Gıda Sektörü, Lokomotif Sektörlerden Biri!

 Gıda Sektörü, Lokomotif Sektörlerden Biri!

Girişi, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) sitesinde yar alan Mayıs 2017 tarih ve “Gıda Sanayi hedef tahtasına oturtuluyor” başlıklı basın bülteni ile yapalım. Şöyle deniliyor:
“Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, gıda konusunda bilen, bilmeyen herkesin fikir yürüttüğünü, gıda sanayinin haksız bir biçimde enflasyonun müsebbibi olarak hedef tahtasına oturtulduğunu söyledi. Kopuz, ‘Birileri, ‘Vurun Abalıya’ misali sürekli ve düzenli bir şekilde adeta gıda sanayicilerini toplumun gözünde itibarsızlaştırma projesi yürütüyor’ dedi.
26 üye derneği ile gıda sektörünün en yetkin temsilcisi konumundaki Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) tarafından düzenlenen geleneksel yıllık değerlendirme toplantısı, 17 Mayıs’ta yapıldı. TGDF Başkanı Şemsi Kopuz’un gıda sanayinin gündemindeki konulara ilişkin değerlendirmeler yaptığı toplantıda, TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik de, Gıdahattı tarafından yayınlanan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi 2016 Envanteri’nden, AB ve Türkiye Gıda Sektörüne ilişkin son verileri paylaştı.
Menlik’in verdiği bilgiye göre, AB’nin iş hacmi, katma değer ve istihdam açısından en büyük sektörü olan Gıda ve İçecek Sanayi; 289 bin işletme, 1,089 milyar avro iş hacmi ve 150 milyar avronun üzerinde dış ticaret büyüklüğü ile 4,25 milyon kişiye istihdam sağlıyor.
AB Gıda ve İçecek Sanayi, 2015 yılında 98,1 milyar avro ihracat yaparken, dış ticaret fazlası 25,2 milyar avro olarak gerçekleşti. Global gıda ve içecek ihracatı 2005-2014 yılları arasında 2 kattan daha fazla artarken, en büyük ihracatçılar AB, ABD, Çin ve Brezilya; en büyük ithalatçılar ise ABD, AB, Japonya, Çin ve Kanada şeklinde sıralanıyor.
TÜİK’in 2016 yılında açıkladığı ‘Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri 2015’ verilerine göre; Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi’nde faaliyet gösteren 42 bin 520 işletmede, 485 binden fazla kişi istihdam ediliyor. İşletmelerin toplam üretimi 2014 yılındaki 152,4 milyar TL’den, 2015’de yüzde 12,5 oranında artışla 171,4 milyar TL’ye yükseldi.
 
TÜİK’in harcamalar yöntemine göre açıklamış olduğu Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) verileri çerçevesinde, 2009-2015 yılları arasında Türkiye ekonomisi cari fiyatlarla 2,3 kat büyüyerek 999 milyar TL’den 2.338 milyar TL’ye yükselirken, Gıda ve İçecek Sanayi ise 2,2 kat artışla 145 milyar TL’den 321 milyar TL’ye ulaştı.
 
Gıda sektörünün hem yarattığı katma değer hem de ihracatıyla Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden birisi olduğunu bildiren TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik, şöyle devam etti: ‘Gıda ve İçecek Sanayi işletmelerinin yarattığı katma değer, 2015 yılında yüzde 15,6 oranında artarak 27 milyar TL’ye ulaşmıştır.
Türkiye gıda sektörü, dış ticarette fazla veren sektörlerin başında gelmektedir. Gıda ve içecek ihracatımız, büyük ölçüde Rusya ambargosu ve yakın coğrafyadaki olumsuzluklar nedeniyle 2016’da bir önceki yıla göre yüzde 6,9 oranında azalarak 11 milyar dolara, ithalatımız ise yüzde 2,5 oranında azalarak 5,6 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. 2016 yılında 5,6 milyar dolar dış ticaret fazlası veren sektörde, dış ticaret karşılama oranı ise yüzde 199,6 olmuştur.’
 
Türkiye de dahil olmak üzere 37 Avrupa ülkesinde gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki fiyat düzeylerine ilişkin endeks sonuçlarına da dikkat çeken Menlik, 2015 yılında 172,2’lik endeks değeriyle İsviçre’nin en pahalı, Makedonya’nın ise 58 ile en ucuz ülke olduğunu, 89,2 endeks değeriyle 23. sırada yer alan Türkiye’deki fiyatların, AB ortalamasının altında olduğunu kaydetti.
Gıda ve içeceklerdeki fiyat değişimlerine ilişkin verileri de paylaşan Menlik, şunları kaydetti: ‘TÜİK’in açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerine göre; 2016’da gıda ve alkolsüz içecek grubunda yıllık bazdaki artışları, Ocak ve Temmuz ayları hariç, bir önceki yılın aynı aylarına göre daha düşük değerlerde gerçekleşmiştir.
 
BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO), tahıl, et, süt ürünleri, bitkisel yağ ve şeker olmak üzere 5 temel emtianın uluslararası ticaretindeki fiyat değişimlerini aylık bazda yansıtan Gıda Fiyat Endeksi ise 2016 yılı ile birlikte beşinci yılı da düşüşle kapattı. Ancak 2017 yılına hızlı bir başlangıç yapan endeks, Şubat ayında 175,5 puanla, son iki yılın en yüksek değerine ulaştı.
Küresel gıda fiyatlarındaki değişimlerin, FAO ve diğer uluslararası kuruluşların söz konusu 5 ürün grubunda küresel arz beklentilerine paralel olarak gerçekleştiğini gözden uzak tutmamak gerekiyor. Nitekim 2016-2025 OECD-FAO Tarımsal Görünüm Raporu’na göre, fiyatlarda 2015 yılında gözlenen düşüşlerin arkasında, güçlü tedarik büyümesi, genel ekonomik yavaşlamaya bağlı olarak zayıflayan talep büyümesi, düşük petrol fiyatları ve zaten yüksek olan stokların daha da artması gibi nedenler var.’
 
TGDF Başkanı Şemsi Kopuz ise ‘İklim değişikliğinin etkisiyle tüm dünya gibi ülkemizde de kuraklık ya da aşırı yağışlar gibi olumsuz hava olayları, ürün arzında düşüşlere yol açmakta, bu da fiyat artışlarını beraberinde getirmektedir. Üstelik, tarım arazileri yıldan yıla giderek daralmakta ve toprak bozulumları sebebiyle verim düşmektedir. Bu anlamda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın tarıma elverişli ovaları, tarımsal SİT alanı olarak koruma altına almaya çalışması takdire şayandır’ dedi.
 
Tarım ürünleri ihracatında yaşanan olumsuzlukların da arzı etkileyen bir diğer faktör olduğunu vurgulayan Kopuz, bunu, son günlerin gündem maddesi olan domates örneği ile açıkladı. Kopuz, şöyle devam etti: ‘Rusya, Kasım 2015’de patlak veren uçak krizinden dolayı, Ocak 2016 itibariyle Türkiye’den tarım ve gıda ürünleri ithalatına yasak getirmişti. İlişkilerdeki normalleşme sürecinde, bazı ürünlerde kısıtlamaları kaldırılırken, tarımsal ihracatımızda en önemli kalem olan domateste ise yasak hala kalkmadı. Rusya’ya ihracat olmamasına rağmen, domates daha bir hafta öncesine kadar pazarlarda 10 TL’ye satılıyordu. Peki niye böyle oldu? Çünkü Rusya yasağıyla birlikte, özellikle Akdeniz bölgesindeki üretici ihracatın düşeceği, dolayısıyla ürünün elinde kalacağını düşünerek, domates üretiminden çıktı. Son günlerde tarla ürünü domatesin pazara çıkmasıyla fiyatlar gerilerken, ihracatçılarımızın yeni pazarlara yönelmesiyle ihracatta 2016 yılındaki kayıplarımızı da bu yıl telafi ettiğimizi görüyoruz.’
İşlenmemiş gıda ürünlerindeki fiyat dalgalanmalarının, ana hammaddesi tarım ürünleri olan gıda sanayini de hem maliyetler hem de tedarik zincirinin kesintiye uğraması açısından ciddi manada etkilediğine, zarara soktuğuna işaret eden Kopuz, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek başkanlığında oluşturulan Gıda Komitesi’nin çalışmalarını, ‘Hayati’ olarak niteledi. Kopuz, ‘Komitenin arza bağlı olarak tarım ürünlerinin fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı alacağı tedbirlerin başarıya ulaşması, insanımızın daha ucuza gıda tüketmesini sağlayacağı gibi, sanayinin tedarikte yaşadığı sıkıntıları da hafifletecektir’ ifadesini kullandı.
 
TGDF Başkanı Kopuz, BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO Gıda Fiyat Endeksi’nden yola çıkılarak, ‘Küresel gıda fiyatları düşüyor, Türkiye’de artıyor’ söylemlerine de, ‘Aylık değişimleri yansıtan endeksi baz alarak, toptancı bir anlayışla, ‘Küresel gıda fiyatları arttı ya da düştü’ demek mümkün değil’ diye konuştu.
OECD-FAO’nun önümüzdeki 10 yılda gıdaya yönelik talep ile tarım ticaretinin büyümesinde yavaşlama öngördüğünün altını çizen Kopuz, petrol fiyatları, verim ve ekonomik büyümedeki değişimler gibi birçok belirsizliğin yanı sıra iklim değişikliği faktörünün gıda konusundaki öngörüleri etkileme potansiyeline de dikkat çekti. Kopuz, şunları kaydetti:  ‘Yapısı itibariyle tarımsal üretimi, uzmanların ülkemizi de etkileyeceğini vurguladığı iklim değişikliğinden bağımsız olarak düşünmek mümkün değil. Ülkemizde de tarımsal üretiminde kayıplara yol açması kaçınılmaz olan iklim değişikliğine karşı, daha fazla zaman yitirmeden önlemler alınması gerekiyor.
Bu noktada, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu Milli Tarım Projesi’nin çok önemli bulduğumu belirtmek istiyorum. Bakanlık tarafından ilan edilen havzalarda uygun ürün desenine yönelmek, hem kaynakların verimli kullanılması hem de tarıma verilen desteklerin doğru kullanılması sonucunu doğuracaktır.’”
 
Şimdi de “İşte Kobi” sitesinde “Gıda Sektörüne Bakış” bilgilerine bakıyoruz. Verilere göre, “Gıda sektörünün ana görevi tarımsal ham maddeyi işleyerek yüksek kalitede, sağlıklı gıda ve içecek ürünleri haline getirmektir. Bu süreçte, en önemli adım üretimdir. Üretimden başlayarak tüketicide sona eren süreçte ise sağlıklı hammadde temininden enerji kullanımına, kaynak kullanımından atık idaresine, ambalajlamadan dağıtım kanallarına kadar birçok unsur yer almaktadır. Gıda zincirini, ‘tarladan sofraya’ ilkesinden hareketle; çiftçiler, sanayiciler, tedarikçiler, nakliyeciler, perakendeciler ve tüketicileri de içine alan farklı gruplar oluşturmaktadır. 
 
Sektörün alt başlıkları; Et ve Et Ürünleri, Süt ve Süt Ürünleri, Un ve Unlu Ürünler, Meyve ve Sebze Ürünleri, Katı ve Sıvı Yağlar, Şeker ve Şekerli Ürünler, Alkolsüz İçecekler, Alkollü İçecekler, Fermente Ürünler, Hazır Tüketilen Gıdalar ve Bebek Mamaları olarak özetlenebilir. 
 
Günümüzde öne çıkan bir diğer eğilim ise organik gıdalardır. Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermektedir.”
 
Tam bu noktada, yukarıda söylenen “Bu süreçte, en önemli adım üretimdir” ifadesinden hareketle, Ekonomi Bakanlığı’nın 2016 tarihli “Gıda İşleme Makineleri” sektör raporuna geçelim. Raporun başında şöyle deniliyor:
“Türkiye, gıda üretimi yönünden kendi kendine yeten dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Türkiye, son yıllarda Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde en büyük tarım ürünleri üreticisi ve ihracatçısıdır. 2015 yılında, Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık % 11,7’sine karşılık gelen tarım ve gıda ürünleri (1-24. fasıllar) toplam ihracatı 16,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
Ekmeğin Türkiye’de temel gıda maddesi olması nedeniyle, Türk tarımında tahılın büyük önemi vardır. Ayrıca, Türkiye’nin bakliyat üretimi yapan ülkeler arasında kayda değer bir yeri ve dünya ticaretine hakim olma potansiyeli vardır. Türkiye’de fındık ve diğer kuru meyve üretimi oldukça yüksektir ve bu ürünlerin çoğunda (fındık, kayısı, kuru üzüm vs.) Türkiye dünya pazarlarında hakim konumdadır. Türkiye’nin büyük tarım potansiyeli, konservesi yapılan geniş sebze ve meyve tarımını doğurmuştur. Türkiye’de hızlı büyüyen gıda sanayisi sektörlerinden biri de dondurulmuş sebze ve meyve sanayisidir. Türkiye, tarımsal potansiyelinin avantajıyla, bitkisel yağ üretiminde de kalite ve miktar yönünden diğer ülkeler arasında önemli bir yere sahiptir. Teknolojideki gelişmeler ve son yıllarda artan yatırımlar ile, şekerleme, çikolata ve kakao ürünleri, pasta ve bisküvi sektörleri Türk gıda sanayisinde büyük gelişme gösteren sektörlerdir.
 
Yukarıda bahsedildiği üzere güçlü tarım potansiyelimiz, artan endüstrileşme ve kentleşmeye paralel olarak değişen yaşam biçimimiz ve damak tadımız, yükselen gelir düzeyi ve yemek hazırlamaya ayrılan sürenin azalması güçlü bir gıda işleme sanayisi doğurmuştur. Gelişen ve büyüyen gıda işleme sanayisi, Türkiye’de gıda işleme makineleri ve ekipmanı sanayisinin de gelişmesini hızlandırmıştır. Günümüzde, Türk gıda işleme makineleri ve ekipmanı sanayisi Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Orta Asya’daki en modern sanayidir.
Ayrıca, gıda işleme makineleri ve ekipmanı sanayisinin Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) ilerlemesi ve tamamlanmasıyla birlikte daha da gelişmesi beklenmektedir. GAP projesinde hedef Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni tarımsal üretime dayanan bir ihracat merkezi haline getirmektir. Projenin nihai hedeflerinden biri hâlihazırda 183 bin hektar olan GAP Bölgesi’ndeki sulanan arazi miktarının 1,7 milyon hektara çıkarmaktır. Bunun sonucunda bölgede üretilen ürün çeşidi ve miktarında ciddi artışlar olacaktır. Tüm bu gelişmeler ile Türk gıda işleme makineleri ve ekipmanı sanayisinin kapasite, kalite ve ürün çeşitliliğini arttırarak Türk makine sanayisinin ana sektörleri arasında önemini artırması beklenmektedir.
 
Türk gıda işleme makineleri ve ekipmanı sanayisi, gıda işleme sanayisi için gerekli her tür makine ve ekipman ile yedek parçaları üretmektedir. Gıda işleme makineleri ve ekipmanı üretici firmalarının çoğu İstanbul, Konya, Ankara, Gaziantep ve İzmir’de yerleşiktir. Firmalar, elle kullanılabilen temel modellerin yanı sıra yüksek teknolojili, otomatik makineler ve ekipman da üretebilmektedirler. Gıda maddelerine artan talep nedeniyle gıda üreticisi firmalar üretim hatlarına yeni teknoloji ürünü daha verimli makineler ekleyerek üretimlerini artırmaktadırlar. Gıda işleme makineleri ve ekipmanı üretici firmalar daha karmaşık makinelere olan bu talebi karşılamak için ortak yatırımlara ve AR-GE faaliyetlerine odaklanmaktadırlar.”
 
Bölümü, Bloomberg HT Tarım Editörü İrfan Donat’ın Mart 2017 tarih ve “Tarım ve gıda sektörüne yönelik 4 senaryo” başlıklı yazısı ile noktalayalım. Şöyle demiş İrfan Donat:
“Tarım ve gıda sektörüyle ilgili araştırma raporlarını ve makaleleri fırsat buldukça paylaşmaya çalışıyoruz.  Amacımız konuya biraz daha farklı ve geniş bir açıdan bakabilmek ve sektöre yönelik yeni trendleri anlayabilmek.
Uluslararası danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers (PWC) Avrupa açısından ele aldığı ‘Gıda Tedariğinin Geleceği- Tarımsal Gıda Sektörüne Yönelik 4 Olası Senaryo’ başlıklı araştırma makalesinde potansiyel gelecek öngörülerini belli bir yapı üzerinde kurgulamış. 
Farklı senaryoların gelecekte gıda tedariği ve paydaşlar üzerindeki muhtemel etkileri özetlenmiş.
Avrupa’da tarım ve gıda sektöründen 20’den fazla CFO, CEO ve sektör uzmanları ile görüşmeler sonucunda ortaya çıkan araştırmada, tarım ve gıda sektörünü en çok etkileyecek belirsizlikler analiz edilmeye çalışılmış.
Bu belirsizliklerden yola çıkarak olası dört senaryo ile tarım ve gıda sektörünün gelecekte nasıl şekillenebileceği ortaya konulmuş.
Araştırmada şu tespit önemli: ‘Dünya nüfusu haftada 1 milyon kişi artmaktadır. Hayal edilmesi dahi güç olan bu artışın küresel gıda talebi için ne anlam ifade ettiğinin incelenmesinin önemli olduğunu düşünmekteyiz. Misal vermek gerekirse; Hindistan’da kişi başı yumurta tüketimi 62 adetken Almanya’da kişi başı tüketim bu rakamın yaklaşık 4 katıdır. Peki, Hintliler de Almanlar kadar yumurta tüketmeye başlarsa ne olabilir? Talep artışını karşılayabilmek için en az 700 milyon ek tavuğa ve daha fazla üretim çiftliğine ihtiyaç duyacağımız bir gerçektir.’
 
PWC’nin araştırmasına göre, tarım ve gıda sektörü, ekonomik bir perspektiften bakıldığında, sahip olduğu 2,7 trilyon euroluk iş hacmi ve yarattığı 518 milyar euroluk katma değerle Avrupa ekonomisine katkı sağlayan sektörlerin başında geliyor.
Tarım ve gıda sektörünü oluşturan 10,8 milyon çiftlik, 300 bin gıda ve içecek işleme tesisi ve 2,8 milyon şirket, 2015 yılında, 500 milyondan fazla Avrupalı tüketiciye gıda sağlamış durumda. 
 
2013’ten beri Avrupa’nın, dünyanın önde gelen tarımsal gıda ihracatçısı konumunda olduğunu dikkat çekilen araştırmada, ‘Gelişmekte olan ülkelerde yükselen hayat standartları da Avrupalı tarımsal gıda şirketleri için küresel pazarda yeni fırsatlar yaratmaktadır. Fakat bu fırsatların albenisi, güçlü devlet şirketleri gibi yeni ve büyük oyuncuların da rekabete girmesine sebep olmaktadır’ deniliyor.
 
Küresel ölçekte tarımsal gıda sektörü değerlendirilirken, artık çok daha karmaşık bir rekabet ortamında, farklılaşan tüketici taleplerine farklı dağıtım kanalları ile yönlendirilen daha karmaşık ürünlerin olduğu bir sektöre vurgu yapılıyor. 
Sektör temsilcileri ve uzmanlara göre, gelecek 10 yıl içinde sektörü etkilemesi beklenen en önemli iki faktör, iklim değişikliği ve değişen tüketici alışkanlıkları.
 
1- İklim değişikliğinin ve kaynak kısıtının sebep olduğu sorunları çözmekte teknoloji başarılı olabilecek mi?
2- Önümüzdeki 10 yıl içerisinde küresel tüketici alışkanlıkları nasıl bir değişim gösterecek?
İklim değişikliği ve kaynak kısıtının tarımsal gıdayı tehdit ettiği vurgulanan araştırmada, ‘İklim değişikliği verim, gıda kalitesi, gıda fiyatları, arz güvenirliği ve gıda güvenliğini etkileyecektir. Teknolojik gelişme tarımsal üretimin her noktasında etkisini göstermekte, hektar başına alınan verimin artmasını sağlarken, su ve enerji tüketiminin düşmesine de katkı sağlamaktadır. Bilimsel verinin değerlendirilmesinde ‘Big Data’ büyük rol oynamakta ve akıllı tarım uygulamaları da yayılım göstermektedir. Tüm sektör, Agtech diye de tanımlanan bir büyüme içindedir’ deniliyor. 
 
‘Robotlar çiftçiliğin doğasını değiştirmektedir’ tespitine yer verilen araştırmada, küresel tüketici talebinin de değiştiğine dikkat çekiliyor. 
İşte çıkan bir başka sonuç: ‘Dünya nüfusu sadece büyümekle kalmayıp, kompozisyon, sosyal yapılar ve alışkanlıklar da değişmektedir. Sosyal değişim gerçekleşmekte: aile yapıları, geleneksel gıda ritüelleri, işgücü piyasası ve dinlence alışkanlıkları değişmektedir.’ 
Gıda tercihlerini etkileyen diğer önemli bir faktör olarak ise gıda zincirini çevreleyen tüketici algısı gösteriliyor. İtibar ve güvenilirliğin gelecekte gıda sektöründe daha da önemli rol alacağı öngörülüyor.
Yukarıda değinilen 2 ana belirsizliğin muhtemel sonuçları ele alındığında gelecekte tarım ve gıda sektörünün alacağı şekli öngörmeye yönelik 4 senaryolu bir matrikse ulaşılmış: 

Senaryo 1- Herkes için Gıda:
Mevcut ‘Batı Dünyası’ yeme alışkanlıklarının küresel ölçekte benimsendiği ve tarım şirketlerinin iklim değişikliği ve kaynak kısıtı ile mücadele edebilmek için teknoloji kullanımının (Agtech, GDO, hassas ve akıllı tarım ile üretimin artışı hedefleniyor) benimsediği bir gelecek öngörüsü. Uluslararası şirketler tedarik zincirini kontrol eder konumda. Verimli gıda üretimi sonucunda oluşan bolluğun gıda fiyatlarını düşürmesi gözlemlenecek.
 
Senaryo 2 - Çeşitlendirilmiş Alan Yönetimi:
Gelir artışıyla birlikte sağlıklı ve sürdürülebilir kaynaklı gıda trendi artıyor. Tüketici teknolojik cihazlar sayesinde kalori içeriği ve gıda kaynağı bilgisine erişime sahip. Organik ve sağlıklı gıdanın ana-akım talebi oluşturduğu ve tarım şirketlerinin iklim değişikliği ve kaynak kısıtı ile mücadele edebilmek için teknoloji kullanımını benimsediği bir gelecek öngörüsü. Ekilebilir tarım alanı sıkıntısının olmadığı, sebze ve meyve yetiştiriciliğinde kimyasal tarım ilaçlarının kullanılmadığı, daha az kimyasal gübre ve suyun kullanıldığı lokal tarım ve tüketici modeli. Küçük aile çiftçiliğinde veri tabanlı çiftlik yönetim sistemi kolayca uygulanabilir. Rekabet sonucu ucuz teknolojiye erişim söz konusu. 
Senaryo 3- İki Kademeli Üretim: 
 
İklim değişiminin tarım üretiminde ciddi etkilerinin görüldüğü ve organik ve sağlıklı gıdanın ana-akım talebi oluşturduğu bir gelecek öngörüsü. Tarımsal üretimde belirsizlik yaratacak büyük çaplı bozulma olacak. İklim değişikliği ve kaynak sıkıntısı küresel gıda tedariği, ve gıda fiyatlarındaki yükselişi etkileyecek. GDO’lu ürünler tartışmalı bir konumda olacak. ‘Kendin için yetiştir’ çözümleri yüksek talep görecek. Kent tarımı ve lokal üretim yoğunlaşacak. Gelir düzeyi yüksek insanların sağlıklı ürüne ulaşabildiği, geri kalanlar için ise gıdanın çok temel ürünlerden oluştuğu bir durum gözlemlenecek.
 
Senaryo 4- Millileşmeye Geri Dönüş: 
Mevcut ‘Batı Dünyası’ yeme alışkanlıklarının küresel ölçekte benimsendiği ve iklim değişiminin tarım üretiminde ciddi etkilerinin görüldüğü bir gelecek öngörüsü. İklim kaynaklı ürün kaybının önüne geçilmesinde teknoloji yetersiz kalacak. Gıda fiyatlarının artışı, kıtlık başlangıcının görülmesi ve düşük kalite gıdanın yaygınlaştığı bir senaryo. Organik, sürdürülebilir ve sağlıklı gıdaya erişim talebi düşük. Ülkelerin kendi gıda güvenliklerini sağlamaya yönelmeleri gözlemlenecek. Gıda, ülkeler arasında bir politika aracı olarak kullanılacak ve korumacılık gündeme gelecek.
Araştırmaya göre söz konusu 4 olası senaryo tarım ve gıda endüstrisi içindeki birçok sektörü (Aracılar, yem sağlayıcılar, süt şirketleri, gıda işleme şirketleri ve çiftçiler) etkileyebilir.
PWC’nin araştırması tarım ve gıda sektöründeki şirketlerin gelecek senaryoları karşısında başarılı olabilmesi için tutarlı stratejilere ihtiyacı olacağı sonucuna varıyor. 
 
Sonuç olarak da geleceğe yönelik ve tutarlı bir stratejinin yaratılması için 3 bileşenin bir araya getirilmesi gerektiği savunuluyor: 
1- Pazarla yüzleşebilecek ve müşteriler için değer yaratabilecek bir yöntem belirlemek 
2- Belirlenen yönteme hizmet edebilecek anahtar yetkinliklere odaklanmak 
3- Anahtar yetkinlikler ve yöntem arasındaki tutarlılığı yaratacak bir servis/ürün tutarlığı sağlamak.
PWC’nin bu araştırma makalesi bize ilginç geldi. Sizinle de paylaşmak istedik.”
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.