İlaç Sektörü Büyüyor!

 İlaç Sektörü Büyüyor!

Anadolu Ajansı’nın Mart 2017 tarihli ve “Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2017 Açıklandı” başlıklı haberine göre, QuintilesIMS Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Kıdemli Ülke Müdürü Dr. Cem Baydar, “Türkiye ilaç pazarı geçtiğimiz yıl 2015 yılına kıyasla yüzde 17 büyüdü ve 2016 yılında Türkiye’de 2 milyar kutu ilaç satışı gerçekleşti” demiş. Haberin devamı şöyle:
 
“CPhI İstanbul tarafından, QuintilesIMS Türkiye’nin desteğiyle hazırlanan “Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2017” sonuçları, QuintilesIMS Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Kıdemli Ülke Müdürü Dr. Cem Baydar ve CPhI İstanbul Marka Direktörü Mehmet Dükkancı ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıyla duyuruldu.
 
Rapora göre, Türkiye ilaç pazarı geçtiğimiz yıl 2015 yılına kıyasla yüzde 17 büyüdü ve 2016 yılında Türkiye’de 2 milyar kutu ilaç satışı gerçekleşti. Türkiye ilaç pazarının son 5 yılda yıllık bazda yüzde 12 büyüdüğünü belirten Cem Baydar, 2020 yılında Türkiye’nin dünyanın 14’üncü en büyük ilaç pazarı olacağının altını çizerek önümüzdeki 5 senede çift haneli büyümenin devam edeceğini bildirdi.
 
Diğer gelişmiş ülkelerde durumun bu şekilde olmadığını anlatan Baydar, Çin, Latin Amerika gibi ülkelerde sektörde bir yavaşlama söz konusu olduğunu dile getirerek, Türkiye’de beklenen çift haneli büyümelerde, nüfus yaşlanması, ilaca erişimin kolaylaşması, sağlık politikalarında yaşanan gelişmeler gibi etkilerin katkısı olduğunu anlattı.
 
Baydar, devletin sağlık sektöründe yaptığı iyileştirme ve geliştirmelerin pazara önemli katkı verdiğinin altını çizerek, şunları söyledi:  ‘Türkiye üretim olarak çok cazip bir pazar. Bölgede üretim üssü olabilmek için ideal bir ülkeyiz. Türkiye, bölgede üretim tesisi, kalitesi ve kapasitesi bakımından cazip bir ülke. Türkiye ilaç pazarı son 5 yılda yıllık bazda yüzde 12 büyüdü. 80 milyona yakın bir nüfusa ve Avrupa’nın 6’ıncı en büyük ilaç pazarına sahip olan Türkiye 22,1 milyar liralık satış hacmine ulaşarak dünyanın en büyük 17’inci ilaç pazarı haline geldi. Türkiye ilaç pazarının büyümesinin temellerini incelediğimizde, hastane kanalı bu alanda dikkat çekiyor. Hastane kanalının özel ve kamusal yatırımlarla yüzde 28 oranında hızlı ve büyük bir büyüme kaydettiğini gözlemliyoruz. 25 binden fazla münferit eczaneden oluşan perakende pazarı da 2015’e kıyasla yüzde 15 oranında bir ivme yakaladı.’
 
Ağrı grubunun, Türkiye ilaç pazarında bir önceki yıla göre yüzde 21 büyüme ile en büyük tedavi alanı olduğunu belirten Baydar, ‘1 milyon 646 bin liralık pazar değeriyle birinci sırada yer alan ağrı kesicileri, 1 milyon 435 bin lira ile antibakteriyeller takip etti. Yerel olarak tüketim alanlarımıza baktığımızda Türkiye’de en çok ağrı tedavisinde kullanılan ilaçların yer aldığını görüyoruz. Bu tedavi alanındaki ilaçların payı ise bir önceki yıla oranla yüzde 21 arttı’ dedi.
 
Baydar ikinci sırada antibakteriyel ilaçların geldiğini aktararak, ardından 1 milyon 419 liralık hacmiyle antidiyabetiklerin geldiğini, yerel ürünlerin satıştaki payının yüzde 42’lere yükseldiğini söyledi.
 
Pazarın yüzde 75’inin yerel ürünlerden oluştuğunu belirten Baydar, ‘Bunun yanı sıra onkoloji ilaç pazarı yüzde 10 büyüdü. Onkolojik ilaçlar değer ölçeğinde 1,4 milyar liraya ulaştı. Toplam satışlardaki payı yüzde 7 oranında düşmesine rağmen onkolojik ilaç pazarı bir önceki yıla oranla yüzde 10 büyüdü. Bu büyüme oranları önümüzdeki 5 yıl içerisinde onkolojinin en hızlı büyüyen tedavi grubu olacağını gösteriyor’ ifadelerini kullandı.
 
Dünyada en büyük pazar payının ABD’de olduğunu bildiren Baydar, arkasından hızlı şekilde gelen Çin’e rağmen, pazar birinciliğinin ABD’de kalmasının beklendiğini aktardı.
 
CPhI İstanbul Marka Direktörü Mehmet Dükkancı, CPhI İstanbul olarak gelişen Türk İlaç Endüstrisi’nin bölgedeki ülkelerden gelen potansiyel ihracat müşterileri ile buluşmaları için platform sağladıklarını anlattı. Türkiye’de pazarın büyüme potansiyeline işaret eden Dükkancı, ‘Türkiye içinde muadil-eşdeğer ilaç üretiminden, bioteknolojik ilaçlara geçmemiz gerekiyor. Bunun için henüz treni kaçırmış değiliz. Bununla ilgili arayışta ve çalışmalarda olan Türk firmaları var’ dedi.
 
Bilinçli ilaç kullanımının Türkiye’de yaygınlaşmasının önemine işaret eden Dükkancı, Sağlık Bakanlığı’nın özellikle sosyal medyadan yaptığı başarılı sunumlar ve çalışmalarla bu alanda önemli ölçüde farkındalık oluşturduğunu söyledi. Dükkancı, Türkiye’de sektörün gelişimi için bu yıl gerçekleştirilecek fuar ve konferanslara da değindi. 8-10 Mart’ta düzenlenecek ‘CPhI İstanbul 2017’ fuarında Türkiye’nin yanı sıra Çin, Hindistan, Kore, İtalya gibi ülkelerden ilaç etken maddesi, ilaç paketleme, ilaç ambalajlama, özel hizmetler ve bitmiş ilaç üreticilerinin yer alacağını bildiren Dükkancı, burada Türkiye’ye gelen firmalar arasında bu yıl en az 250 gerçek alıcının bulunduğunu söyledi.”
 
Bu haberi, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği-AFİD’in Eylül 2016 tarihli ve “İlaç sektörü Türkiye’nin ihracat niteliğini artırabilir!” başlıklı basın bülteni daha anlamlı kılıyor. Aktarıyoruz:
“Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği desteği ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın hazırladığı ‘İlaç Üretim ve İhracat Ekosistemi Raporu’Türkiye’nin 2023 hedefleri kapsamında stratejik öneme sahip ilaç sektörünün geleceğine ışık tutuyor. Raporun açıklandığı toplantıda Türkiye’nin ileri teknolojili ihracat hedeflerinde hızlandırıcı güç olarak ilaç sektörünün stratejik önemi vurgulandı.
 
Yeni ve orijinal ilaçlara Türkiye’deki hastaların erişimini sağlama amacıyla faaliyet gösteren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) ile Türkiye’deki fikir tartışmalarının bilgi ve veri içeriğini artıracak çalışmalar yapan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) ortaklaşa yürüttüğü İlaç Üretim ve İhracat Ekosistemi Raporu26 Eylül’de Ankara’da yapılan toplantıda kamuoyuyla paylaşıldı. 2015 yılında yayımlanan İlaç Ar-Ge Ekosistemi Yol Haritası Raporu’nu tamamlayıcı niteliktedeki bu yeni raporun sunumunda TEPAV ve AİFD yetkililerinin, kamunun, sektör temsilcilerinin ve yabancı yatırımcıların katılımıyla gerçekleşen toplantıda aralarında Sağlık Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, SGK, Maliye ve TÜBİTAK’ın da bulunduğu birçok kamu kurum ve kuruluşunun temsilcileri de yer aldı. TEPAV İcra Direktörü Güven Sak ve AİFD Yönetim Kurulu Başkanı Mete Hüsemoğlu yaptığı açılış konuşmalarıyla başlayan etkinlikte Türkiye’nin 2023 hedefleri arasında stratejik sektör olarak gösterilen ilaç sektörünün küresel rekabetteki yol haritası masaya yatırıldı.
 
Etkinliğin Türkiye ilaç sektörü açısından önemine değinen TEPAV İcra Direktörü Güven Sak, ‘Ülkemizde son dönemlerde sıklıkla tartışılan orta gelir tuzağından kaçınmak için ileri teknolojili üretim ve nitelikli ihracat yapmamız gerekmektedir. İlaç sektörü de bu adımı atabilmemiz için bizi hızlandıracak sektörlerin başında geliyor. Toplantıya olan katılım ve ilgi de bu alana gösterilen önemin somut bir göstergesi niteliğindedir. Türkiye, küresel ilaç rekabetinde söz sahibi olmakla kalmayıp trendleri de yönlendirebilen bir ülke olma potansiyeline sahiptir. Bu toplantıda kamu tarafında düzenleyiciler, özel sektör tarafında da ilaç üretici ve firmalarıyla bir araya gelerek sektörün sorunlarını ve sektörün ihracata dayalı büyümesini tartışma imkânı bulmaktan büyük bir mutluluk duyduk.’ dedi ve şöyle devam etti: ‘Küresel olarak şu an içinde bulunduğu teknolojik dönüşüm ve ileri teknoloji döneminde teknoloji transferi üzerine hazırlıklarımızı bir an önce tamamlayıp harekete geçmeliyiz. Ülke olarak bu noktada sektör değil teknoloji seçmeliyiz ve bu proje akışını yakalayacak somut mekanizmalar belirlemeliyiz ki son dönemdeki gelişmeler bu konuda çok iyi adımlar atıldığını gösteriyor.’ Güven Sak, sözlerini ‘Yeni teknolojilerin Türkiye’ye ihracatının artırılması yabancı yatırımların ülkemize gelişini daha da hızlandırmak konusunda çok pozitif bir etki yaratabilir’ 
diyerek tamamladı.
 
AİFD Yönetim Kurulu Başkanı Mete Hüsemoğlu ise şunları söyledi: ‘Derneğimizin en önemli misyonlarından biri, Türkiye’deki sağlık sorunlarına etkin çözümler bulunmasına katkıda bulunmak. 38 küresel ilaç şirketinin temsilcisi olarak yenilikçiliğin ve yenilikçi ilacın insan hayatına olumlu yönde katkısının çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Bu misyonumuza yönelik olarak 2012 yılında kamunun da önceliklerini göz önünde bulundurarak ‘Türkiye İlaç Sektörü Vizyon 2023’ raporunu yayımlamıştık. Türkiye ilaç sektörünün gelişimine yönelik strateji ve politika önerilerimizi düzenli olarak paylaşmayı sürdürüyoruz. Bu çalışma bu amaca yönelik olarak çok büyük bir öneme sahip. İlaç sektöründe istenen gelişmeyi sağlayabilmek için yerli ve yabancı yatırımlara ihtiyaç bulunuyor. Bu yatırımları desteklemek ve uygun ortamı sağlamak için kamu-özel sektör iş birliğini olabilecek en verimli şekilde tesis etmemiz gerekiyor. Toplantının ve bugün bulgularını paylaştığımız raporun, bu doğrultuda atılacak somut adımlara rehberlik edeceğine inanıyoruz. Bu yolda atabileceğimiz en önemli iki adım ise birlikte politikalar yaratmak ve birbirimize güvenmektir.’”
Bültene göre, İlaç Üretim ve İhracat Ekosistemi Raporu’nda öne çıkan altı temel başlık ise şöyle:
“1. Türkiye ekonomisi, gerek yapısal faktörler gerekse üretim ve ihracat kompozisyonundaki değişimle birlikte, son otuz yılda önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu süreçte ekonominin en önemli büyüme kaynağı, kırdan kente göç ile gerçekleşen verimlilik artışları olmuştur. Günümüzde Türkiye’nin şehirleşme oranı yüzde 75’e yaklaşmıştır. Artık tarımdan hizmetler ve sanayiye işgücü hareketi ile Türkiye’yi büyütecek verimlilik artışlarını devam ettirebilmek mümkün değildir. Bundan sonra göç ile gelen verimlilik artışları ile değil, sektör içi verimlilik artışları ile büyümek gerekmektedir. Şimdi Türkiye’nin yapısal dönüşüm ile sektörle verimlilik artışlarını hedefleyen yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı vardır. 
 
1980’de 1500 dolar olan kişi başına milli geliri 10 bin dolara ulaştırmak için yapılması gerekenlerle, 10 bin dolardan 25 bin dolara ulaştırmak için yapılması gerekenler aynı değildir. 15 Temmuz darbe girişimi, sonrasında gelen OHAL süreci, son dönemde gerek dünyada gerek Türkiye’de artan güvenlik problemlerine rağmen, Türkiye artık ekonomi gündemine dönmeli ve yapısal reformlarla birlikte kurgulanmış bir sürdürülebilir kalkınma ve büyüme stratejisine odaklanmalıdır.
2. Son yıllarda büyüme ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişki, yeni teknolojiler sayesinde pozitife dönmektedir. Daha önce sanayileştikçe karbon emisyonları artarken, şimdi yeni teknolojiler hem farklı sektörlerde aynı anda verimlilik artışları sağlamakta hem de karbon emisyonlarını azaltmaktadır. Bu, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yeni teknolojilerin transferi ve difüzyonunu kolaylaştırıcı bir fırsat sunmaktadır. Küresel gündem de bu artık bu konu etrafında şekillenmektedir. Türkiye’nin de bu tartışmaların dışında kalmaması ve fırsattan faydalanabilmesi için bir an önce odağını belirleyip yapısal reform ajandasını oluşturması, küresel eğilimlerle uyumlu yeni bir kalkınma ve büyüme stratejisi belirlemesi gerekmektedir. Türkiye ekonomisi son 30 yılda düşük teknolojili bir yapıdan orta teknolojili bir yapıya geçiş yapmıştır. Fakat ileri teknoloji payı hala çok düşüktür. Şimdi yapılması gereken, hem geleneksel sektörlerde niteliği yükseltecek hem de ileri teknolojili ihracatı artıracak yeni teknolojilerin transferi ve difüzyonunu odak alan bir sanayi politikası çerçevesi belirlemektir.
 
3. Dünya teknolojik bir dönüşümden geçmektedir. Sanayiden hizmetlere, tarımdan enerjiye işlerin yapılış biçimi yeni teknolojilerin etkisiyle yeniden şekillenmektedir. Her geçen gün bilimsel gelişmelerin teknolojik yansımalarını, bu yansımaların da üretim süreçlerinde yarattığı farklılığı izlemek mümkündür. Bunun yanı sıra, bu değişimin odağını giderek daha fazla sürdürülebilirliği etkileyen küresel problemlere çözüm getirmek oluşturmaktadır. 
 
Son birkaç yılda sürdürülebilirlik meseleleri artık 
küresel gündemin odağına yerleşmiş ve tüm ülkelerin problemi haline gelmiştir. ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin tanımlanması ile birlikte ülkelerin bu 
konudaki mutabakatı da ortaya konmuştur. Türkiye’nin de gerek bu mutabakatın bir tarafı olarak, gereksek endi kalkınma ve iktisat politikası açısından artık yeni şeyler yapması gerekmektedir. Sektör içi verimliliği etkileyen en önemli faktörlerden biri teknolojik yenilenmedir. Bunun gereği olarak Türkiye’nin de sürdürülebilir kalkınma ve büyüme stratejisinin en önemli bileşeni, teknolojik sıçramayı gerçekleştirerek üretim ve ihracatta ileri teknolojinin payını hızla arttırmak olmalıdır. Teknolojik yenilenme, hem sektör içi verimlilik artışları ile ekonomik büyüme için, hem de yeni teknolojilerin etkisiyle gelecek dönüşüm ile ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşabilmek için önem taşımaktadır.
4. Türkiye’nin teknolojik önceliklerinin dünyanınkilerle paralel olması gerekmektedir. Son yıllarda dünyanın içinden geçtiği teknolojik dönüşüm, temelde üç teknoloji platformundan kaynaklanmaktadır: Biyoteknoloji, Nanoteknoloji ve Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT). Bu yeni teknolojilerin farkı, birden çok sektörü̈ aynı anda dönüştürebilme potansiyeline sahip olmalarıdır. Türkiye’nin de hızlı bir sıçrama için ihtiyacı olan budur. Yeni büyüme stratejisinin en önemli bileşeni bu teknolojik sıçramayı hızlandırmak olmalıdır. Yeni teknolojilerin transferini hızlandırmak ve ileri teknolojili ihracatı artırmak üzere teknoloji odaklı, seçim yapabilen bir sanayi politikası en önemli ihtiyaçtır. Bu raporun da amacı bu yeni büyüme stratejisinin ve teknolojik yenilenme odaklı sanayi politikasının tasarımına katkı sağlamak üzere bir yol haritası sunmaktır. Rapor, daha önce yayımlanan İlaç Ar-Ge Ekosistemi Yol Haritası Raporu’na tamamlayıcı niteliktedir. Bu kez değer zincirinin sonraki aşamaları olan üretim ve ihracat odak alınmıştır. İlaç sektörü gerek ileri teknolojili üretim ve ihracatın artışı için taşıdığı potansiyel gerekse üç yeni teknolojiden biri olan biyoteknolojinin transferi için sunduğu fırsat nedeniyle yeni büyüme stratejisinin öne çıkan sektörlerinden olmaya en iyi adaylardandır. İlaç sektörü ileri teknolojili bir sektör olarak ihracatta teknolojik sıçrama için önem taşımasının yanı sıra, onu diğer ileri teknolojili sektörlerden ayıran biyoteknolojinin Türkiye’ye transferi ve yayılması için hızlandırıcı sektör olabilme özelliğidir.
5. İlaç sektörünün bu potansiyelinden faydalanabilmenin yolu etkin çalışan bir ekosistem tasarımı ve rekabetçi bir yatırım ortamından geçmektedir.
 
Teknolojik dönüşüm için hem yerli hem de yabancı özel sektör yatırımlarının artışı büyük önem taşımaktadır. İşte bu nedenle yeni büyüme stratejisi için kurumsal altyapının yeniden ele alınması gerekmektedir. Yargı, teşvik, eğitim sistemi gibi reform alanlarında atılacak adımlar ve iktisadi öngörülebilirliğin 
arttığı istikrarlı bir yatırım ortamı bugün artık daha da önemlidir. Değer zincirinin farklı aşamalarında yapılacak yatırımlar için yatırım kriterleri ve etki düzeyleri farklılaşmakla birlikte tüm yatırımlar için ortak temel kriter tutarlılıktır. 
Yatırım yapılacak ülkenin öngörülebilir, şeffaf ve tutarlı yasal düzenlemelere sahip olması öncelikli koşulların başında gelmektedir. Yatay ortam koşullarının yapısal reformlarla iyileştirilmesine ek olarak geçişi hızlandırıcı araç ve somut projelere ihtiyaç vardır. Teknolojik yenilenmeye odaklı bir büyüme ve kalkınma stratejisine doğru mekanizmayı çalışır hale getirmek söz konusu olduğunda, yatay ve dikey olarak sınıflandırabileceğimiz ekosistem bileşenleri ortaya çıkmaktadır. Yatay bileşenler teknoloji odaklı bu mekanizmayı çalıştırmak için gerekli ortam koşullarıdır. Yeni teknolojilerle sıçrama yapabilmek için gerekli ortam koşullarını sağlamak gerekmektedir. Dikey bileşenler ise, sektörler arasında seçici olmayı ve farklılaştırmayı gerektiren, teknolojilerin transferini ve difüzyonunu hızlandırıcı düzenlemeler ve araçlardır.
 
6. Son yıllarda, kamu politikaları ile bu anlamda son derece önemli adımlar atılmaktadır.
 
Son günlerde ayrıca yatırım ortamını iyileştirmek üzere yeni düzenlemeler uygulamaya konmuştur. Gerek 10. Kalkınma Planı ve Dönüşüm Programlarında yer bulması ve hem İlaç Sanayi hem de Biyoteknoloji Stratejisi oluşturulması gerekse Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Komitesi’nin etkin çalışması geleceğe yönelik olumlu bir çerçeve çizen adımlardır. Fakat artık yapılması gereken belli bir odak etrafını da reform adımlarını önceliklendirmek ve aynı zamanda hızlandırıcı sektörler için ayrıcalıklı adımlar atmaktır…”
 
Peki yukarıda belirtilen gelişmelerin paralelinde, 
Türkiye İlaç Sektörü ne durumda?
 
Bu sorunun cevabını, Ekonomi Bakanlığı’nın en son yayınlanan,  2016 tarihli “İlaç Ve Eczacılık Ürünleri Sektörü” raporunda arıyoruz. Rapor şöyle:
“İlaç ve eczacılık ürünleri sanayi, Standart Uluslararası Ticari Sınıflandırmaya (SITC) göre 541. bölümde, Armonize Sisteme göre ise 29. ve 30. fasıllarda tanımlanmaktadır. Buna göre; sektör kapsamında yer alan ürünler; provitamin ve vitaminler, hormonlar ve türevleri, glikoziler, bitkisel alkaloidler, antibiyotikler, tedavide kullanılan organlar, kan, serum ve aşılar, ilaçlar, gaz bezleri ve steril malzemeler olarak sayılabilir. İlaç sektörü, beşeri ve veteriner hekimlikte tedavi edici, koruyucu ve tanı amaçlı olarak kullanılan sentetik, bitkisel, hayvansal ve biyolojik kaynaklı kimyasal maddeleri farmasötik teknolojiye uygun olarak üreterek tedaviye sunan bir sanayi dalıdır.
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.