İŞ GÜVENLİĞİMİZ NE KADAR GÜVENLİ?

 İŞ GÜVENLİĞİMİZ NE KADAR GÜVENLİ?

Sabah Gazetesi’nin Mayıs 2017 tarih ve “İş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu 1 Temmuz’da başlıyor” başlıklı haberine göre, İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminden hizmet alma yükümlülüğü 1 Temmuz 2017’den itibaren yürürlüğe girecekmiş. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Esnaf ve Sanatkarlar ile yanlarında çalışanların iş kazaları, meslek hastalıkları ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalmamaları için İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda önlem almaları gerektiğini söylemiş. Haberin devamı şöyle:
“Kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde 1 Temmuz’dan itibaren iş güvenliği uzmanı denetimleri başlıyor.
 
TESK Genel Başkanı Palandöken, ‘İş Sağlığı ve Güvenliği için alınacak tedbirler bir maliyet olarak görülmemeli. Çünkü maddi kayıplar telafi edilse de kaybedilen yaşamların telafisi mümkün olmamaktadır” dedi. Esnaf ve Sanatkarların yerine getirmesi gereken yükümlülükleri sıralayan Palandöken, “Esnaf ve sanatkarlarımız, işyerinde risk değerlendirmesi yapmalı, acil durum planı hazırlamalı veya bu hizmetleri ilgili yerlerden temin etmelidir. Yangınla mücadele ve ilk yardım konularında önlem almalıdır. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutmalı ve belirlenen süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmelidir. Çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitim almalarını sağlamalıdır. Çalışanlarının, işyerinde maruz kalacakları sağlık ve güvenlik risklerini dikkate alarak, sağlık gözetimine tabi tutmalıdır’ dedi.
TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri sahiplerini bilgilendirerek, ‘1 Temmuz’dan itibaren işyerlerinde iş güvenliği uzmanı bulundurmak zorunlu hale gelecek. Bu tarihten itibaren denetimler de başlayacak. Bununla birlikte 10’dan az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri gerekli sertifikaya sahip olmaları halinde (işe giriş ve periyodik muayeneler hariç) iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini kendileri yürütebilecek’ şeklinde konuştu.
Palandöken, iş sağlığı ve güvenliği için alınacak tedbirlerin önemini vurgulayarak, ‘İş sağlığı ve güvenliği, işyerinin daha huzurlu, çalışanların daha mutlu ve işletmelerin daha verimli olabilmesi için bir gerekliliktir. İlerleyen günlerde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün daha da yaygınlaşmasını umuyor, esnaf ve sanatkarlarımıza sağlıklı ve güvenli bir işyeri ortamında kazasız günler diliyorum’ dedi.”
 
Konuyla ilgili bir başka haber, Dünya Gazetesi’nde Mayıs 2017 tarihli, Mehmet Kaya imzalı ve “İnşaat sektöründe iş güvenliği seferberliği ilan edildi” başlığını taşıyor. Habere göre, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonuyla, inşaat sektöründe ve çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının iyileştirilmesi amacıyla kampanya başlatıldı. 
 
En fazla iş kazasının yaşandığı inşaat sektörü odaklı olarak planlanan kampanyanın tanıtım toplantısı, 26 bin kişinin çalıştığı Türkiye’nin en büyük inşaat şantiyesi durumundaki 3. havalimanı inşaat sahasında yapıldı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, iş sağlığı ve güvenliği alanında iyileşmenin tarafların katılımıyla mümkün olduğunu vurgulayarak, ‘Denetim, ceza tam çözüm olamaz. Elbette elimizden gelen desteği vereceğiz. Uyaracağız, yol göstereceğiz, eğitim desteği vereceğiz. Ancak bütün bunlara rağmen uyulmuyorsa merhamet olmayacak. Merhametten maraz doğar. Burada maraz da insanların hayatları’ dedi. Müezzinoğlu, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak temel unsurun bu önlemlerin bir kültür haline gelmesiyle mümkün olabileceğini kaydetti.
Mehmet Müezzinoğlu, etkinliği Soma faciasının 3. yıl dönümünde etkinliği gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, Soma faciasının hatırlanacağını, faciadan ders çıkarılarak da iş sağlığı ve güvenliği yönünde daha iyi çalışmalar yapılacağını kaydetti.
Müezzinoğlu, inşaatlarda 2001’de yüz binde 35 olan ölümlü kazanın 2015 istatistiklerinde yüz binde 24’e indiğini belirterek, ‘Bu düşüşe başarı diyebiliriz ama 24 insanımızı kaybettiğimiz gerçeğini göz önüne alındığında önlem almamız gerektiği ortada’ dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da törende yaptığı konuşmada, iş güvenliği alanında sözlü iletişimin önemli olduğunu ve sahada bilgilendirmenin başarıyı arttırdığını kaydetti.
Çalışma Genel Müdürü İsmail Gerim ise ILO’ya istatistik veren ülkeler arasında Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği alanındaki istatistiklerinin diğerlerine göre daha hızlı iyileşme sağladığını kaydetti.
 
3. Havalimanı inşaatını sürdüren İGA CEO’su Yusuf Akçaoğlu da 26 bin kişiye ulaşan çalışan sayısıyla en büyük projelerden birinin yürütüldüğünü belirterek, iş sağlığı ve güvenliği alanında yasal yükümlülüklerin üzerinde sayılarla çalıştıklarını kaydetti.
Bakan Müezzinoğlu, çalışma hayatındaki iş sağlığı ve güvenliği kampanyasının ‘Hedef Sıfır’ sloganıyla başlatıldığını hatırlatarak, temel hedefin iş kazalarını sıfırlamak olduğunun altını çizdi.
 
Törende daha sonra kampanyaya destek veren kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ortak deklarasyonu imzaladı. Deklarasyona, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, TSE adına Genel Sekreter Mehmet Bozdemir, Yapı Denetim Birliği adına Tekin Saraçoğlu, İNTES adına Deha Emral, Hak-İş adına Genel Sekreter Osman Yıldız, Türk-İş adına Mali Sekreter Ramazan Ağar, Türkiye Müteahhitler Birliği adına Başkan Mithat Yenigün, TOBB adına Başbakan Yardımcısı Halim Mete, TİSK Başkanı Kudret Önen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına Müsteşar Yardımcısı Mücahit Demirtaş, Türkiye Belediyeler Birliği adına İBB Başkanı Kadir Topbaş ve işçiler adına da Ahmet Özdoğan imzaladı.
 
Deklarasyonda, tarafların iş sağlığı ve güvenliği için sorumluluklarını yerine getirmesi ve eşgüdüm içinde çalışması, tecrübelerini kamuoyu ile paylaşma, tedbirlerin sürdürülebilirliğini sağlama, KOBİ’lere özel önem verme unsurları yer aldı.”
Ama “İş Güvenliği”miz ne kadar güvenli?” sorusunda dikkat edilmesi gereken nokta, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi sitesinde yer alan Şubat 2017 tarih ve “Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği” başlıklı makale verilerinde.
Makaleye göre, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği en temel anlamıyla, işçilerin çalışma yaşamında güvenliklerini almak ve olası kazaları önlemek için alınan önlemler bütünüdür. İşçi sağlığı ve güvenliği alanında en gelişmiş ülkeler Avrupa Birliği ülkeleridir. Hollanda’da 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazası oranı %0,8, Belçika’da 3,2 AB ülkelerinde 2,2 Türkiye’de ise 13,2. Avrupa ülkelerinde ölümlü iş kazalarının dünyanın diğer yerlerine göre düşük olmasında, bu alana dair ilk yasal dü
 
zenlemenin 1810’da Avrupa’da yapılması etkilidir.
Cumhuriyet tarihimizde işçi sağlığı ve iş güvenliği ilk defa 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda kendine yer buldu. Bu alana düzenleme getiren ilk yasa ise 2012’de çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur. Bu yasa ile iş güvenlik uzmanı çalıştırmak ve risk değerlendirme raporu hazırlamak zorunlu hale getirildi.
Dünyada her 15 saniyede bir, ölümlü iş kazası meydana gelirken ortalama 280 milyon iş kazası yaşanıyor. Bunların yarıdan fazlası Afrika ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşanıyor. Dünya’da en çok ölümlü iş kazasının olduğu ilk üç ülke El Salvador, Cezayir ve Türkiye. Ölümlü iş kazası oranının en düşük olduğu ülkeler ise İsviçre, Avusturya, Norveç, İsveç ve Danimarka.
Aşağıda ki tabloda ABD ve Türkiye’de en çok ölümlü iş kazası olan iş kolları bulunuyor.
 
 
Ege Üniversitesi Ege MYO Yrd. Doç. Dr. Bülent Demir ve İzmir Barosu, İş Güvenliği Uzmanı/İş Yeri Hekimi Eğiticisi Nalan Demir’in İstanbul Aydın Üniversitesi Dergisi Sayı 29, (2016)’da yayınlanan “Kamu Sektöründe 6631 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasasının Uygulanması ve Mevcut Yükümlülükler” makalesinde ise şöyle deniliyor:
“İş sağlığı ve güvenliği bütün çalışanları ilgilendiren, çalışma yaşamının en temel unsurlarından biridir. Yaşam hakkı kutsal ve en temel hak olup Anayasamızda bu hususa büyük önem verilmiştir. Anayasamızın 17. maddesi ‘Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir’ (Anayasa, m.17/1), 50. Maddesi ‘Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz’ (Anayasa, m.50), şeklinde düzenlemiştir. Anayasamıza göre Devlet herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama ve çalışma hakkını kullanabilmesi için gerekli koşulları sağlamak, bunun için gerekli hukuki düzenlemeleri yapmak, buna uygun bir çalışma ortamı oluşturmak zorundadır. Küreselleşen dünyada bilim ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmelere ve sanayileşmeye bağlı olarak; işyerlerinde yeterli önlemlerin alınmaması, her yıl artan iş kazaları, meslek hastalıkları ve çevre kirliliği insan ve çevre sağlığını tehdit eder bir konuma ulaşmıştır. 
 
Çalışma hayatı; çalışanın bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik düzeyini belirleyen en önemli etkendir. İş sağlığı ve güvenliği sürekli gelişen ve değişen dinamik yapısı ile gelişmekte olan ülkelerde olduğu kadar gelişmiş sanayi ülkelerinde de toplumun gündemindedir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin göstergeler, temel insan hakları, çalışma yaşamı ve ülkelerin gelişmişliklerine ilişkin önemli göstergeler sunmaktadır. Ancak SGK ve diğer resmi istatistikler göstermektedir ki ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliğine gereken önem yeterince verilmemekte; yasa, yönetmelik ve uygulamalarda yetersiz kalınmaktadır. Gerek özel sektör işveren kesimi gerekse kamu işvereni (devlet) değişik gerekçeler nedeniyle konuya gereken özeni göstermemektedir. 
 
Türkiye iş kazalarında Dünya ve Avrupa’da ön sıralarda yer almaktadır. 30.12.2012 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan, kamu ve özel işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışılması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi amaçlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kanunu yürürlüğe girmesine rağmen Türkiye’de ölümlü iş kazalarında hayatını kaybeden işçi sayısı, Çalışma Bakanlığı İSG Meclisi raporuna göre; 2008, 2009, 2010, 2011, 2102, 2013 ve 2014 yıllarında sırasıyla 865, 1171, 1444, 1700, 744, 1235, 1886 olmuştur. Bununla beraber meslek hastalığı tanısı ve sayısı da gerçek değerlerin çok çok altındadır. Ülkemizde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları ile ilgili sayısal veriler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından her yıl yayınlanan istatistik yıllıklardan elde edilmektedir. Doğal olarak bu veriler, kuruma bağlı iş yerlerinden elde edilen bilgiler olup, sigortalı olmayan kişilerin uğradıkları iş kazaları sayısını içermemektedir. 
 
Bu nedenle, Türkiye’deki gerçek iş kazası sayısının ve ölümlerin SGK istatistiklerindeki değerlerinden daha fazla olduğu kabul edilmektedir. 2008 yılında İstatistiklere girmeyen kayıplar ve % 40’ı bulan kayıt dışı istihdam da dikkate alındığında, ülkemizde iş kazası sayısının yılda 650 bin civarında olması gerekmektedir. Ülkemizde önemli sayıda meslek hastalığı olduğu bilinmesine rağmen, bu hastalıkların çoğu, mesleksel olduğu kanıtlanamadığından kayıtlara yansımamaktadır. Nitekim TUİK’in iş kazası verileri SGK verilerinin birkaç kat üzerinde bir değerde olmaktadır. 2013 yılı SGK istatistiklerinde iş kazası sayısı yaklaşık 190 bin iken TÜİK 2013 verilerine göre bu rakam 706 bin olarak görülmektedir. Aradaki fark kayıt dışı iş kazalarının ne kadar yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ülkemizde TUİK verilerine göre (TUİK,2013) Sosyal Güvenlik Kapsamı (5510 sayılı kanunun 4-1/a, 4-1/b, 4-1/c maddesi kapsamında), 2011-2013 aktif sigortalılar sayısının (zorunlu, çırak, Yurtdışı topluluk, tarım (4-1/a), tarım (4-1/b), muhtar, isteğe bağlı ve kısmi süreli çalışanlar dahil olmak üzere) 2011 yılında 17.374.631, 2012 yılında 18.352.859 ve 2013 yılında 18.886.989 olduğu bildirilmektedir. Türkiye’de tehlikeli ve çok tehlikeli iş yeri sayısının yaklaşık 680 bin, az tehlikeli iş yeri sayısının da yaklaşık 800 bin olduğu ifade edilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim 2014 verilerine göre çalışma çağındaki nüfusun 57 milyondan fazla olduğu ülkemizde işgücü nüfusu 29 milyon 181 bin kişi, işgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,5 kadınlarda ise yüzde 30,9 olmuştur. ILO’nun tahminleri ile Türkiye’de beklenen meslek hastalığı sayısı yılda 120 bin ile 360 bin arasıdır. 
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2103 yayınlarına göre, dünyada her yıl 2.2 milyon çalışan işle bağlantılı kazalar ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmektedir. 270 milyon çalışan kazaya ve 160 milyon çalışan meslek hastalığına maruz kalmaktadır. 2012 yılı Eurostat verilerine göre; 2012 yılında EU-28’de toplam iş kazası sayısı 2.487.794, bu iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı toplam 3515’tir. 2012 yılında Almanya’da meydana kalan iş kazası sayısı 709.940, bu kazalarda ölen işçi sayısı 473, Fransa’da 461.376 kazada 524 ölüm, İspanya’da 281.045 kazada 273 ölüm, İtalya’da 274.040 kazada 469 ölüm, İngiltere’de 143.171 kazada 149 ölüm ve Portekiz’de 109.511 kazada 162 ölüm gerçekleşmiştir. Aynı yıl Türkiye’de yaklaşık 64.000 iş kazasında 744 ölüm gerçekleşmiştir…
 
İş güvenliğini sağlamak hem insani bir zorunluluk, hem de yasal bir yükümlülüktür. İş güvenliğini sağlayarak iş kazalarını önlemek, oluşan kayıpları ödemekten daha kolay ve daha insancıl bir yaklaşımdır. Günümüzde önemli boyutlara ulaşan iş kazalarının yoğunluğunu azaltarak, güvenli çalışma koşulları sağlamak ve böylece işçilerin çalışma sürelerinin sonuna dek sağlıklı yaşamasını ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin geleceğini korumak mümkündür. İşletmelerin iş kazalarından doğan kayıplarını azaltmak, üretimin kesintisiz olarak sürmesini sağlamak, işçi devrini azaltmak, işgücü veriminde ve toplam verimdeki artışlarla ülke kalkınmasına yardımcı olmak tüm toplumun yararınadır. Günümüzde bilimsel teknolojik gelişmelerin yarattığı olanakların iş güvenliğinin sağlanmasına yönelik etkinliklerde kullanılması ile iş kazalarının önemli ölçüde azaltılması olanaklıdır. Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde bu konuda gözlenen olumlu gelişmeler iş kazalarının azaltılabileceğini göstermektedir. Bunun sağlanabilmesi ve iş kazalarının neden olduğu maddi ve manevi kayıpların azaltılabilmesi için iş güvenliğine yönelik çalışmalara gereken önemin verilmesi zorunludur. İş güvenliğini sağlama amacına, bilimsel araştırmaya dayalı planlı çalışmalar sonucunda geliştirilen güvenlik önlemleri ile ulaşılabileceği unutulmamalıdır. Uluslararası hukuktaki gelişmeler bu hukuk ilkelerini benimseyen ülkelere de bazı yükümlülükler getirmektedir. Türkiye’nin hem ILO’ya üye olması hem de AB’ye üyelik sürecini başlatmış bulunması, İSG mevzuatında benzer düzenlemelere yer vermesini zorunlu kılmıştır. ILO çok sayıdaki sözleşmesi ve uygulamaya koyduğu programlarla iş kazaları, hastalıklar ve ölümlerin boyutları ve sonuçları hakkında tüm dünyada farkındalık yaratmaya çalışırken (ILO, 2011a) korunma yollarına ilişkin düzenlemeler de getirmektedir. 
 
6331 sayılı kanun, iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli düzenlemeler getirmekte, iş sağlığı ve güvenliğinde «tazmin edici» yaklaşım yerine daha çok önleyici (proaktif) bir yaklaşım sergilemektedir. Böylece iş kazaları ve meslek hastalıklarının sonuçlarıyla mücadele etmenin zorluğu ve maliyeti karşısında bu kaza ve hastalıklar ortaya çıkmadan önlemeyi, kaynağında yok etmeyi hedef alan çağdaş standartlarda bir düzen kurgulamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda işverenlerin mutlak anlamda sorumluluklarını açıkça düzenleyen kanun, ayrıca, işyerlerinde ve ulusal düzeyde iş sağlığı ve güvenliği konusunda işçiler ile işverenler arasında etkin diyalog mekanizmaları da getirerek ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının sayısının azaltılmasında tarafların rollerini ve sorumluluklarını arttırmaktadır. 6331 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte çalışma hayatındaki herkesi olumlu yönde etkilemiştir. 
Çalışma hayatının akışı içerisinde sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli olarak iş yerleri üçe ayrılmıştır. Bu iş yerlerinde tehlike sınıflarına ve çalışan sayısına bağlı olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi, iş yeri hemşiresi çalışması zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk sayesinde iş yerlerinde eğitim, denetim ve kontrol mekanizması oluşturulmuştur. Bu durum bile çalışma hayatında güvenli çalışma kültürünün oluşmasına büyük katkı sağlayacaktır. Bununla beraber kanun kapsamına kamuya ait işyerleri de dahil edilmiştir. 
İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri 12.7.2013 tarihinde yapılan değişiklikle bu sadece iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri yükümlülüğü, kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1.7.2016 tarihine ertelenmiştir. Çalıştırılan sayısına bakılmaksızın çok tehlikeli sınıf işyerleri için 1.1.2103 tarihinde ve tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için bu yükümlülük 1.1.2014 tarihinde başlamıştır. Türkiye’de 50’den az çalışanı bulunan; az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iş kazaları en fazla sayıda meydana gelmektedir. Pek çok az tehlikeli sınıfta yer alan işletmeler kamu kurumlarında olduğu gibi 6331 sayılı yasanın 1.7.2016 tarihine ertelendiğini düşünmekte ve yasal yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde hali hazırda yarıdan fazla işletmenin hala iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi çalıştırmadığı ilgili bakanlıkça belirtilmektedir. Kanundaki hükümlerde ortaya konduğu gibi İs sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin alınması için kamu ve özel sektöre ait işveren; iş güvenliği ve iş yeri hekimi ile yapılacak iş sözleşmesi ile (kamu kurumları için atama/ görevlendirme ve İSG-Katip’te sözleşme ile), Ortak sağlık ve güvenlik biriminden alacağı hizmet ile ve gerekli belgelere sahip olması halinde bizzat kendisi tarafından bu hizmetin yerine getirmesi yoluyla sağlayabilir. 
 
Yasal Mevzuat:
6331 sayılı İSG kanunu yürürlüğe girmeden önce, İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yasal mevzuat 4857 sayılı İş Kanununun 5. bölümünde “İş Sağlığı ve Güvenliği” adı altında düzenlenmiştir. AB mevzuatına uyumlaştırma çalışmaları neticesinde ve konuyla ilgili yayınlanan direktifleri neticesinde 4857 sayılı İş Kanununda bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı 20.06.2012 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve 30.06.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda ayrı bir kanun olarak kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir. 6331 sayılı Kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın madde 2’de ki istisnalar hariç olmak üzere tüm iş yerlerine uygulanacaktır.
1475 sayılı İş Kanunu kapsamında 1974 tarihinde yürürlüğe giren İSG Tüzüğü Bakanlar Kurulu’nun 16/6/2014 tarihli kararı ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 6331 sayılı yasaya uygun yeni tüzük oluşturulamamıştır. Yeni Tüzük oluşturmadan, Avrupa Birliği İSG ile ilgili direktiflerine ve ülkemizce kabul edilen ILO sözleşmelerine uygun olarak pek çok yönetmelik yeniden düzenlenerek yayınlanmıştır. Günümüzde yeni İSG Tüzüğü hazırlanması çalışmaları devam etmektedir. 
 
6331 sayılı Kanun’un hükümlerinin işyerlerinin büyüklüğüne ve yapılan işin niteliğine göre farklı tarihlerde, aşamalı olarak yürürlüğe girmesi planlanmıştır. Bu çerçevede Kanunun  6 ve 7 inci maddeleri 4857 sayılı İş Kanunu’nun mülga 81 nci maddesi kapsamında çalışanlar hariç kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 01.07.2016 tarihinde; 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 01.01.2014 tarihinde; diğer işyerleri için ise yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmektedir. Kanunun geriye kalan maddelerinin ise yayım tarihi ve yayım tarihinden itibaren altı ay içerisinde yürürlüğe girmesi düzenlenmiştir. 
 
Yürürlülük Tarihi 1.7.2016 ‘e Ertelenen 6331 sayılı Kanunun 6 ve 7.ci Maddeleri:
Ertelenen 6331 sayılı Kanunun ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri’ belirleyen 6. maddesi; ‘Mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işverence görevlendirilmesi gereken iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve on ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirilmesi veya bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilmesi ve ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir’ hususlarına ilişkindir. Bu madde ile ertelenen; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işverence görevlendirilmesi gereken iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli ile, bu kişilerin görevlerini yerine getirecek yasada belirtilen diğer kurumlar ve bunların yasal olarak görevlendirilmeleri süreci ile ilgilidir. 
 
Yine ertelenen 6331 sayılı Kanunun ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi” belirleyen 7. maddesi; “ İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yerine getirilmesi için Bakanlıkça sağlanacak destekler, hangi tehlike sınıfı iş yerlerinin bu destekten yararlanabileceği, giderlerin nasıl karşılanacağı, hangi kayıtların esas alınacağı, destekten faydalanabilecek işyerlerinin taşıması gereken şartlar, iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verecek kuruluşların özellikleri v.b. gibi’ hususlara ilişkindir. 
 
6495 sayılı yasayla kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için ertelenen husus 6331 sayılı İSG kanunun sadece yukarıda içeriği açıklanan 6.cı ve 7.ci maddeleri olup, işverenin ve çalışanların görev, yetki ve yükümlülükleri ile ilgili değildir. 
 
Kamu Kurum ve Kuruluşlarının 6331 Sayılı Kanunla Ortaya Çıkan Yükümlükleri:
30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İSG Kanunun hükümlerine göre; yasa kapsamına giren özel sektöre ait bütün işyerleri ile tüm Kamu kurum ve kuruluşları 01.01.2013 tarihi itibarıyla: 
-Risk değerlendirmesi yapmak, 
-Çalışanlara eğitim vermek, çalışan temsilcisi seçmek, İSG ile ilgili organizasyon yapmak ve gerekli araç gereçleri bulundurmak, 
-Sağlık ve güvenlik şartlarını değişen şartlara uygun hale getirmek, mevcut durumu iyileştirmek, İSG tedbirlerini izlemek, denetlemek, riskleri analiz etmek, azaltmak veya ortadan kaldırmak, 
-Ölçüm kontrol yapmak, tehlike sınıfını belirlemek, 
-Çalışanlarını sağlık gözetimine tabi tutmak, 
-Acil durum ve tahliye planları yapmak, tatbikat yapmak, 
-Yasal süreci içerisinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirimi yapmak, 
-Çalışanlarını bilgilendirmek, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini almasını sağlamak, bu eğitimi özellikle işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi hâlinde veya yeni teknoloji uygulanması hâlinde vermek, eğitimleri gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlamak, 
-Mesleki eğitim alma zorunluluğu bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde, yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenleri çalıştırmamak, çalışanların görüşlerini almak ve katılımlarını sağlamak, 
-Diğer işveren ve alt işverenler ile İSG çalışmalarında koordinasyonun sağlanmak zorunluluğu bulunmaktadır…”
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.