlayacaktır.
• Su kaynaklarının planlanması ve korunması için referans ve yetkilendirilmiş laboratuarların akredite olması ve bu laboratuvarların ülke çapında yaygınlaştırılarak ilgili mevzuatta yer alan tüm parametreleri ölçebilecek yetkinliğe ulaşması gerekmektedir.
• Su kaynakları için yayılı kirlilik büyük tehdit oluşturmaktadır. Farklı mevzuatlar kapsamında yayılı kaynakların kontrolüne yönelik iyileştirmeler mevcut olsa da, yayılı kaynakların kontrolünün su havzalarının planlanması ve korunması önceliğinde de değerlendirilmesi gerekmektedir.
• Kirletici kaynaklardan gelen yüklerin azaltılması, denetlenmesi ve bu kaynakların su kalitesi üzerinde oluşturabilecekleri baskıların tanımlanabilmesi ve azaltılması için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların birlikte politika üretmesi, işbirliği içerisinde eşgüdümlü çalışması gerekmektedir.
• Su kaynaklarının korunması için HKEP’nda öngörülen çerçeveye uygun olarak gerekli arıtma yatırımlarının yapılması, noktasal deşarjların etkin ve sürekli izlenmesi, arıtma sistemlerinde enerji verimliliğinin teşvik edilmesi, mevcut atıksu arıtma tesislerinin sürekli ve sağlıklı işletilmesinin sağlanması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
• Su kaynaklarının korunması için erozyonun etkilerinin azaltılması ve erozyonla mücadele edilmesi stratejik bir öneme sahiptir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların birlikte politika üretmesi, işbirliği içerisinde eşgüdümlü çalışması gerekmektedir.
• AB üye ülkeleri Yunanistan ve Bulgaristan ile birlikte kıyıdaşı olduğumuz Meriç nehri sınır aşan su havzasında, Bulgaristan ve Yunanistan’ın AB SÇD bağlamındaki yükümlükleri bağlamında AB nezdinde gündem yapıcı, proaktif politikalar izlenmelidir.
• Türkiye, sınır aşan su diplomasisi ve hukukunda deneyimlerine dayanarak bölgesel su hukukunun oluşumunda aktif rol oynamalıdır.
• Suyun sektörler arasında hakça paylaştırılması ve verimli kullanımı sağlanmalıdır.
• Su tüketiminin azaltılmasının yanı sıra alternatif su kaynaklarına yönelmek gerekebilir. Atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı, deniz suyunun arıtımı (desalination), yağmur suyu hasadı ve gri suyun kullanımı gibi alternatifler ülkemiz şartları için değerlendirilmelidir.
• Gerek ulusal düzeyde hazırlanacak su planı kapsamında, gerekse havza yönetim planlarında ekosistemlerin korunması, ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilirliği bir arka plan konusu olarak değil öncelik olarak ele alınmalı ve bütün plan aşamalarında bu yaklaşımı destekleyecek kararlar üretilmelidir. Özellikle son yıllarda bazı akarsu havzalarında hidroelektrik santrallerin yarattığı çeşitli olumsuz ekolojik ve sosyal etkilerin çözülmesi ve tekrarlanmaması için havza yönetim planları hazırlanırken her türlü yatırımın tatlı su ekosistemi üzerindeki kümülatif etkileri değerlendirilmeli, ilgili standartları ve kurumsal kapasiteleri geliştirilmelidir.
• Su gibi son derece hayati, kısıtlı ve ikame edilemeyen bir doğal kaynağın korunması, akılcı kullanımı ve bütüncül yönetiminde paydaşların bilgi edinme, kararlara katılma ve uygulamayı güçlendirme yönündeki talepleri; yasa yapıcılar ve planlama yetkisine sahip kurumlarımızca hâlihazırda devam eden yeniden yapılanma sürecinde dikkate alınmalıdır.
• AB SÇD yaklaşımında olduğu gibi tatlı su ekosistemlerinin korunması ve iyi duruma ulaştırılması temel prensibi etrafında toplumun sağlıklı ve yeterli miktarda suya erişimi ile ekonomik ve sosyal açıdan sürdürülebilir bir kalkınma hedefinin ancak katılımcı bir yaklaşımla ve toplumsal destek ile başarılabileceği gerçeği ile 25 havzada nehir havzası yönetim planları hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Politikalar oluşturulurken ve su yönetimi planları hazırlanırken iklim değişikliğinin dikkate alınması şarttır.
 
• Su kullanıcı örgütleri (Sulama birlikleri ve kooperatifleri) “suyun akılcı kullanımı” prensibi etrafında yeniden tek bir çatı altında organize olmalıdır. Su kullanım ücretleri alana göre değil, tüketime (m3) göre tahsil edilmelidir. Sulama için harcanan enerjiye indirim uygulanmalı ve tahsilât hasat sonunda yapılması hususu da değerlendirilmelidir.
• Modern sulama teknolojilerinin uygulanması ve iyi tarım uygulamaları konusunda su kullanıcı örgütleri ve çiftçileri eğitilmeli ve teşvik edilmelidir.
• Yeraltı sularının kayıt dışı, aşırı ve bilinçsiz kullanımı önlenmeli, akiferin yıllık besleme miktarından daha fazla su çekilmemelidir.
• Su kayıplarının azaltılması için gerekli veri setlerinin teminini sağlayan bir sistem olan SCADA’nın kullanılması önerilmektedir. Basınç yönetimi fiziki kayıpların ve boru patlaklarının oluşma sıklığının azaltılmasında kullanılabilen etkin bir yöntemdir. Bu konuda, şebekedeki hidrolik su modellemesi, basınç yönetimi için önemli bir araçtır.
• Kurumların birbirinden farklı yapıda teşkilatlanması, su verisinin havza bazlı üretilememesi, veri üretim ve paylaşım sorunları; su verisi ile ilgili gereksinimlere cevap verebilecek ve kurumlar arası birlikte çalışabilir bir bilgi sisteminin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç doğrultusunda Ulusal Su Bilgi Sistemi (USBS) kurulmalıdır. 
 
Ormancılık ve Su Şurası, Su Kalitesi Yönetimi Çalışma Grubu Raporu (2013)’na göre;
• Atıksu arıtma tesislerinin dünyadaki gelişmelere paralel olarak, teknolojik ve ekonomik en uygun teknolojiler kullanılarak inşa edilebilmesi için öncelikle, su yönetiminin ayrılmaz bir parçası olan atıksu yönetimi ile ilgili politikaların tek bir “kurumsal yapı” altında geliştirilmesi, uygulanması ve ilgili çeşitli kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması son derece önemlidir. 
• AAT’lerin işletimiyle ilgili sorunların çözülmesi için uzun süreli işletme ihalelerine izin verecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır. AAT yatırımlarının “yap-işlet” veya “yap-işlet- devret” gibi modern finans yöntemleriyle yapımı ve işletilmesi için gerekli özendirici önlemler alınmalıdır. Ayrıca arıtma tesisi işletimiyle ilgili bir yeterlilik tanımı yapılmalı ve tesis operatörlerinin “yeterlilik sertifikası”na sahip olmaları şart koşulmalıdır.
 
Netice olarak, ülkemizde öncelikle su kaynaklarının koruma kullanma dengesi esas alınarak katılımcı bir yaklaşımla kimyasal, ekolojik, miktar, sosyal, ekonomik mekansal, çevre düzeni planı, iklim değişikliği, su verimliliği gibi bütün mekanizmalarını bütünleştiren üst çevresel hedeflerinin belirlenerek; mevcut durumunun tespitiyle, sucul hayatın sürdürülebilir şekilde korunması, kullanılması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, su ile ilgili bilgilerin tek elde toplanması, izlenmesi, havza bazında bütüncül planlamalarının yapılması hususları su kaynaklarımızın korunması açısından önem arz etmektedir. Su kaynaklarının yönetimi ve planlanmasında ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanabilmesinin en önemli koşullarından bir tanesi hazırlanan planların ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde gerçekleştirilen diğer planlama süreçleriyle uyumlu olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, ulusal bölgesel ve havza düzeyinde yapılacak su planlaması çalışmalarının, yatırımları yönlendiren kalkınma planları ile her tür ve ölçekte mekânsal planlama süreçlerine entegre edilmesi gerekmektedir.”
 
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.