KİMYA SEKTÖRÜ’NÜN 2015–2023 PROJEKSİYONU

 

 

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Kimya Sektör Raporu (2016/1)”e  göre “Kimya sektörünü temsil eden özel sektör kuruluşları, kamu kuruluşları ve üniversite temsilcilerinin katkıları ile hazırlanan Türkiye Kimya Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı, 15 Eylül 2012 tarihinde gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısındaki görüş ve değerlendirmeler doğrultusunda nihai hale getirilerek Yüksek Planlama Kurulu’nun 22.10.2012 tarih ve 2012/26 sayılı kararı ile onaylanmış ve 20 Kasım 2012 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 
Türkiye Kimya Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı; dünyada ve ülkemizde değişen ekonomik ve sosyal koşullar, Dokuzuncu Kalkınma Planı Stratejisi (2007–2013), Orta Vadeli Program (2010–2012), 2010 yılı programı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2010–2014 Stratejik Planı ve Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi’nde (2011-2014) yer alan temel ilkeler, vizyonlar, amaçlar ve hedefler dikkate alınarak hazırlanmıştır. 
 
2012–2016 yıllarını kapsayan Türkiye Kimya Sektörü Stratejisi Belgesinin genel amacı “Yüksek katma değerli, çevreye ve insan sağlığına duyarlı süreç ve ürünlerle, kimya sektöründe sürdürülebilir ve rekabetçi bir şekilde dış ticaret dengesini ülke lehine geliştirerek dünyada söz sahibi bir konuma gelmek ” şeklinde belirlenmiştir. 
 
Bu genel amacı gerçekleştirmek üzere, kimya sektörünün öncelikli sorun alanlarından da yola çıkılarak, altı hedef tespit edilmiştir. Tespit edilen altı hedefe ulaşmak için 36 eylemin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. 
Türkiye Kimya Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2016 yılının sonunda tamamlanacaktır. Bu nedenle 2017-2021 dönemini kapsayacak yeni strateji belgesinin hazırlıklarına başlanmıştır. yeni strateji belgesi ile ilgili ilk toplantının Nisan 2016 tarihinde yapılması planlanmıştır.
Türkiye’nin İhracat Stratejisi İçin Küresel ve Sektörel Öngörüler 2023 çalışması yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile dünya ekonomisi, dünya ticareti, dünya ihracat pazarları ve sektörleri için 2023 yılına kadar olan döneme ilişkin sayısal öngörüler hazırlanmıştır. 
 
2023 yılında; 2012 yılında 4 milyon ton olan polimer talebinin, 5 artışla 11 milyon ton, 690 bin ton olan elyaf hammadde talebinin, %8 artışla 742 bin ton, 216 bin ton olan lastik hammadde talebinin 9 artışla 603 bin ton olması beklenmektedir. 
 
2015 yılında Türkiye ekonomisi %4 oranında büyürken, imalat sanayinin büyüme oranı %3,8’de kalmıştır. Temel eczalık ürünlerin imalatı sektörü 2015 yılında bir önceki yıla göre imalat sanayi alt sektörleri arasında en fazla büyüyen sektör olmuştur. Kimyasal ürünler imalatı sektörü imalat sanayi ortalamasına yakın büyürken, kauçuk ve plastik beklentilerin altında büyümüştür. 
 
Kimya sanayisi, 1997–2007 yılları arasında küresel ölçekte yıllık ortalama yüzde 5 büyümüştür (büyüme toplam satışlar itibariyle). Bu dönemde yıllık ortalama büyüme AB ve NAFTA bölgesinde yüzde 4, Asya’da yüzde 6 ve Ortadoğu’da yüzde 9 olmuştur. 
2020 yılına kadar olan dönemde (2006–2020 dönemi için) kimya sanayinde küresel ölçekte büyüme oranı yıllık ortalama yüzde 4,4 olarak öngörülmektedir. Büyümeler AB’de yüzde 3,7, NAFTA bölgesinde yüzde 3,2, Asya’da yüzde 5,9, Ortadoğu’da yüzde 7,5 olacaktır. 
 
Bu büyüme öngörülerine bağlı olarak 2007 yılında 3,6 trilyon dolar olan satış hacmi 2015 yılında 5,1 trilyon dolara, 2020 yılında 6,3 trilyon dolara ulaşacaktır. 
 
Küresel ölçekte kimya sanayinde önümüzdeki dönemde kimyasal ürünler satışlarında en hızlı pazar büyümesi Çin, Uzak Doğu ve Güney Amerika pazarlarında görülecektir. Kimyasallar ve kimyasal ürünler imalatı sanayinde ve kimya sanayinin genelinde talebin daha hızlı arttığı ve iç pazarın daha hızlı büyüdüğü bölgelerde ve ülkelerde yatırımların arttığı, üretim kapasitelerinin genişlediği ve üretim hacminin tüketim hacmini karşılayarak öz yeterliliklerin arttırıldığı görülmektedir. Küresel kimya sanayinde ticaretin gelişmekte olan ülkelerde ve katma değerli ürünler etrafında gelişmesi ve şekillenmesi beklenmektedir 
 
Kimyevi madde ve mamullere yönelik kuvvetli talep artışı, ilave kapasite ihtiyacını da tetiklemektedir. 2020 yılına kadar olan dönemde ilave kapasitelerin önemli bir bölümü Çin başta olmak üzere Asya’da ve Ortadoğu’da kurulacaktır. Çin hızla genişleyen iç talebi karşılamak için büyük kapasiteli yatırımları sürdürecektir. Japonya ve G.Kore’nin çevre kısıtları ile ilave yatırımları sınırlandırması yeni kapasitelerin Çin ve diğer bölge ülkelerinde toplulaşmasına yol açacaktır. Körfez ülkeleri de ham petrol ürünleri ile birlikte işlenmiş ürünlerin üretimi ve ihracatını da hedeflemektedir. Bu nedenle Ortadoğu’da işleme kapasitesi genişleyecektir. 
 
Kimya sanayinde teknolojik yenilikler alt sektörlerde ve ürünlerde gelişmeleri önemli ölçüde şekillendirecektir. İmalat sanayi içinde teknolojik ilerlemelerin en çok etkili olacağı sektörlerin başında kimya sanayi gelmektedir. Teknolojik gelişmeler ilaç ve eczacılık ürünlerinin çeşitlenmesi ve çok sayıda yeni ürün üretimi, yeni organik ve inorganik kompozit ürünler yaratılması, polimer-monomer, etilen tabanlı yeni malzemeler yaratılması ve üretilmesi, polimer tabanlı malzeme üretimi ve tüketiminin genişlemesi, fonksiyonel ve sentetik yeni ürünlerin yaratılması ve üretilmesi alanlarında yoğunlaşacaktır.
 
Teknolojik gelişmeler ile birlikte temel kimyevi maddelerin yerine sentetik ürünlerin ve yeni malzemelerin kullanılması ve özellikle bunların sürdürülebilir büyüme, enerji verimliliği, çevre koruma hassasiyetlerine bağlı taleplerin artması ile birlikte temel ürünlerin tüketim ve üretim artışları sınırlanacaktır. Yine bu hassasiyetlere bağlı olarak geri kazanma ve yeniden kullanım eğilimlerinin de kuvvetlenmesi üretim artışını sınırlandıracaktır. 
 
Tüm bu öngörüler doğrultusunda kimya sektörünün, Türkiye’nin dünyadaki petrol ve doğal gazın % 70’inin bulunduğu bölge ile en büyük enerji tüketen bölge arasında, adeta bir enerji koridoru üzerinde bulunma özelliklerini de kullanarak, yüksek katma değerli üretim yapısına geçerek ve ara girdi ithalatını azaltarak, ihracatın ithalatı karşılama oranını 2023 yılı itibariyle % 71’e çıkarması beklenmektedir. 
 
SON DÖNEMDEKİ SEKTÖRE İLİŞKİN TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ GELİŞMELER
Dünya kimya sanayinde önceki yıllarda süren Avrupa Birliği hâkimiyeti, son yıllarda Uzak Doğu ve Asya’ya geçmiş bulunmaktadır. 2013 yılında dünyadaki toplam kimyasal madde satışı 3.156 milyar avro olmuştur. 2013 yılı satışların 1.811 milyar avroluk bölümünü Asya ülkeleri, 630 milyar avroluk bölümünü Avrupa’daki ülkeler, 528 milyar avroluk bölümünü NAFTA, 144 milyar avro Latin Amerika, 44 milyar avro diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilmiştir. 
 
Kimya sanayinin yapmış olduğu satışlara ülkelerde kişi başına düşen satış açısından bakılacak olursa, Türkiye’nin AB ülkelerinin çok gerisinde olduğu görülür. AB ülkeleri içinde en çarpıcı örnek İrlanda’dır.
Küresel ölçekte devam eden ekonomik durgunluk ve buna bağlı Türkiye ekonomisindeki büyümenin beklentilerin gerisinde kalması, kimya sektörünün hedeflerini de etkilemiştir. Buna birde kimya sektörü ihracatının yoğun olarak yapıldığı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde devam eden siyasal çatışmalar eklenince sektörün hem iç hem de dış pazarda büyümesi öngörülen rakamlarını gerisinde kalmıştır. 
 
2015 yılında kimya sektöründe en fazla büyüyen sektör Temel Eczacılık Ürünleri üretimi sektörü olmuştur. Kimyasal ürünler imalatı sektörü %3,5 büyüme ile imalat sanayi ortalamasına yakın büyürken düşük petrol fiyatlarının etkisi, Dünya plastik sektöründe rekabetin giderek artması ve komşu ülkelerde yaşanan sorunlar nedeniyle kauçuk ve plastik sektörü ancak %1,6 oranında büyüyebilmiştir. Ekonomi Bakanlığınca Resmi Gazete’de yayımlanan yatırım teşvik belgesi listesine göre; 2014 yılında 10 adedi komple yeni yatırım olmak üzere toplam 19 adet; 2015 yılında ise 13 adedi komple yeni yatırım olmak üzere toplam 22 adet ilaç ve temel eczacılık alanındaki firma yatırım teşvik belgesi almıştır. 10. Kalkınma Planı, 16. Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı kapsamında yürüten eylemler bu büyümeye ivme kazandıracak şekilde devam etmektedir. Tüm Bakanlıklar eylemlerin gerçekleşmesine yönelik en üst düzeyde sağlamaktadır. 
 
Rafineri-Petrokimya-Enerji-Lojistik entegrasyon zincirinin en önemli halkası olan STAR Rafinerisi, ülkemizin “en kapsamlı yerlileştirme projesi” olmasının yanı sıra, yılda 10 milyon Ton ham petrol işleme kapasitesi ile Türkiye’nin tek noktaya yapılan en büyük yatırımı olacaktır. 
 
PETKİM’in hammadde tedarikinde çok yüksek oranda dışa bağımlı olma durumuna bütünüyle son verecek rafineri projesinin konsept tasarımı, fizibilite etüdü, teknoloji ve lisansör seçimleri ile temel mühendislik çalışmaları 2012 yılında sonlanmış; böylece STAR Rafinerisinin hafriyat çalışmalarına 2013 yılında başlanmıştır. Tüm hızıyla devam eden rafineri yatırımı kapsamında 2014 yılsonu itibarıyla saha hazırlama çalışmalarının yüzde 87’sı tamamlanmıştır. STAR Rafinerisi Türkiye’nin ilk stratejik yatırım teşvik belgesini almıştır. 5.6 milyar dolara mal olacak rafineriye 3.29 milyar dolar proje finansmanı kredisi sağlanırken, yatırımın 2.4 milyar dolarlık kısmı ise öz kaynakla karşılanacaktır. STAR Rafinerisinin 2018 yılı ilk çeyreğinde devreye alınması ve yıllık 10 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine ulaşması öngörülmektedir. 
 
STAR Rafinerisi’nde naftanın yanında ultra düşük kükürtlü motorin, jet yakıtı, Petrokok, Reformat, Karışık Ksilen, LPG ve Kükürt üretilecek ve Türkiye’nin bugün net ithalatçı olduğu bu mamullerde Türkiye’nin cari açığının milyarlarca dolar azalması sağlanacaktır. 
 
Kimya sektörü ara malı ithalatında enerji kaynakları ve madenlerden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizdeki cari açığın kimya sektörüne düşen payının azaltılması düşüncesiyle Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD), TOBB Türkiye Kimya Sanayi Meclisi ve Kimya Sektör Platformu (KSP) tarafından, Türkiye’de üretilmesi düşünülen katma değeri yüksek kimyasalların tespiti için bir çalışma yapılmıştır. Yaklaşık iki yıl süren bu çalışma 5 Aralık 2012 tarihli TOBB Türkiye Kimya Sanayi Meclisi toplantısında tartışılarak 10 kimyasala düşürülmüştür. 2013 yılında yapılan çalışmalar neticesinde bu 10 kimyasaldan ilk beş ve ikinci beş kimyasal olmak üzere önceliklendirme çalışması yapılmıştır. İlk beşe giren Stiren Bütadien Kauçuk, Poliamid 6.6, Metil Selüloz, Selüloz Asetad ve Poliakrilik Asit ile ilgili hazırlanan ön fizibilite raporları yerli ve yabancı yatırımcılara sunulmak üzere ilgili Bakanlıklara gönderilmiştir. 
 
Kimya sanayinin kümelenme faaliyeti ile ilgili olarak yapılan çalışmalar Kimya Sektör Platformu öncülüğünde devam etmektedir. Kimya Sektöründe geleceği yönlendirmeye bugün başlamak amacıyla 19 yatırımcı sanayici ile harekete geçen Chemport Kümelenme teşebbüsü Nisan 2013’te çalışmalarına başlamış ve Aralık 2013 tarihi itibariyle master planını tamamlamıştır. 
 
CHEMPORT arazisinin yer aldığı Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Eylül 2014 tarihinde ise askıya çıkmıştır. Çevre Düzeni Planı, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasındaki son hali, 16.02.2015 tarihinde Bakanlık Makamınca onaylanmıştır. Onaylanan çevre planı eski plandan çok farklı ve beklentileri karşılamaktan uzaktır. Bu nedenle CHEMPORT projesi için yeni yerleşim yeri için çalışmalar devam etmektedir. 
 
TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN BÜYÜK POTANSİYELİ
Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği OTİAD sitesinde yer alan “Tekstil Sektöründe Türkiye’nin Potansiyeli Büyük” başlıklı ve Nisan 2016 tarihli habere göre, “Tekstil Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri” panelinde konuşan OTİAD Başkanı İlker Karataş ve Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, tekstil sektöründe Türkiye’nin potansiyelinin büyük olduğunu, moda ve tasarım bakımından İstanbul kadar dinamik bir şehir bulunmadığına vurgu yapılarak sektörün geleceğine olan inancı ifade etmişler. 
 
Dünya’da ve Türkiye’de tekstilin durumunun değerlendirildiği panelde tekstildeki potansiyel ve fırsatlar ile sektörün karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri konuşulmuş. Tekstil sektörünün durumunu değerlendiren Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, tekstil sektöründe İstanbul’un büyük potansiyeli olduğunu, moda ve tasarım bakımından İstanbul kadar dinamik bir şehir olmadığını söylemiş.
 
Türkiye Tekstil Sektörü’nü doğru konumlandırmak babında haberin devamı önemli: “Dünyada Türkiye’den başka 1 ayda 5 tır ürün üretecek ülke yok. Çin ve Amerika Türkiye için büyük pazar değil. Türkiye’nin hitap ettiği iki tür pazar var. Birinci pazar AB pazarı… AB’de fiyatlar rekabetçi. Almanya’daki küçük mağazalar kayboluyor. AB pazarına hitap edeceksek, küçük mağazalarla iş yapmamız çok zor. Türkiye’nin rekabet yapısını AB pazarına uydurursak iş yaparız” şeklinde konuşan Şahin, ikinci pazarın Rusya, Çin ve Ortadoğu olduğunu belirterek, “Rusların ambargolarla ve petrol fiyatlarından dolayı alım gücü düştü. Asgari ücret arttı. Ücretler yüzde 30 yükseldi. Ortadoğu’ya ve iç piyasaya yönelik ucuz iş gücü ve üretimle satış yapılabilir. Bu pazarda da çok fırsat var ama siyaset işimizi çok etkiliyor” demiş.
Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği (OTİAD) Başkanı İlker Karataş ise sektörün çoğunluğunu KOBİ’lerin oluşturduğunu belirterek, “Nasıl bir sektörün mensubuyuz önce bunu içselleştirmemiz lazım. Sektörün temsilcilerinin özgüven eksikliği var. Bu sektörün mensubu olarak yüksek özgüven sahip olmamız gerekiyor. Tekstil sektörünün ihracatın hacmi 414 milyar dolar. Türkiye yüzde 4’lük payı olarak dünyanın 6. büyük tedarikçisi konumunda. Ev tekstilinde ise 75 milyar dolarlık hacmi var, Türkiye dünyada 4. büyük tedarikçi konumunda. Çorap sanayisinde Çin’den sonra dünyanın en büyük tedarikçiyiz. İç giyimde de ön sıralardayız. Bu rakamlar bizim yüksek özgüvene sahip olmamız için yeterli” değerlendirmesinde bulunmuş.
İşte bir başka önemli nokta: Karataş, sektörün sorunlarının büyük olduğu gibi kazançlarının da büyük olduğunu belirterek, “Sektördeki sorunları birkaç başlıkta sınıflandırabiliriz.  Bu sorunlar sadece dışarıdan kaynaklanan sorunlar değil. Bazen kendimizden kaynaklanan sorunlar da var. Birincisi bu sektörün yapısal sorunları mevcut... Ulusal bir tekstil politikamız yok. Fasonculuktan kurtulamadık. Bir marka üretemedik tekstilde. Tekstil ve hazır giyim sektörü hala Türkiye’nin en büyük sektörü, alternatifi yok. Her iki sektörde bir milyona yakın kayıtlı istihdam var” ifadelerini kullanmış.
İyi planlama yapmadan stratejiler belirlenmesinin boşa kaynak harcamaya sebep olacağını kaydeden Karataş, “Kaliteli bir KOBİ yapısına sahip değiliz. Sektörde 50-55 bin civarında firmanın varlığından bahsediliyor. 20 bin civarındaki firma üretici ve ihracatçı konumunda. Kaliteli KOBİ yapısını yakalarsak, 2023 hedeflerini gerçekleştiririz” demiş.
Karataş, şirketlerin basit yöntemlerle yönetildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetmiş: “Büyümek için iyi bir ekiple çalışmak lazım. İş sahiplerinde bu ekibi kurma noktasında güven eksikliği var. Yanımızda çalıştığımız insanlara güvenmeliyiz. Şirketi iyi yönetmek için şirketin verilerine sahip olmak lazım. Strateji belirlemeden hareket edersek, rüzgara göre iş yapmış oluruz. Büyümeyi kafaya koyduysanız mutlaka kaynak kullanımı devreye girmeli. Öz sermaye ile bir yere kadar büyürsünüz. Kaynak kullanımını da kaliteli KOBİ yapısına ulaştıktan sonra yapmalıyız. Osmanbey bölgesi 1,6 milyar dolar ihracat yaptı hazır giyim ve tekstilde. Sektörün ileri gitmesi için verilen teşvik ve desteklerden yararlanma noktasında da sıkıntılar yaşıyoruz. Sektörün diğer sorunlarından biri ise kalifiye eleman. Sektör şu anda tıkanma noktasına geldi. Kalifiye eleman bulunmuyor. ‘Bu sektörden gelecek beklemeyin’ söylemleri gençlerin bu sektöre girmesine engel oldu. Kaliteli eğitimli insanların sayesinde sektörü bir yerlere taşıyacağız. 2023 hedeflerine ulaştıracak şeylerden biri inovasyon. İnovasyonun tekstil sektöründeki karşılığı tasarım. Kendi özgün tasarımlarımızla markalaşma evresini tamamlarız. 
İkinci olarak sektörün rekabeti engelleyici finansal sorunları var. Rekabetçi fiyata sahip ham madde ve yarı mamule ulaşma noktasında sıkıntı yaşıyoruz. Şirketlerin sermaye yetersizlikleri var. Şirketi büyütmek yerine farklı yerlere yatırım yapılıyor. Bu şirketlerin büyümesine ve sürdürülebilirliğine engel oluyor. Siyasi alanda yaşanan olaylar siyasi risk primlerini artırıyor. Hem siyasi hem ekonomik istikrara ihtiyacımız var.  Son olarak sektörün vize problemi konjonktürel açıdan sorun. Irak, Libya ve Suriye vatandaşlarına uygulanan vizelerden kaynaklanan sorunlar  da tekstil sektörünü etkilemekte.”
OTİAD’ın olumlu değerlendirmesinin devamında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı “Tekstil, Hazırgiyim Ve Deri Ürünleri Sektörleri Raporu (2016/1)”e bakalım.
Rapora göre, “Tekstil, Hazırgiyim ve Deri ürünleri (THD) sektörleri ülkelerin ekonomik kalkınma süreçlerinde önemli rol oynamıştır. 
 
Ülkelerin genel ekonomileri elbette ki THD sektörlerini de etkilemektedir. 2014 yılında Çin dâhil olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde büyüme ivme kaybederken, AB ülkeleri ve Japonya’da ekonomik büyüme oldukça kırılgan bir görünüme sahip olmuş, ABD ekonomisi güçlü bir toparlanma eğilimi sergilemiş, ABD ile diğer ülkeler arasındaki büyüme eğilimi artan oranda farklılaşmıştır. 
2015 yılının ikinci çeyreğinden itibaren AB üyesi ülkelerin büyümesinde kısmi toparlanma yaşanmaya başlanmış, Çin ekonomisindeki yavaşlamaya ilişkin endişeler ve emtia fiyatlarında oluşan aşağı yönlü eğilim, gelişmekte olan ülkeler üzerinde yılın üçüncü çeyreğinde önemli ölçüde etki yapmıştır. 
Ülkemiz açısından bakıldığında; Rusya, Ukrayna ve Ortadoğu ülkeleri kaynaklı dış talepteki zayıflamaya, Euro/Dolar paritesinin aşağı yönlü seyri de eklenmiş ve THD sektörlerinin pazar çeşitlendirmesi konusu ön plana çıkmıştır. 
 
Dış talepteki zayıflamaya rağmen ülkemiz THD sektörleri toplamda 72,5 milyar dolar cirosu, 26,5 milyar dolar ihracatı ve 960 bin kişiye sağlamış olduğu (kayıtlı) istihdamla ülkemizdeki en önemli sektörlerden biri durumundadır. Sektörlerin kalite, moda, yenilikçilik ve tasarım anlamında bugün ulaştığı nokta küçümsenemez boyuttadır. Bu hali ile sektörler, küresel pazarda bizi ön sıralara taşımakta ve ülke imajını güçlendirmektedir. 
 
Ülkemiz, THD sektörleri açısından; bilgi birikimi, işgücü, pazarlama ve hammadde faktörleri dikkate alındığında Çin, Hindistan ve Güney Kore ile birlikte dünyanın en rekabetçi ülkeleri arasında yer almaktadır. 
 
Dünya tekstil ve hazırgiyim sektörleri toplam ihracatı içinde%3,5’lik paya sahip olan ülkemiz, sermaye yoğun tekstil sektöründe Avrupa’nın en büyük üretim kapasitelerine sahiptir. Örneğin Türkiye, makine halısında dünya ihracat lideridir. 
 
Sürekli değişen rekabet ortamında sektörler, nasıl ayakta kalacaklarını öğrenmiş, ihracat odaklı büyüme hedefiyle AB ile mevzuat uyumu sağlanmış, kalite ve verimlilik noktasında dünyada iddialı bir noktaya ulaşılmıştır. Ülkemiz THD sektörleri, küresel krizden etkilense de dünyanın önemli alıcılarını, kaliteli ve hızlı teslimat talebi beklentilerini karşılayarak, ülkemize çekmeyi başarmışlardır. Türkiye ekonomisi içinde çok güçlü ileri ve geri bağlantıları olan bu sektörlerdeki rekabet gücünün sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Geçmişin köklü geleneklerinden yola çıkılarak başlanan bu uzun yolculukta, küresel pazarda söz sahibi olan ülkemiz THD sektörleri, son dönemde katma değeri yüksek, yenilikçi, bilgi ve teknoloji içeren ürün ve hizmet sunumları ile ihracat kapasitesi yüksek sanayiler olmayı hedeflemektedir.
Sektörlerin Türkiye’deki Genel Durumu: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki pay, sağlanan istihdam ve yüksek ihracat potansiyeli, THD sektörlerinin ülke ekonomisinin lokomotif sektörleri olduğunun göstergesidir. Ülkenin imalat sanayi üretim değeri toplamının ’sını ve imalat sanayinde yaratılan katma değerin ’ini bu sektörler sağlamaktadır. 
 
2007 yılı sonrasında AB pazarına tekstil ve hazırgiyim sektörlerinde kotasız ihracat yapmaya başlayan Çin karşısında Türkiye, kaliteyi düşürerek fiyatta rekabet etme yolunu değil, moda/marka eksenli ve katma değeri yüksek ürünler üreterek var olma yolunu seçmiştir. 
Türkiye rekabeti, moda ve trendleri belirleme gücüne sahip tasarımlar ve yüksek teknolojiyle sağlamaya çalışmış, yeni tecrübeler elde ederek dünyada kendine ileri düzeyde hedefler koymuştur. 
 
Son dönemde ülkemizdeki büyük perakende şirketlerinin belli orandaki hisselerinin uluslararası yatırım şirketlerine satışı neticesinde şirketlerimizin yurtdışında mağazalaşma süreci hızlanmıştır. Uluslararası yatırım şirketlerinin Türk şirketlerine ortak olma isteği aynı zamanda Türk şirketlerinin başarılarının takip edildiğinin de bir göstermektedir. 
 
Sektörlerde Üretilen Başlıca Ürünler ve Üretim Eğilimleri: Tekstil sektörü, hazırgiyim sektörünün tedarik zinciri altında da yer alan geniş kapsamlı üretim yelpazesine sahiptir. Elyaf, iplik, örme/dokuma kumaş, keçe ve tufting yüzeylerin dâhil olduğu dokusuz yüzeyler, ev tekstili ürünleri, halılar, bunların yanında ağ, ip, tekstil kablo, taşıyıcı tekstil bandı, branda, koruyucu bez, filtre, paraşüt, fren bezi gibi teknik kullanıma yönelik ürünler tekstil sektöründe yer almaktadır. Türk Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTİP)’nun50-60 arası fasılları ve 63 fasıl grubunun büyük bir kısmı bu grupta değerlendirilmektedir. 
 
Örme ve dokuma kumaştan imal edilmiş tüm giyim ürünleri ise hazırgiyim sektöründe üretilmektedir. GTİP’in 61-62 fasıl grupları bu grupta değerlendirilmektedir. Hazırgiyim sektörü emek yoğun bir sektör olup, tekstil sektöründe üretilen ürünlerin moda sektörüne yönelik olarak işlendiği, katmadeğer yaratan, ancak emek yoğun olması dolayısıyla genelde işçiliğin ucuz olduğu gelişmekte olan ülkelerin yatırım yaptığı bir sektör olarak değerlendirilmektedir. 
Hayvan derileri ve kürkleri, deri ve kürkten imal edilmiş valiz, çanta, sandık, eldiven, kemer, koşum takımları gibi aksesuarlar ile deri ve kürkten imal edilmiş giyim ürünleri ve ayakkabılar deri ürünleri sektöründe üretilmektedir. GTİP’in 41-43 arası fasıl grupları ile 64 grubundaki deri ayakkabılar bu grupta değerlendirilmektedir. Geniş bir üretim alanında faaliyet gösteren bu sektör daha çok el emeğine dayanan ancak yüksek uzmanlık gerektiren bir sektördür. 
 
Her üç sektörde de standart basit ürünlerin üretiminin ya da yüksek katma değerli ürünlerdeki basit aşamaların sanayileşmekte olan ülkelere bırakıldığı, üstün nitelikli tekstillerin, moda/marka ürünlerin ve teknik tekstillerin gelişmiş ülkelerce tasarımlandığı görülmektedir. 
Küresel eğilimler incelendiğinde; yenilikçi ürünlere, spor kıyafetlere ve performans kumaşlarına ilginin artmaya devam edeceğini söylemek mümkündür. Bunun yanında özel seri veya sınırlı sayıda üretim, tasarımcı imzası taşıyan koleksiyonlar gibi belirli sayıda üretimi içeren kavramların, perakende sektöründe önemi her geçen gün artmaktadır. Markalar tarafından sunulan bu özel tasarımlar, standart müşteri kitlelerinin dışında farklı tüketici kitlelerine erişimi ve müşterinin marka bağlılığını arttırmaktadır. 
 
İnternet satışlarında da hızlı bir büyüme trendi görülmekte, gelişmiş ülkelerce, kişiselleştirilebilen tasarımlar için teknolojik alt yapı çalışmaları hayata geçirilmektedir. 
Teknik tekstiller alanında gelişmeler yaşanmakta, tıbbi alanda tekstil malzemelerinden yapay organ yapımı konusunda çalışmalar devam etmekte, teknik tekstillerin araçlarda, yol yapımında, inşaatlarda yalıtım malzemesi olarak, nemden koruyucu sıva malzemesi olarak kullanımına sıklıkla rastlanmaktadır. Fotovoltaik (güneş ışığından elektrik enerjisi üreten) tekstiller ise giyilebilir teknolojiye örnektir. Askeri alanda uygulamalara başlanmış olan fotovoltaik tekstiller için günümüzde ağırlıklı olarak silikon esaslı güneş pilleri kullanılmaktadır. Ernst&Young Telekomünikasyon Raporu’na göre 2020 yılında giyilebilir teknolojiler pazarının dünyada 169 milyon cihaza ulaşması beklenmektedir. 
 
İngiltere’de nano teknoloji ve fotokatalist teknolojisi kullanılarak üretilen elbise ve denim pantolonlar, içerdiği titanyum dioksit nano partikülleri sayesinde havayı temizlemekte, kullanım esnasında yani güneş ışığı gördüğünde havadaki zararlı emisyonları parçalamakta, ardından nötralize olmakta ve giysi üzerindeki kirlilik yıkamayla uzaklaştırılmaktadır. 
 
Türkiye’de bir yandan yurtdışında güçlü marka imajı olan firmalara üretim yapılmakta diğer yandan markalaşma, pazarlama ve stratejiye daha fazla önem verilmektedir. Yüksek teknolojiye yönelik üretim çalışmaları yapılmakta, teknik ve fonksiyonel tekstilde yaşanan gelişmelerle sektör; tasarım, moda ve üretimin dışında yeni alanlara da taşınmaktadır. 
Örneğin karbon fiber ipliklerin örülüp reçine ile kaplanması sonucu ortaya çıkan kompozit malzeme, hafifliği ve dayanıklılığı ile ön plana çıkmakta, bu özelliği ile otomotiv ve havacılık sektörlerinde lastik ve gövdenin hafifletilmesinde kullanımı konusunda çalışmalar yapılmaktadır.(2008-2013 yılları arasında küresel karbon elyaf talebi yıllık %8 artarken, 2013-2015 yılları arasında talep artmıştır) 
TÜBİTAK tarafından desteklenen projelerde ise askeri amaçlı kullanıma yönelik teknik tekstillere (mikrodalga frekansındaki radara yakalanmayan tekstil gibi) yönelik ciddi çalışmaların gerçekleştirildiği görülmektedir. Son yıllarda geri dönüşüm oldukça önemli hale gelmiştir. Üretim ve tüketim dünya genelinde artmakta, ekolojik ve ekonomik sebepler üretimin ve tüketimin her aşamasında geri dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde atık malzeme, ikincil hammadde olarak görülmektedir. Ülkemizde de kullanılmış pamuğun geri dönüşümü ve pet şişelerden polyester iplik üretimi Uşak’ta gerçekleştirilmektedir. 
 
Dünyada tüketici talepleri doğrultusunda çevre dostu tekstillerin üretimine yönelik yenilikçi projeler sürdürülebilirliğin sağlanması adına ön plana çıkmıştır. Sürdürülebilir tekstil üretimi (STeP) kavramı ülkemizde de üzerinde durulan önemli bir kavramdır. Soya liflerinden ve mısır dekstrozunun fermantasyonuyla elde edilen liflerden üretilmiş kumaşlar kullanılmaya başlanmıştır. Bir üniversitemizde, atık çaydan boyarmadde üretimi konusunda çalışmalar yapılmaktadır. 
 
Sektörlerin Alt Sektörleri ve Etkileşim Halinde Olduğu Diğer Sektörler: Birbirleriyle yakın ilişki içinde olan THD sektörleri, moda kavramıyla tüketiciye ulaşan ürünlerden oluşmaktadır.
 
Tekstil ve hazır giyim birlikte değerlendirildiğinde elyaftan başlayarak mamul giysi veya kullanım eşyasına kadar oldukça uzun bir üretim zincirine sahiptir. Her iki sektör genel itibariyle elyaf, iplik, dokuma, örme, dokusuz yüzey, boya-terbiye, hazır giyim ve konfeksiyon alt sektörlerinden oluşmaktadır.
 
Tekstil sektörü pamuk, yün gibi ihtiyaç duyulan doğal elyaflar nedeniyle tarım ve hayvancılık sektörüyle, sentetik elyaflar nedeniyle petro-kimya sanayii ile etkileşim halindedir. Boya-terbiye kimyasalları açısından kimya sanayii ile etkileşen sektör, hazır giyim ve konfeksiyonda aksesuar sanayii ile iç içedir. Ayrıca bu sektörler otomotivden, inşaata, ağır sanayiden tıbba kadar pek çok sektörle teknik açıdan ilişki içindedir. 
 
Deri ürünleri sektörü tabaklama ve deri işleme, saraciye ürünleri, deri giyim eşyası, kürkten eşya ve ayakkabı üretimi olmak üzere geniş alt sektör grubuna sahiptir. Üretimde ham deri ve kürk ihtiyacı sebebiyle hayvancılık sektöründen beslenen deri ürünleri sektörü, kullanılan deri işleme ve arıtma kimyasalları nedeniyle de kimya sektörüyle yakın ilişki içindedir. 
 
Her üç sektörün ne üreteceğini belirleyen ve ürünlerin tüketiciyle buluşma noktasında etkili olan perakende ve mağazacılık bu üç sektörün tedarik zincirinin son halkaları olup sektörlerde katma değerin en yüksek olduğu alanlardır. Bu alanların kontrolü ise güçlü lojistik sektörü ile sağlanmaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu nedeniyle sağladığı avantajlar lojistik sektörünün de güçlenmesine katkı sunmaktadır. 
Dünyanın önde gelen tekstil ve hazır giyim üreticilerinden biri olan ülkemiz bu avantajını yeni nesil üretim teknolojilerine ve makinelerine yaptığı yatırımlarla devam ettirmektedir. Bu sebeple makine sektörü ile yakın ilişki içinde olan TH sektörlerinin makine ithalatına ilişkin değerlendirmeler aşağıda yer almaktadır (sadece yeni makine sevkiyatı);  2014 yılında bir önceki yıla oranla düşüş gösteren küresel kısa elyaf (pamuk tipi) eğirme makineleri sevkiyatında Türkiye, 594 bin iğ ile 4. büyük yatırımcı konumundadır. Küresel düşüşe rağmen Türkiye’nin yatırımı bir önceki yıla oranla %5 artış göstermiştir. 
 
2014 yılında bir önceki yıla oranla %70 artış göstererek 137.650 iğ seviyesinde gerçekleşen küresel uzun elyaf (yün tipi) eğirme makineleri sevkiyatında Türkiye,2013 yılında olduğu gibi en büyük yatırımcı konumundadır. Türkiye’nin sevkiyatı 2014 yılında bir önceki yıla oranla %95 oranında artmış ve 67.000 iğ seviyesinde gerçekleşmiştir ki bu da küresel ticaretin %49’una tekabül etmektedir. 
 
2014 yılında Türkiye, 3. büyük alıcı olduğu open-end makinelerinde, 454.720rotorluk küresel yatırımın 55.000’ini gerçekleştirmiştir. 
2014 yılı mekiksiz dokuma makinesi küresel sevkiyatı bir önceki yıla oranla oranında azalarak 71.667 tezgâh seviyesinde kalmıştır. Bu alanda 5. büyük alıcı olan Türkiye’nin mekiksiz dokuma makinesi sevkiyatından aldığı pay 2.323 tezgâhtır. 
 
Küresel geniş en yuvarlak örme makinesi sevkiyatı 2014 yılında bir önceki yıla oranla %22 düşüş göstererek 28.502 seviyelerinde seyretmiştir. Türkiye 2014 yılında küresel ticaretten aldığı %4,6’lık pay ile 3. sırada yer almış ve 1.325 adet geniş en yuvarlak örme makinesi yatırımı gerçekleştirmiştir. Yuvarlak örgü makineleri ithalatımız ağırlıklı olarak Almanya, Çin ve İtalya’dan yapılmaktadır. 
 
2013 yılında dünyada 35.180 elektronik düz örme makinesi yatırımı yapılmış,2.790 makine ile Türkiye, 3. büyük yatırımcı konumunda yer almıştır.2014 yılında küresel ticaret %31 artmış ve 46.100 makine sevkiyatı gerçekleştirilmiştir. 2014 yılında Türkiye 1.879 makine ile 4. büyük yatırımcıdır. 
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.