OTOMOTİV SEKTÖRÜ, SON 8 YILIN ZİRVESİNDE!

 Sektöre dair ilk verimiz, Milliyet Gazetesi’nin Mart 2016 tarihli ve “Otomotivde 8 yıldır böylesi görülmedi!” başlıklı haberi. Haberin devamında ise, “Otomotiv sektörü yüzde 17 artış ve 1 milyar 985 milyon dolar dış satım ile 2008 yılından bu yana en yüksek şubat ayı ihracat rakamına ulaştı. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Sabuncu ‘İhracatın en çok yapıldığı Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve İspanya gibi gelişmiş ülkelere yüzde 48’e varan oranlarda artış kaydedildi’ dedi.

 
Türkiye ihracatının lokomotifi konumundaki otomotiv endüstrisi, yüzde 17 artış ve 1 milyar 985 milyon dolar dış satım ile 2008 yılından bu yana en yüksek şubat ayı ihracat rakamına ulaştı.
Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliğinden (OİB) yapılan yazılı açıklamaya göre, otomotiv endüstrisi, liderliğini sürdürdüğü şubat ayında, genel ihracat artışını katladı. Türkiye ihracatının yüzde 3 artış ile 10 milyar 790 milyon dolar olduğu şubat ayında, otomotiv endüstrisi yüzde 17 artışla 1 milyar 985 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
 
Otomotiv endüstrisi, böylece hem küresel krizin yaşandığı 2008 yılından bu yana en yüksek şubat ayı ihracat rakamına hem de Türkiye ihracatından son yıllarda aldığı en yüksek pay olan yüzde 18,4 seviyesine ulaştı.
 
OİB Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Sabuncu, şubat ayı ihracat rakamlarını değerlendirirken, son yılların en iyi şubat ayı performansını sergilediklerine dikkati çekti. Sabuncu, en büyük pazar olan AB ülkelerinin sektör ihracatından aldığı payda bugüne kadarki en yüksek oran olan yüzde 81’e ulaşıldığını belirterek, şunları kaydetti: ‘İhracatın en çok yapıldığı Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve İspanya gibi gelişmiş ülkelere yüzde 48’e varan oranlarda artış kaydedildi.  Almanya’ya yönelik ihracat artışında, bu ülkeye yönelik yan sanayi ihracatının yüzde 9, binek otomobiller ihracatının yüzde 26 ve otobüs-midibüs-minibüs ihracatının yüzde 41 artması etkili oldu.”
 
Sabuncu, sektörün yıl sonunda 23 milyar dolar ihracat hedeflediğini hatırlattı. Şubat ayı verilerine göre, ürün grubu bazında da ihracatta yüzde 36’yı bulan artışlar yaşandı. Sektör ihracatından yüzde 38 pay alan otomotiv yan sanayi, yüzde 11 artışla 761 milyon dolar ihracata imza attı. Yüzde 29 paya sahip binek otomobiller ise yüzde 3 artışla 583 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Yüzde 23 paya sahip eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı yüzde 36 gibi yüksek bir artışla 467 milyon dolar, otobüs-minibüs-midibüs ihracatı da yüzde 32 artarak 127 milyon dolar oldu.
Türkiye otomotiv endüstrisinin en büyük pazarı olan Almanya’ya artış,  ocak ayının ardından şubatta da yükselerek sürdü. Almanya’ya ihracat yüzde 32 artışla 339 milyon dolar olurken, diğer en büyük pazarlardan Birleşik Krallık’a yüzde 5 artışla 236 milyon dolar, Fransa’ya yüzde 11 artışla 215 milyon dolar,  İtalya’ya yüzde 48 artışla 195 milyon dolar, İspanya’ya yüzde 12 artışla 125 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi.
 
Hedef pazarlardan Hollanda’ya ihracat artışı yüzde 172 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşırken, Belçika’ya ihracatta ise yüzde 15, Rusya’ya da yüzde 33’lük düşüş yaşandı.
Ülke grubu bazında endüstrinin en büyük pazarı olan AB ülkelerinde,  şubat ayı itibarıyla bugüne kadar alınan en yüksek paya ulaşıldı. Şubat ayında yüzde 81’lik paya ulaşan AB ülkelerine ihracat, yüzde 21 artışla 1 milyar 605 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün ikinci en büyük pazarı Ortadoğu ülkelerine de yüzde 27 artışla 110 milyon dolar ihracat yapıldı. Yılın ikinci ayında alternatif pazarlar arasındaki Amerika ülkelerine yüzde 13, Afrika ülkelerine yüzde 15 düşüş yaşandı” deniliyor.
 
İkinci adımda, sektörün önde gelen yapılanmalarından olan Otomoiv Distribütörleri Derneği’nin sitesinde yer alan Şubat 2016 tarihli “Türkiye Otomotiv Pazarı Sektörel  Değerlendirme”sine bakıyoruz.
 
Değerlendirmeye göre, Türkiye Otomotiv Sektörü 2016 yılı Ocak-Şubat döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre toplam pazar %7,5 azalarak 87 bin 963 adet, üretim %3,2 artarak 218 bin 280 adet ve ihracat %4,8 artarak 167 bin 482 bin adet oldu. İhracat değeri ise %2 oranında artarak 3 milyar 575 milyon dolar seviyesine ulaştı.
 
Türkiye Otomotiv Sektörü 2016 yılı Şubat ayında, geçen yılın aynı ayına göre toplam pazar %7,4 azalarak 54 bin 223 adete, üretim ,7 artarak 120 bin 691 adete ve ihracat %22,4 artarak 98 bin 682 bin adete ulaştı. İhracat değeri ise oranında artarak 2 milyar 27 milyon dolar seviyesine ulaştı.
 
Türkiye Otomotiv toplam pazarı (otomobil, hafif ticari araç ve ağır ticari araç) 2016 yılı Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre %7,51 azalarak 87.963 adet oldu. Geçen sene aynı dönemde 95.109 adet satış gerçekleşmişti.
2016 yılı Şubat ayı toplam pazarı 54.223 adet oldu. 58.533 adet olan 2015 yılı Şubat ayı toplam pazar satışlarına göre %7,36 oranında küçüldü.
 
Türkiye Otomotiv Pazarı, 10 yıllık Şubat ayı ortalama satışlara göre ise %28,32 arttı.
Türkiye Otomotiv pazarında 2016 yılı ilk iki aylık dönemde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı 85.538 adet olarak gerçekleşti. 89.946 adet olan 2015 yılı aynı dönemi otomobil ve hafif ticari araç pazar toplamına göre satışlar %4,90 oranında azaldı. 2016 yılı Şubat ayı Otomobil ve Hafif Ticari Araç toplam pazarı 52.825 adet oldu. 55.331 adet olan 2015 yılı Şubat ayı otomobil ve hafif ticari araç pazar toplamına göre satışlar %4,53 oranında küçüldü. Otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Şubat ayı ortalama satışlara göre %32,98 artış gösterdi.
 
Türkiye Otomotiv pazarında, 2016 yılı ilk iki aylık dönemde otomobil satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre %2,1 azalarak 63.946 adete geriledi. Geçen sene aynı dönemde 65.351 adet satış gerçekleşmişti. 2016 yılı Şubat ayı Otomobil Satışları bir önceki yılın aynı ayına göre %0,56 azalarak 40.588 adete geriledi. Geçen sene Şubat ayında 40.817 adet satış gerçekleşmişti. Otomobil pazarı, 10 yıllık Şubat ayı ortalama satışlara göre %49,51 artış gösterdi.
 
Türkiye Otomotiv pazarında, hafif ticari araç pazarı 2016 yılı Ocak-Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ,34 oranında azalarak 21.592 adet seviyesinde gerçekleşti. Geçen sene aynı dönemde 24.631 adet satışa ulaşılmıştı. Hafif Ticari Araç Pazarı 2016 yılı Şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre ,69 oranında azalarak 12.237 adet seviyesinde gerçekleşti. Geçen sene Şubat ayında 14.514 adet satış gerçekleşmişti. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Şubat ayı ortalama satışlara göre %2,70 azaldı.
 
Türkiye Otomotiv pazarında, ağır ticari araç pazarı 2016 Ocak-Şubat döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre %53,03 azalarak 2.425 adet oldu. 2015 yılı aynı döneminde 5.163 adet satış gerçekleşmişti. Ağır ticari araç pazarı 2016 Şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre %56,34 azalarak 1.398 adet oldu. 2015 yılı Şubat ayında 3.202 adet satış gerçekleşmişti.
2016 yılı Şubat sonu otomobil pazarı motor hacmine göre incelendiğinde, en yüksek paya %96,2 oranıyla yine 1600cc altındaki otomobiller 61.518 adet ile sahip oldu. Ardından %2,93 pay ile 1600-2000cc aralığındaki otomobiller ve %0,86 pay ile 2000cc üstü otomobiller yer aldı. 2015 yılı aynı döneme göre, 1600cc altındaki otomobil satışlarında %1,52 ve 1600-2000cc aralığında motor hacmine sahip otomobil satışlarında ,99 azalış görülürken, 2000cc üstü otomobillerde %0,55 artış görüldü. 2016 yılı iki aylık döneminde 85kW altı 1 adet ve 121kW üstü 3 adet elektrikli otomobil satışı gerçekleşti.
 
2016 yılı Şubat sonu otomobil pazarı ortalama emisyon değerlerine göre incelendiğinde, en yüksek paya %46,25 oranıyla 100-120 gr/km arasındaki otomobiller (29.577 adet) ve ardından yine %24,78 pay ile 120-140 gr/km arasındaki otomobiller (15.846 adet ) sahip oldu.
2016 yılı Şubat sonu dizel otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre %1,29 oranında azaldı. 2016 yılı Şubat sonu otomobil satış adetleri, 2015 yılı aynı dönemi ile kıyaslandığında, dizel payı %61,90’dan %62,41’e (39.910 adet) yükseldi.
 
2016 yılı Şubat sonu otomatik şanzımanlı otomobil satış adetleri 2015 yılı aynı döneme göre ,80 arttı. 2016 yılı Şubat sonu otomobil satış adetleri geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında, otomatik şanzımanlı otomobil satışlarının payı %44,99’dan %55,05’e (35.202 adet) yükseldi.
2016 yılı Şubat sonu otomobil pazarı segmentinin %80,12’sini yine vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerinde yer alan araçlar oluşturdu. Segmentlere göre değerlendirildiğinde, en yüksek satış adetine %49,59 pay alan C (31.709 adet) segmenti ve ardından %30,02 pay ile B (19.196 adet) segmenti ulaştı.
 
2016 yılı Şubat sonu otomobil pazarı kasa tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen gövde tipi yine Sedan otomobiller (%47,69 pay, 30.494 adet) oldu. Sedan otomobilleri, %30,43 pay ve 19.456 adet satış ile H/B ve ,15 pay ve 10.328 adet satış ile SUV otomobiller takip etti.
2016 yılı Şubat sonu Hafif Ticari Araç Pazarı gövde tipine göre değerlendirildiğinde, en yüksek satış adetine %68,67 pay ile Van (14.827 adet), ardından ,40 pay ile Kamyonet (2.678 adet), ,36 pay ile Minibüs (2.453 adet) ve %7,57 pay ile Pick-up (1.634 adet) yer aldı.
 
TÜİK verilerine göre, 2015 yılında Türkiye 2. el araçları toplam pazarı ,4 artarak 6 milyon 360 bin adet ile yeniden el değiştirdi. 2014 yılı aynı dönemde 5 milyon 610 bin adet olarak gerçekleşmişti.
2015 yılında toplam otomobil ve ticari araç 2.el pazar ,2 artarak 5.814.936 adete ulaştı. Otomobil pazarı %75,6 pay ve 4.396.961 adet ile ilk sırada yer aldı. Otomobil pazarını ,8 pay ve 1.033.050 adet ile kamyonet pazarı izledi.
 
İlginçtir, anlaşılan Otomtotiv Sektörü’ne ilişkin bu olumlu değerlendirme yaklaşımı, geçen yıldan beri sürüyor. Örneğin bu pozitif yaklaşımı, Otomotiv Sanayii Derneği sitesinde bulunan KPMG Türkiye 2015 Otomotiv Yöneticileri Araştırması “Türkiye Otomotiv Sektöründe Yeni Stratejik Yatırım Hedefleri 2015” araştırmasında da görüyoruz. Araştırma, KPMG Türkiye yönetiminde Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD), Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD), Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) ve bu derneklerin üyelerinin destekleriyle ERA Research & Consultancy tarafından gerçekleştirilmiş.
 
Araştırmanın “Genel” değerlendirme verileri şöyle:
• Vergilerin önemi giderek artıyor. Hurda araç programı ve çevre dostu araçlar da önem kazanıyor.
• Yöneticilerin %88’lik bir kısmı pazarın büyüyeceğini öngörüyor, ancak büyümenin yavaşlaması bekleniyor.
• Vergi yükleri otomotiv sektörünün büyümesinde ’lük bir farkla en önemli konu.
• Katılımcıların %63’ü BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) otomotiv üreticilerinin Avrupa pazarına girmesini ve bu yatırımların kısa sürede gerçekleşmesini bekliyor.
• Doğu Avrupa ülkelerinin puan kaybetmesi Türkiye’ye büyüme fırsatı olarak yansımadı.
• Türkiye otomotiv sektöründe, önümüzdeki 5 yıl için yeni yatırım beklentisi önemli oranda azaldı.
• Yatırım ortamının iyileştirilmesi ve iç pazarın büyümesi, yeni bir yatırım gelmesi için en önemli koşullar.
 
Araştırmanın “Pazar”a ilişkin değerlendirme verileri, araştırmaya katılanlar nezdinde, aşağıdaki gibi:
 
ODD
• Pazar tarafında vergiler, milli gelir artış hızı ve kriz sonrası Avrupa’nın geleceği bu sene de en önemli konular arasında.
• Pazardaki başarının %25 oranında fiyat ve satış teşviklerine bağlı olduğuna inanılıyor. Finansal hizmetler de buna dahil edilirse toplam oran %47’de seyrediyor.
• Yöneticilerin çoğunluğu kâr merkezlerinde kârlılıkların azalmasını bekliyor.
• Müşteri memnuniyetinin yolu, müşterinin ihtiyaçlarına özel satış, servis ve yan hizmetlerinden geçiyor.
• Güvenlik özellikleri alım kararlarında önem kazanarak yakıt verimliliğinden sonra ikinci sıraya yerleşti.
• Servis ve yedek parçanın yanında iletişim üçüncü en önemli satış sonrası hizmet konusu.
• Katılımcıların %86’sı oto kiralama sektöründeki büyümenin, otomotiv pazarının en az üzerinde gerçekleşmesini bekliyor.
 
OYDER
• “Kârlılığın alınan riskleri karşılamaması” ve “Sağlayıcılar ile ilişkilerdeki eşitsizlik”, büyük bir farkla yetkili satıcılık mesleğinin en önemli konuları.
• “Sektör hakkındaki hükümet politikaları” ve “Ekonomik çalkantılar ve istikrarsızlık”, mesleği etkileyen en önemli dış faktörler.
• Yetkili satıcılar 5 yıl içinde ”MTV (Motorlu Taşıtlar Vergisi) sisteminin emisyona bağlı olarak değişmesini” bekliyor.
• 4 yetkili satıcıdan 3’ü “Araç alımının halen sınıf tanımında sosyal bir etkisi” olduğuna inanıyor.
• Yetkili satıcıların önümüzdeki 5 yıllık süreçte “profesyonel olarak kullanılmış araç (2.el) satış organizasyonu” kurmaları bekleniyor.
 
Araştırmanın “Sanayi”ye ilişkin değerlendirme verileri ise şöyle:
 
OSD
• Üreticiler önümüzdeki 5 yılda üretimin artacağından 0 emin.
• Kapasite artışı beklentisinde daha düşük seviyeye doğru bir eğilim var.
• Türkiye’ye yeni bir yatırım gelmesinin önündeki engellerin başında bu sene, çok büyük bir artışla iç pazarın yetersizliği geliyor.
• Gelişmekte olan pazar ülkeleri ile ikili anlaşmaların önemi artıyor.
• Ar-Ge ve ürün geliştirme faaliyetlerine verilen önem halihazırda çok yüksek bir seviyedeyken daha da önem kazandı.
• Yeni araç projelerinde tedarik sanayisi ile ortak tasarımda en önemli konu olan Ar-Ge ve test altyapısının kurulmasına verilen önem daha da arttı.
 
TAYSAD
• Ar-Ge bu sene de tedarik sanayisinin öncelikli konusu. Tedarik zinciri yönetimine gösterilen ilgi ise düşüyor.
• Elektrikli/elektronik araç teknolojileri bu sene en olumlu stratejik yatırım alanı olarak değerlendiriliyor.
• Yeni küresel yatırımlar için teşvik ve yatırım ortamının iyileştirilmesinin yanında Ar-Ge işbirliği ihtiyacının da altı çiziliyor.
• Rusya ’lük bir düşüşe rağmen ilk sıradaki yerini korurken Çin arayı kapatmaya başladı. Doğu Avrupa ülkelerine ilgi ise yeniden artıyor.
• Rusya’ya yatırım planları gerilerken Çin, Doğu Avrupa, Almanya ve Hindistan önem kazanıyor.
 
Araştırmada, “Türkiye’ye önümüzdeki 5 yıllık süre içinde yeni bir yatırım gelmesini (şu an Türkiye’de üretim yapmayan bir otomobil/hafif ticari araç üreticisinin gelmesini) bekliyor musunuz?” sorusuna verilen cevaplara göre; Türkiye otomotiv sektörü yöneticilerinin %61’i geçen sene Türkiye’ye beş yıl içinde yeni bir yatırım gelmesini bekliyorken, bu sene bu oran %55’e gerilemiş görünüyor. Yatırım beklemediğini belirten katılımcıların oranı 2013’te %23 iken bu yıl oranın %42’ye çıkmış olması dikkat çekici bir gelişme.
 
Diğer taraftan, çoğunluk (%28) halen yatırımın Avrupa’dan geleceğine inanıyorsa da bu beklenti üç yıl içinde gerilemiş durumda. Çin’den yeni yatırım gelmesini bekleyenlerin oranı da düşüş gösteriyor; 2013’teki %28 seviyesinden %21’e geriledi. Bu doğrultuda, Avrupa ve Çin’den yatırım gelmeyeceğini düşünen katılımcıların diğer bölgelerden de yatırım beklemediğini söylemek mümkün.
Araştırmada, Türkiye otomotiv sektörü yöneticilerine önümüzdeki 5 yıl içerisinde Türkiye’ye yeni yatırım gelmesi için hangi gelişmelerin önem taşıdığını sorulduğunda, %81 ile “Yatırım ortamının iyileştirilmesi” birinci, %74 ile “İç pazarın büyümesi” ikinci, %47 ile “Bölgedeki jeopolitik risklerin azalması” üçüncü sırada belirtilmiş.
 
Bu sonucun değerlendirmesi ise şöyle: “Şu bilinen bir gerçek ki, Türkiye’de halihazırda yatırım yapmış olan üreticiler, yatırımlarını artırıyorlar. Ancak yeni otomotiv üreticilerinin planları konuşulmuyor. Yatırım ortamının iyileştirilmesi sadece teşvik anlamına gelmeyip bunun dışında vergi kanunlarından hukuki düzenlemelere, lojistik ve altyapıdan rekabet kurallarına kadar birçok unsuru barındırmaktadır.”
 
Araştırmada, “Önümüzdeki beş yıllık süreçte, Türkiye otomotiv pazarında başarılı olmak için hangi konular önem kazanacaktır?” sorusuna verilen cevaplara göre; üç senedir fiyatlandırma ve satış teşvikleri ilk sırada yer alıyor. Finansal hizmetler biraz daha önem kazanarak %22 ile ikinci sıraya çıkarken, geçen sene %20 ile ikinci sırada yer alan yeni ürün geliştirme konusu %6 azalarak gündemin gerilerine düşmüş görünüyor. Aynı zamanda ürün kalitesinin iyileştirilmesi de %6’lık bir artış göstermiş. Bir önceki sene bayi ağının genişliği/kalitesi değer kaybetmişken, bu sene yeniden önem kazanıp ’e çıktığını görülüyor. En sabit trendi ise pazarlama faaliyetlerinde gözlemleyebiliyor. Bu konunun ikinci kez gerileme gösterdiğini de söylemek mümkün.
 

OTOMOTİV SEKTÖRÜ’NÜN RESMİ DEĞERLENDİRMESİ

 
Bu çerçevedeki en kapsamlı ve yeni veriler, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Otomotiv Sektörü Raporu 2015/2” çalışmasında görülüyor. Rapora göre, “Türkiye’de otomotiv sanayinin güçlü sermaye yapısı, yabancı ortaklıklar, güçlü yan sanayinin varlığı, nitelikli işgücü, coğrafi konum, esnek üretim yapabilme yeteneği, kalite sisteminin sağlanmış olması rekabet açısından sektörün güçlü yanlarını oluştururken; düşük kapasite kullanım oranından kaynaklanan yüksek üretim maliyeti, dış pazarlarda yaşanan sorunlar, ana - yan sanayi ilişkilerinin yetersizliği ve yeterli sinerji yaratılamaması gibi unsurlar sektörün zayıf yönlerini oluşturmaktadır.
Günümüzde otomotiv sektöründe uluslararası boyutta çok ciddi bir rekabet yaşanmaktadır. Geçmişte ağırlıklı olarak fiyat rekabeti söz konusu iken, günümüzde fiyatla beraber kalite, ürün çeşitliliği ve geleceğe yatırım rekabet açısından önemli unsurlar halini almıştır. Özellikle doymuş pazarlarda, satışları müşteri tercihleri belirlemekte ve dolayısıyla ürün geliştirme, marka ve model yaratabilme gibi unsurlar önem kazanmaktadır. Bu kapsamda Ar-Ge harcamaları önem kazanmakta ve bu harcamaların önemli bir kısmı çevre normlarına uyum, alternatif yakıt kullanımı, yakıt tasarrufu, güvenlik, hafiflik gibi alanlara ayrılmaktadır.
 
Otomotiv sanayinde yaşanan büyük rekabet sonucunda azalan kâr oranları, Ar-Ge harcamalarının artması ve yeni teknoloji kullanımına yönelik yüksek yatırım gerekliliği nedeniyle, şirketler arası birleşme yoluyla güç birlikteliklerde artış görülmektedir.
 
Bugün gelinen noktada, üretim ve pazarlama alanlarında küresel entegrasyon büyük oranda tamamlanmıştır. Otomotiv sektörü, üretimde kalite yönetimi ve verimlilikteki yetkinliğini, küresel ve gelişmiş pazarlara yaptığı ihracat ile kanıtlamıştır.
 
Otomotiv sektöründe gerek ithalat anlamında gerekse ihracat anlamında birçok ürün dış ticarette yer almaktadır. Bu sektörde ithalat ve ihracat dengesi oldukça önemlidir. İthal ve ihraç edilen mamullerin mali yükü oldukça fazladır. Bu yükün dengede tutulması ülke ekonomisi için oldukça önemlidir. Otomotiv sektörü piyasadaki değişimlerden çok hızlı etkilenmektedir. Bu nedenle yıldan yıla bu sektörde dalgalanmaların fazla oluşu son derece normal karşılanmaktadır.
Diğer taraftan, otomotiv sanayisinde teknolojinin gelişim gösterdiği elektrikli araçlar konusu da üzerinde stratejik planlar yapılması gereken bir konudur. Hem çevreye duyarlı olması hem de yakıt maliyetini azaltması bakımından otomotiv sektörünün elektrikli araçlara doğru yöneleceği tahmin edilmektedir. Özellikle, binek araçlarının yüksek miktarda karbon salınımlarına neden olduğu düşünülürse, Kyoto Protokolünün getirdiği yükümlülükler konusunda hassas davranan ülkeler açısından bu konu önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, birçok ülke bu araçlara yönelik satın alma vergisinde indirim ve yol vergisinden muafiyet başta olmak üzere çeşitli teşvikler uygulamaya başlamıştır.
 
Bu noktada, ülkemizde bu yeni teknolojiye sahip araçların teşviki konusunda da çalışmalara başlanmış, ilk etapta ülkemizde motorlu araç satın alımlarında uygulanan ÖTV’de indirime gidilmiştir. Bu çerçevede, Bakanlar Kurulu’nun 2011/1435 sayılı kararı ile değiştirilen ÖTV uygulamasına göre; sade elektrikli otomobiller motor güçlerine göre sınıflandırılmış ve en düşük yüzde 3 ile en fazla yüzde 15 olmak üzere bir ÖTV uygulanmıştır. Bu uygulamanın elektrikli araçlara olan rağbeti artıracağı öngörülmektedir.
 
Türkiye otomotiv sektöründe uygulanan üretim yöntem ve teknolojileri, uluslararası düzeyde ana firmaların kullandıkları yöntem ve teknolojilerle eşdeğerdedir. Dünyada zamanla kendini göstermeyi başaran Türk otomotiv sektörü, gelişimini devam ettirebilmek için verimlilik, üretim, ihracat gibi birçok yönden öne geçmek zorundadır. Bu konuda dünyada hızla gelişen teknolojilerin yakından takip edilmesi, ana ve yan sanayi arasında işbirliği, teşvikler, yatırımların arttırılması gibi birçok unsur ön plana çıkmaktadır. Olumsuzlukların giderilmesi için gerekli önlemlerin alınması, sektörün daha da genişleyip güçlenmesini sağlayacaktır.
 
Otomotiv sektörü bugün olduğu gibi gelecekte de Türk ekonomisi için hayati önem taşıyan konumunu koruyacaktır. Vergi gelirlerine, istihdama ve ödemeler dengesine çok büyük katkılar yapan bu sektörün daha da gelişip uluslararası rekabet gücünü artırması, Türkiye ekonomisinin büyümesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu rapor kapsamında, otomotiv sektörünün dünya ekonomisi ve ülkemizdeki durumu, üretim ve istihdam yapısı, dış ticareti, bölgesel ve kümelenme yapısı, diğer sektörlerle etkileşimi, Ar-Ge ve yatırım politikaları, gelecekteki stratejisi ve projeksiyonları değerlendirilmiştir.
 
Sektörün Genel Durumu: Otomotiv sektörü, dünyanın en büyük yatırımlarının gerçekleştiği sektörlerden birisidir. Sektörde, Ar-Ge ve üretim kapsamında 85 Milyar Euro’luk yatırım harcaması gerçekleştirilmekte ve yatırım yapılan ülkelerde 433 Milyar Euro’nun üzerinde vergi geliri sağlanmaktadır. Otomotiv sektörünün 2 Trilyon Euro civarında cirosu bulunmaktadır. Bu veri, dünyada ilk sıralarda yer alan sayılı büyüklükteki ülkelerin ekonomisine karşılık gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, eğer otomotiv sektörü bir ülke olsaydı, bu ülke dünyanın altıncı büyük ekonomisi olacaktı. Dünya ekonomisi ölçeğinde bu kadar büyük bir paya sahip olan sektör 8 milyondan fazla doğrudan istihdama sahiptir. Bu rakam dünya imalat sektörü istihdamının yüzde 5’inden daha fazladır. Dünya otomotiv sektöründe dolaylı istihdam ile birlikte 50 milyondan daha fazla kişinin istihdam edildiği tahmin edilmektedir.
Dünya otomotiv sanayisinde küresel ölçekte 20 civarında ülkede faaliyet gösteren yaklaşık olarak 50 adet motorlu taşıt üreticisi firma bulunmaktadır. Üretim genel olarak otomobil ve ticari araç olarak sınıflandırılmaktadır. Sanayide yapılan üretimin yüzde 90 gibi büyük çoğunluğunu otomobil ve kamyonetlerden oluşan hafif araçlar sınıfı oluşturmaktadır. Üretim adetleri otomobil sınıfına göre nispeten az olan diğer araç sınıfları (minibüs, midibüs, otobüs, kamyon, çekici vb.) ise istatistiklerde ticari araçlar olarak anılmaktadır. Dünyada 2014 yılında motorlu araç üretimi, bir önceki yıla göre %3,9 artarak 1.170.445 adet gerçekleşmiştir.
 
Sektörün Türkiye’deki Genel Durumu: Türkiye’de otomotiv sektörü 1960’lı yıllardan itibaren önemli gelişmeler kaydetmiştir. Sektör, 1990’lı yıllarda ihracata yönelik rekabetçi bir nitelik kazanmış ve 1990’lı yılların sonlarına doğru Türkiye’de dünyanın önde gelen otomotiv firmalarının Türk ortaklarla kurdukları tesislerle birlikte önemli bir konum elde ederek bunlardan bazıları ortak oldukları yabancı otomotiv firmalarının ihracat üssü haline gelmiştir.
 
İhracatta yaşanan bu büyüme, önde gelen üreticilerin Türkiye’deki tesisleri küresel üretim planlarına dâhil etmesiyle ortaya çıkmıştır. Küresel ve bölgesel satış amacıyla her geçen gün daha çok sayıda model Türkiye’de üretilirken, Türkiye’de üretilmeyen diğer araçlar ise ithal edilmektedir. Türkiye’nin bu şekilde küresel üretim planlamasına dâhil olması, AB ile yapılan ve 1996’dan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği ile mümkün olmuştur.
 
Bugün gelinen noktada, üretim ve pazarlama alanlarında küresel entegrasyon büyük oranda tamamlanmıştır. Otomotiv sektörü, üretimde kalite yönetimi ve verimlilikteki yetkinliğini, küresel ve gelişmiş pazarlara yaptığı ihracat ile kanıtlamıştır. Türkiye otomotiv sektöründe uygulanan üretim yöntem ve teknolojileri, uluslararası düzeyde ana firmaların kullandıkları yöntem ve teknolojilerle eşdeğerdedir.
 
Sektördeki Üretim Eğilimleri ve Üretilen Başlıca Ürünler: Dünya otomotiv sanayisinin başlangıcından 1970’li yıllara kadar süren, ‘ölçek ekonomisi’ ilkesine dayalı, esnek olmayan bant tipi üretim teknolojisi, model değişim süresinin uzun olması ve çalışanlara sorumluluk bilinci verilmeyişi gibi önemli sakıncaları beraberinde getirmiştir. 1970’li yıllarda Japonya tarafından başlatılan yalın üretim otomotiv sanayisinde önemli bir devrim olmuştur. Yalın üretim anlayışı ‘ekonomiklik’ anlayışı ile atölye tipi üretimin ‘esneklik’ anlayışını birleştirmiştir. Bu anlayışın beraberinde getirdiği, sürekli iyileştirme, tam zamanında üretim gibi uygulamalar bir yandan yaratıcılığı ve çalışanların işletmeye olan bağlılığını arttırmış, diğer taraftan da üretim maliyetlerinde tasarruf yapılmasına imkân sağlamıştır.
 
Türkiye’de de üretim için işbirliği yapılan küresel firmalarla Türkiye’deki ortakları arasındaki yoğun entegrasyonun gerçekleşmesi ‘ihracata yönelik rekabetçi bir sanayi niteliği’ sürecini başlatmış ve geliştirmiştir. Bu nedenle otomotiv sanayinde uygulanan üretim yöntem ve teknolojileri, uluslararası düzeyde ve ana firmaların kullandıkları yöntem ve teknolojilerle eşdeğerdir. Ayrıca özellikle son yıllarda gelişen Ar-Ge olanak ve kapasitesi ile Türkiye’deki otomotiv sanayi de, üretim yöntemleri ve ürün teknolojisini geliştirme çabalarını arttırmaktadır.
 
Otomotiv sektörü genel olarak, karayolu taşıt araçları (binek otomobil, otobüs, minibüs, midibüs, çekici, kamyon, traktör vb.) ve bu araçların üretiminde kullanılan parçaları imal eden bir sanayi dalı olarak tanımlanmaktadır. Otomotiv sektörü, tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak kabul edilmektedir. Bunun sebebi, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleri ile çok yakından ilişkili olmasıdır. Bu sektörde meydana gelen değişmeler ekonomiyi önemli derecede etkilemektedir.
 
Otomotiv sanayinde ana sanayi olarak adlandırılan motorlu taşıt aracı üreticileri ile yan sanayi olarak adlandırılan aksam, parça ve sitem üreticileri arasında karşılıklı bağımlılık vardır. Uzun vadeli, şeffaf ve karşılıklı güvene dayalı ilişkilerin temelini oluşturan bu bağımlılık gelecekte sadece üretimde değil tasarım alanın da geliştirilmek zorundadır. Özellikle sanayinin toplam rekabet gücünü geliştirmek ve daha yüksek katma değer yaratmak üzere yeni stratejik hedeflerin belirleneceği önümüzdeki dönemde bu konu daha da önem kazanmaktadır.
 
Otomotiv yan sanayi firmalarının, bazı mamuller dışındaki tüm parçaları içeren ürün gamı, ülkemizde imal edilen taşıt araçlarının yüzde 85–90 oranında yerli imal edilmesine imkân verecek çeşitliliktedir. Taşıt araçları imalat sanayine yönelik üretim yapan 
firmalarca imal edilen başlıca ürün gruplarını aşağıdaki şekilde sınıflandırmak mümkündür:
*Komple motor ve motor parçaları
*Aktarma organları
*Fren sistemleri ve parçaları
*Hidrolik ve pnömatik aksamlar
*Süspansiyon parçaları
*Emniyet aksamları
*Kauçuk ve lastik parçalar
*Şasi aksam ve parçaları
*Dövme ve döküm parçalar
*Elektrik ekipmanları ve aydınlatma sistemleri
*Akü
*Oto camları
* Koltuklar
 
Türk otomotiv yan sanayi gerek üretim miktarı gerekse kalite olarak iç piyasada kendini kabul ettirmenin yanında, uluslararası pazarlarda rekabet gücüne ulaşmış bulunmaktadır. Sektör, teknolojik olarak kendini geliştirmiş, üretim kapasitesi ve verimlilik açısından da büyük bir aşama kaydetmiştir. Sektördeki firmaların büyük bölümü ISO kalite belgelerini almış ve dış pazarlara yönelik üretimlerini arttırmışlardır.
Otomotiv yan sanayi dalında gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında faaliyet gösteren firmalara ve bununla birlikte yenileme pazarına doğrudan veya dolaylı olarak ana sanayi tarafından belirlenen teknik dokümanlarına uygun orijinal ve eşdeğer mamul, yarı mamul ve sistem üretilmektedir. Ancak daha yüksek yerli katkı için ‘motor-vites kutusu ve diferansiyel kutusu’ndan oluşan güç ünitesi ile ‘elektrik/elektronik kontrol sistemleri’nin de seri olarak üretimi gereklidir.
 
Sektörün Alt Sektörleri ve Etkileşim Halinde Olduğu Diğer Sektörler: Otomotiv sektörü, ekonomiye katkısı ve diğer sektörlere öncülük etmesi açısından en önemli sektörlerden birisidir.
Otomotiv sanayi sahip olduğu yapı nedeni ile birçok sektörle bağlantısı olan bir sektördür. Bu sektörler üzerinde oldukça fazla etkisi olması; otomotiv sektörünün bulunmuş olduğu ülkenin ekonomisi üzerinde büyük bir etkiye sahip olmasına neden olmaktadır.
 
Otomotiv sanayi demir-çelik, hafif metaller, petro-kimya, lastik, plastik gibi temel sanayi dallarının başlıca ürün alıcısıdır ve otomotiv sektöründeki teknolojik gelişmelerin paralelinde bu sektörleri de teknolojik gelişmeye zorlayan ve katkı sağlayan bir sektördür. Turizm, alt yapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar otomotiv sektörü ürünleri ile sağlanmaktadır. Bu nedenle sektördeki değişimler, ekonominin tümünü yakından ilgilendirmektedir.
Otomotiv sektörü kendi bünyesi dışında, hammadde ve yan sanayi ile nihai ürünlerin tüketiciye ulaşmasını sağlayan pazarlama, bayii, servis, akaryakıt, finans ve sigorta sektörleriyle de yakından ilişkili olup savunma sanayinin gelişmesine de en önemli desteği veren sanayi dalı niteliğindedir. Gelişmiş pazarlardaki çevreye ve güvenliğe yönelik yüksek standartlar ve tüketici istekleri, otomotiv sanayinde yoğun bir teknolojik gelişmeye yol açmaktadır. Bunun sonucu olarak, müşteri tercih ve beklentileri büyük oranda değişikliğe uğramakta ve bütün ürün segmantasyonu değişmektedir.
Otomotiv sanayi tedarik zinciri içinde doğrudan ve dolaylı olarak çok geniş istihdam olanakları sağlayan bir sanayi dalıdır. Tedarik zinciri ham madde – tüketici arasındaki tüm işlevleri kapsamaktadır. Burada hedef, tüketicinin talepleri doğrultusunda rekabetçi bir üretimi gerçekleştirmektir. Tedarik zinciri içinde kalite, maliyet, lojistik ve tasarım/teknoloji yönetimi ortaktır. Özellikle araç üretimi ile ham madde ve aksam parça üretimin tam bir uyum içinde bulunması gerekir. Bu amaçla her alanda motorlu taşıt aracı üretim ile aksam parça üretimi yapan kuruluşlar arasında uzun vadeli stratejik işbirliğini kurulması gereklidir.
 
Otomotiv sanayinin diğer sektörlere göre durumunun değerlendirilebilmesi için İSO tarafından, üretimden satışlar, satış hâsılatı, brüt katma değer, öz kaynak, net aktifler, vergi öncesi dönem kârı/zararı, ihracat ve istihdam kriterleri çerçevesinde hazırlanan ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’ çalışmasına göz atmakta fayda bulunmaktadır. Bu kapsamda otomotiv sektörü, tekstil ve gıda sektörleri ile kıyaslanmıştır.
 
2014 yılı için ISO 500 çalışmasında yer alan 500 firma ile ilgili temel parametrelerde, listedeki otomotiv sanayi firmalarının toplam içindeki payı düzenli ve istikrarlı olarak artmıştır. Buna göre:
1982 – 2014 yılları arasında otomotiv sanayii firmalarının “Üretimden Satış” toplamındaki payları yüzde 5 ile yüzde 16 arasında yer almıştır. Küresel kriz nedeni ile 2008 yılında yüzde 5’e kadar gerilemiştir. 2012 yılında bu değer yüzde 12, 2013 yılında ise yüzde 14 olmuştur.
2014 yılında, otomotiv sanayinin brüt katma değerdeki payı % 4 olmuştur.
ISO 500 kapsamında en fazla ihracat yapanlar arasında yer alan otomotiv firmalarının payı 1982-1999 yılları arasında 500 firma toplamında % 3 ila % 10 arasında seyrederken 2003 yılı itibari ile artmaya başlamıştır. Küresel kriz nedeni ile 2008 yılında 500 büyük sanayi kuruluşu arasında ihracat payı % 7 seviyesine kadar gerileyen otomotiv sanayinin payı, 2012 yılında yüzde 21, 2014 yılında ise % 24 olmuştur.
 
Otomotiv sanayiinde ücretli çalışanların payı ilk 500 sanayi kuruluşu içinde 1983’te sadece yüzde 3 iken bu oran istikrarlı olarak artmıştır. 1982-2008 yılları arasında istihdam yüzde 16’ya kadar ulaşmıştır. 2012 yılında istihdam payı yüzde 11, 2014 yılında ise yüzde 11 olmuştur.
Sektörün Bölgesel Yapısı ve Kümelenmeler: Günümüzde otomotiv sektöründe uluslararası boyutta çok ciddi bir rekabet yaşanmaktadır. Geçmişte ağırlıklı olarak fiyat rekabeti söz konusu iken, günümüzde fiyatla beraber kalite, ürün çeşitliliği ve geleceğe yatırım rekabet açısından önemli unsurlar halini almıştır. Özellikle doymuş pazarlarda, satışları müşteri tercihleri belirlemekte ve dolayısıyla ürün geliştirme, marka ve model yaratabilme gibi unsurlar önem kazanmaktadır. Bu kapsamda Ar-Ge harcamaları önem kazanmakta ve bu harcamaların önemli bir kısmı çevre normlarına uyum, alternatif yakıt kullanımı, yakıt tasarrufu, güvenlik, hafiflik gibi alanlara ayrılmaktadır.
 
Otomotiv sanayinde yaşanan büyük rekabet sonucunda azalan kâr oranları, Ar-Ge harcamalarının artması ve yeni teknoloji kullanımına yönelik yüksek yatırım gerekliliği nedeniyle, şirketler arası birleşme yoluyla güç birlikteliklerinde artış görülmektedir.
 
Küreselleşmiş bir sektör olan otomotivde, firmaların son derece dinamik, değişken bir pazarla yüz yüze geldiği görülmektedir. Dolayısıyla firmalar, bu yeni durumla birlikte ortaya çıkan fırsatlara ve tehditlere ayakta kalabilmek için hızla tepki verebilmelidir. Ancak tekil olarak pek çok firmanın, özellikle küçük ve orta ölçekli firmaların bu durumla baş etmesi mümkün gözükmemektedir. Kümelenme kavramı da burada ortaya çıkmaktadır.
 
Yeni fikir ve hünerlerin başarıyla uygulanması şeklinde sürekli yenileşim, birlikte yürütülen araştırma, ürün tasarımı, pazarlama, tedarik, eğitim ve diğer işbirlikçi faaliyetler, küme içindeki işletmeleri küresel pazarda yarışmaya muktedir kılmaktadır. Bu örgütlenme biçimiyle birlikte; öğrenmek ve çalışmak, fırsat ve tehditlerle başa çıkabilmek, iç veya dış pazarlarda gerekli zenginleştirilmiş rekabetçi üstünlükler elde etmeye odaklanmak için kuruluşlar arasındaki bağların güçlendirilmesi sağlanabilmektedir.
 
Türkiye’deki otomotiv sektörü yerleşim olarak Doğu Marmara Bölgesinde yoğunlaşmıştır. Türkiye’deki otomotiv kümesi, tedarik zinciri yapısına dayalı olarak organize olmuştur ve kümenin veri/bilgi iletişimi hakkında açıklama yapmak zordur.
 
Yenilikçiliğe ve yaratıcılığa dayalı rekabetçi üstünlükler sanayi kümelerine güçlü bir yarışmacı pozisyon sağlamaktadır. Sınırlı bilgi akışına sahip Türkiye’deki otomotiv kümeleri gibi kümelerde eğilim, fiyat/maliyet avantajına dayalı olarak rekabet yapılmaktadır. Dolayısıyla farklı bir bakış açısına göre sadece bir topaklaşma, yığılma olarak değerlendirilmesi gereken Doğu Marmara Otomotiv Kümesinin bilgi/teknoloji tabanlı bir kümeye doğru evrilmesini hızlandıracak çalışmalar yapılmasında yarar bulunmaktadır.
 
Sektörün Kapasite Kullanımı: Otomotiv sanayinde motorlu taşıt yıllık üretim kapasitesi 2013 yılı itibariyle 1,56 milyon adedi geçmiştir. 1990’lı yılların başında özellikle otomobilde talebin her yıl yüzde 25’ler düzeyinde ve istikrarlı olarak artışı ile ana ve yan sanayide yoğun yatırımlar yapılmıştır. Kapasite artışı yanında özellikle rekabet için teknoloji yenileme, yeni model yatırımları ile Ar-Ge çalışmaları bu dönemde büyük hız kazanmıştır. Öte yandan 1990’lı yıllarda ana ve yan sanayideki üretici firmalarla, pazarlama kuruluşlarında yeniden yapılanma çalışmaları tamamlanmıştır.
 
OTOTMOTİV SEKTÖRÜ’NÜN GELECEK PERSPEKTİFİ
 
• Küresel otomotiv sanayinin yönelimleri,
• Üretim kapasitesini belirleyecek iç ve dış pazar dinamikleri,
• İç pazarı kısıtlayan alanlar,
• Sürekli büyümeyi öngören güvenilir teşvik politikalarının oluşturulması,
• Küresel rekabetteki konumun sürdürülebilirliğini sağlayacak Ar-Ge teşviklerinin devamlılığı,
• Ar-Ge altyapısının küresel standartlarda kurulması ve işletilmesi ve
• Daha yüksek katma değer için ‘Değer Zinciri’ ve ‘Tedarik Zinciri’ bütünlüğü dikkate alınmalıdır…”
 
Raporda, otomotiv sanayisinin üzerine düşen görevler şöyle belirlenmiş:
Kapasite kullanımının optimizasyonu
- İç pazardaki talebin daha fazla karşılanmasına yönelik müşteri odaklı ürünlerin geliştirilmesi,
- Dış pazarlarda daha fazla aktivite gösterilmesi, 
Rekabet gücünün geliştirilerek arttırılması
- Verimlilik artışı ile maliyetin düşürülmesi,
- Tüm süreçlerde yenilikçi yaklaşımın benimsenmesi,
Tedarik zinciri yönetiminin geliştirilmesi
- Araç üreticisi ile tedarikçi arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi,
- Tedarik zincirinde stratejik ortaklık kurulması,
 
Raporun “Sonuç  ve Genel Değerlendirme”si ise şöyle: “Otomotiv sanayii tedarik zinciri bütünlüğü içinde ekonominin önemli dinamiklerinden birini oluşturmaktadır. “Tasarım/Ar-Ge; Tedarik Zinciri İçinde Üretim ile Satış ve Pazarlama” süreçlerini bir bütün olarak belirleyen değer zincirinin ülke içinde yaratılması katma değerin maksimizasyonu için gerekli koşuldur.
 
Türkiye otomotiv sanayii üretim sürecinde üstün kalite ve verimlilik ile önemli ölçüde küresel başarı sağlamaktadır. Bu yetkinliğine son yıllarda artan bir şekilde tasarım ve Ar-Ge yetkinliğini de eklemektedir. Bu alandaki Devlet Yardımlarının devamı ve özellikle şirketler arasında yatay ve dikey işbirliklerinin kurulması önem taşımaktadır.
 
Gelecek 5 yıllık plan döneminin hedefi İmalat Sanayiinde Değişim olarak belirlenmiştir. Bu hedefin, 9. Beş Yıllık Kalkınma Planının ana teması olan “Küresel Sürdürülebilir Rekabet Gücü” hedefini bütünleyici niteliği önem taşımaktadır. Değişimin hedefleri ve boyutları sanayide yaratılan toplam katma değerin yükseltilmesini amaçlamaktadır.
Bu hedef diğer deyişle imalat sanayinde tasarımdan pazarlamaya değer zincirinin tüm süreçlerinde küresel etkinliği zorunlu kılmaktadır. Burada özellikle marka düzeyinde satış pazarlama şebekesinin kurulması ve işletilmesi sanayimizin önündeki en önemli konu olma niteliğindedir. İmalat sanayiindeki değişim de böyle tanımlanabilecektir.
 
Otomotiv sanayiinde temel sorunlardan bir diğeri iç pazardaki sınırlı büyümedir. Son 10 yıllık dönemde yıllık toplam Pazar 688 bin adet ve otomobil pazarı ise 427 bin adet dolayındadır. Bu pazarda ithalat oranı toplamda yüzde 60 ve otomobilde ise yüzde 70 dolayındadır. Burada yerli sanayi için iç pazarda kalan payın sınırlandığı görülmektedir. Bu nedenle ihracat, sanayinin gelişmesinde öncelik almaktadır. Sanayinin ihracata dönük olması gereği tartışılamaz durumdadır, ancak bunun mutlaka güçlü iç pazar desteği ile sürdürülmesi zorunludur. İç pazarın bu gerçekler çerçevesinde talep odaklı vergi politikaları ile yeniden yapılandırılması kaçınılmaz olmaktadır. Bu sorun Türkiye’nin dar ve sınırlı pazar ortamından çıkmasını gerektirmektedir. Sanayinin iç pazar dinamikleri ile de desteklenmesi sağlanmalıdır.
 
Küresel gelişmeler ve geleceğe yönelik tahminler tüketici beklentilerinde önemli farklılıkların olacağının ilk işaretlerini vermektedir. Bu kapsamda yoğun kentleşmenin yeni bir yaşam biçimini şekillendireceği ve bunun da motorlu taşıt araçlarından beklentileri büyük oranda değiştireceği ve özellikle bireysel mobilitenin yeni bir yapılanmaya yöneleceği halen tartışılmaktadır. Mega kentlerin kent içi taşımacılığı ve buna bağlı olarak hafif ticari araçlar segmenti ile toplu taşıma araçlarına olan talebi arttıracağı da beklenmektedir.
Otomotiv sanayimizin son 15 yılda hızla ticari araç üretiminde yoğunlaştığı ve özellikle hafif ve ağır ticari taşıtların yer aldığı bu alanda özgün ürün tasarımı ve geliştirmede önemli kazanımlara sahip olduğu bilinmektedir. Kurulu tesislerde yüksek esneklik yeteneği aynı montaj hattında bir ürüne ait farklı versiyonların üretimini mümkün kılmakta ve bu suretle her ürünün müşterinin isteklerine göre üretimi sağlanabilmektedir.
 
Bu yetkinlikler bir yandan otomobile göre iç pazarda daha fazla rekabet gücü yaratırken özellikle Avrupa Birliği içinde Türkiye’nin bir hafif ticari araç ve otobüs üretim merkezi haline gelmesini sağlamıştır.
 
Burada hafif ticari araçlarda uygulanan vergi sisteminin sağladığı yüksek talep yanında, iç pazarda sağlanan yerli ürünlerdeki pazar hakimiyetinin ihracatı desteklemesi göz ardı edilmemelidir. Bu nitelikleri ile gelecekte bu ürünlerde yeni genişlemeler ve dış pazarlarda ABD gibi alternatif pazarlara yönelimler gündemde olacaktır, ancak burada vergi sisteminin sanayide üretim artışına sağladığı avantaj da göz önünde bulundurulmalıdır.
 
Gelecek 5 yıllık süreçte ekonominin büyüme hızı iç talebin oluşmasında en önemli etken olarak dikkate alınmıştır. Eğer Türkiye son 10 yıldaki ortalama ihracat performansını devam ettirerek yıllık ortalama yüzde 5,5 büyüme hızını gerçekleştirebilirse, yıllık 1,5 milyon adet üretim hızına erişebilecektir. 2012 yılına göre yüzde 50 üretim artışı anlamına gelen bu üretim gelişmesi, büyüme hızının yıllık ortalama yüzde 8’e çıkması halinde yıllık 2 milyon adet üretime doğru yükselebilecektir. Burada pazardaki yerli ürün payının da artan rekabet gücü ve ürün çeşitliliği ile belirli oranda artabileceği dikkate alınmıştır. Talebe yönelik vergi politikalarının uygulanması halinde, iç pazarda daha fazla satış, buna bağlı olarak üretim artışı sağlanabilecektir.
 
Bu gelişmenin yatırım boyutu ayrı bir tartışma konusudur. Yüzde 50 ile yüzde 80 üretim artışı mevcut 1,6 milyonluk üretim kapasitesinin yeni tesis yatırımı ile sağlanabilecektir. Burada küresel firmaların yeni yatırım olanaklarını değerlendirmeleri kaçınılmazdır. Büyüyen iç pazar talebi bu yatırımlar için en önemli teşvik unsuru olacaktır. Yatırım ortamının Devlet Yardımları ile desteklenmesi de mutlaka gündemde bulunmalıdır. Yeniden yaratılacak 0,75 ile 1 milyon üretim kapasitesi önemli bir hacimdir ve özellikle küresel firmalarda aşırı kapasite varlığı yeni yatırımların önündeki kısıtların başında gelmektedir. BRIC ülkelerinde hızla gelişen talep ve bu iç pazarlarda yerli ürünlerin yüksek pazar hakimiyetinin küresel firmalar açısından sağladığı cazibe dikkatten uzak tutulmamalıdır.”
Konuyla ilgili ve önemli gördüğümüz bir haberle noktalayalım. Ticaret Gazetesi’nin Mart 2016 ve  “Türk otomotiv sektörü İran pazarına odaklanmalı” başlıklı haberine göre, KPMG Türkiye Otomotiv Sektör Lideri ve Şirket Ortağı Ergün Kış, Türk otomotiv sektörünün BRIC üreticilerinden umudu kestiğini kaydederek, sektörün İran pazarına odaklanması gerektiğini söylemiş. Kış, geçtiğimiz yılı ihracat rekoruyla kapatan otomotiv sektörü yöneticilerinin önümüzdeki 5 yıla dair öngörülerini içeren “KPMG Türkiye Otomotiv Araştırması 2016 – Geleceğin İş Modelleri” araştırmasının sonuçlarını değerlendirmiş.
 
Araştırmanın pazara dair ihracat, satış, üretim ve kapasite rakamlarını analiz edip araştırmaya katılan yöneticilerin beklentilerini ortaya koyduğunu anlatan Kış, Türk otomotiv sektörünün BRIC üreticilerinden umudu kestiğini, sektörün İran pazarına odaklanması gerektiğini söylemiş. Geçtiğimiz 3 yıl boyunca BRIC ülkelerindeki üreticilerin Avrupa pazarına girmesinden emin olan Türkiye otomotiv yöneticilerinin bu yıl fikir değiştirdiğini belirten Kış, başarılı olamayan Çinli üreticilere olan inancın sarsıldığını ifade etmiş.
 
Avrupa pazarının isteklerinden oluşan bariyerlerin Çin şirketleri için aşılamayacak kadar yüksek göründüğünü söyleyen Kış, geçtiğimiz yıllarda bir Çinli markanın yaşadığı hayal kırıklığını hatırlatarak, Çin araçlarının kalite bakımından uluslararası düzeyde olduğu düşünülmesine rağmen düşük kalite algısı, satış ağının yetersizliği ve sınırlı model sayısının diğer Çinli şirketler için de tehdit oluşturduğunu belirtmiş.
 
Kış şöyle devam etmiş: “Özellikle AB pazarında etkin bir bayi sisteminin oluşturulmasında her yeni marka için önemli zorluklar var. Pazar bariyerleri yüksek. Öte yandan aracın ikinci el değerinin oluşması da yerleşik markalara göre çok uzun sürüyor. Bu, tüketici talebi için çok olumsuz bir durum. Bu koşullarda Çin otomotiv ürünlerinin AB pazarına girişi olumsuz görünüyor. AB’de üretim yapmasına rağmen AB dışı markaların pazar paylarının hala yetersiz düzeyde olduğu da dikkate alınmalı.”
Otomotiv pazarının büyümesi için kişi başına düşen milli gelirin artış hızının, pazar oyuncuları tarafından en önemli etken olarak görüldüğü belirten Kış, ilk defa bu beklentinin sektör üzerindeki vergi yüklerinin azaltılmasından daha önemli olarak ortaya çıktığını da söylemiş.
 
Araştırmaya göre kar merkezlerinde önümüzdeki 5 yıl değişiklik beklenmediğini kaydeden Kış, sektör beklentilerini ise şöyle ifade etmiş: “Kullanılmış araç pazarının yeni araçtan 4-5 kat fazla oluşu, düşük gelir nedeniyle yeni araç alınmadığı tablosunu doğrular nitelikte bir sonuç. Ekonomideki genel konjonktür değişimleri doğal olarak her sektörde talebe yansıyor ancak bu taraftaki büyüme, yeni araç alımına yansımıyor. Çünkü sektör için milli gelirin dağılımı da artışı kadar önemli. Bu durum, sektörün sanayiden ticarete her kesimindeki olumsuz etkilerinin azaltılması için daha dengeli bir sisteme ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor.”
 
Avrupa Birliği (AB) ve Amerika arasında imzalanacak Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşmasının Türkiye’ye otomotiv girişini kolaylaştıracağını, Türkiye’den her iki pazara da araç satarken zorlanacağını belirten Kış, “TTIP Türkiye otomotiv pazarı için hem tehdit hem fırsat. Türkiye bir şekilde masada yer almalı. Otomotiv sektörü burada ağırlığını koymalı” ifadelerini kullanmış ve Türkiye’nin AB’nin otomotiv üssü niteliğinde olduğunu anımsatarak, AB’deki düşük ekonomik büyümenin sürmesi halinde ikili anlaşmaların artırılması gerektiğini anlatmış.
BRIC ülkelerinin yatırım cazibesinin Türkiye için engel teşkil ettiğinin ve ihracat sürekliliği sağlanabilmesi için ikili anlaşmaların şart olduğunun altını çizen Kış, özellikle tedarik ve yan sanayide Orta Doğu’nun en büyük pazarı olan İran’ın çok dikkatle izlenmesi gereken bir pazar olduğunu vurgulamış ve şunları söylemiş: “Türk otomotiv sektörü şu anda tahminlerin ötesinde bir noktada. Ancak büyümeyi sürekli kılmak için rekabet gücünün artması gerekiyor. Özellikle BRIC ülkelerinin yatırım cazibesi ve İran’ın rakip hamlesine karşılık vermek, bu tabloda sektör için elzem görünüyor. İhracat sürekliliğinin sağlanması için serbest ticaret anlaşmalarına katılım ve gelişmekte olan pazarlar ile ikili anlaşmaların yapılması şart.”
 
Türkiye otomotiv sektörünün küresel rekabet gücünü sürdürmenin yanı sıra, bu gücü artırmaya devam etmesi gerektiğini söyleyen Ergün Kış, bilişim sektöründeki gelişmelerin sektörü yeni nesil müşterilerle sürekli zorladığını ifade etmiş ve geleceğin kritik teknolojilerine entegre olmadan ilerlemenin mümkün olmadığını kaydetmiş.
Yerli otomobil üretimiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Kış, Türkiye’deki şirketlerin üretim konusunda başarılı bir noktada olduğunu belirterek, “Türkiye’deki sanayi şirketleri Endüstri 4.0 konusunda iyi bir noktada ama ekosistemin gelişmesi lazım. Daha yapılacak çok iş var” diye konuşmuş.
 
Ne diyelim: Hayırlı olsun!
 
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.