FARKLI AÇILARDAN ENDÜSTRİ 4.0

 

FARKLI AÇILARDAN ENDÜSTRİ 4.0

Gazeteci-yazar Ali Akurgal, Temmuz 2016 tarihli ve “Endüstri 4.0: Patron Fabrika Hack’lendi!”  başlıklı köşe yazısında şöyle yazmış: “İsviçre, Basel’de bir müze var: Basler Papiermühle. Çok eski bir kağıt üretim tesisini müze görünümünde ilk günkü yöntemiyle çalışır duruma getirmişler. Burada, dilerseniz, belli bir ücret karşılığında kendi kağıdınızı üretebiliyorsunuz. Bu müze / üretim tesisi, tüm enerjisini, yanından geçen bir deredeki suyun bir değirmeni çevirmesinden alıyor. Bugün bile bir yerde bir elektrik motoru veya değirmenin gücünden başka bir enerji kullanan makine yok üretimde.
 
Endüstri olarak adlandırdığımız kavram, enerji kullanarak bir üretim yapılması ile başlıyor. Basel’daki kağıt değirmeni gibi. Birinci endüstri devrimi olarak, İngiltere’de buhar gücünün tekstil alanında kullanılması gösteriliyor. İkinci devrimi, Henry Ford’un seri üretim kavramı ile yaptığı kabul ediliyor. Üçüncü devrim olarak da üretim bandında robotların kullanılması gösteriliyor.
 
‘Patron fabrikamız hack’lendi’
Ve geliyoruz dördüncü devrime: uçtan uca tüm üretim tesisi, insanı, makinesi, bir ağa bağlı ve ağ bunları yönetiyor. Dahası, eğer fabrika dışında tedarikçiler varsa, onlar da ağa bağlı ve onlar da bu ağ tarafından yönlendiriliyorlar. Azıcık ‘matrix’vâri bir durum. Ama verimliliği en üst düzeye çıkartmak için şimdilik yapabileceğimiz bu. Bir de tehlike var: genel müdür patrona telefon açıp diyebilir ki: ‘bizim fabrikayı ‘hack’lemişler, fark edene kadar 528 tane tekerlekleri camlarından çıkan sedan aracımız oldu; ne yapalım?’
 
Haydi biraz ‘uçalım’, beşinci devrim, üretim makinesinin, bir atoma ‘sen git şurada dur’, diğerine ‘sen git o atomun şu kadar yanında yer al’ demesi ve böylece atomları yan yana dizerek, ürünü, hiç kayıpsız sıfırdan yapması olacak. Tıpkı bir yazıcının mürekkep kartuşundan çeşitli renklerdeki mürekkep zerreciklerini kağıda, ya da üç boyutlu yazıcının (hızlı modelleme) farklı kartuşlardaki malzemeleri seçili yerlere yerleştirmesi gibi.
O gün gelene kadar, elde endüstri 4.0 var, eh idâre edin artık!
Giden ‘işi’ geri getirme amaçlı
Endüstri 4.0 kavramı birkaç yıl önce Almanya’da ortaya atılmış. Ucuz işgücü nedeniyle Uzakdoğu’ya kayan üretim tesislerini tekrar Avrupa’ya getirmeyi amaçlıyor. ABD’de de benzer bir girişim var. Çünkü, ‘iş’ elden gidiyor. Hem, Çin, ‘tüketim toplumu olma’ yolunda epeyi adım attı; artık cep telefonsuz falan yapamaz duruma geldi. Üretim orada olmasa, para kazanamasalar bile tüketim mallarına para harcayacaklar! Üretimi çekip almak Çin’i bir ‘Pazar’ olmaktan alıkoymaz.
Türkiye’ye bakın, bizde tüketim toplumu değil miyiz? Eskilerde bir deyiş vardı ‘Yeni Cami’de dilenip Sultan Ahmet’te sadaka vermek’ diye; bunu uygularcasına!
Almanya, endüstri 4.0 ile, verimliliği de içine katarak toplam maliyetini, Uzakdoğu’daki bedeller ile karşılaştırılabilir noktaya getirmeyi amaçlıyor.
Bizde de, birçok alanda üretim durdu, hazır ürünleri Çin’den getirtmeye başladık. Dolayısıyla ABD’nin Almanya’nın peşinden gidip ‘onlar endüstri 4.0 ile Uzakdoğu’ya kayan üretimi geri getirecekse, biz de getiririz’ demek mantık dışı değil. Peki, bu Türkiye’de 
gerçekten mümkün mü?
Anahtar sözcük ne?
 
TÜSİAD’ın bir yabancı uzman kuruluşa yaptırdığı incelemenin sunuşunda BST Bakanı dâhil hemen tüm konuşmacıların vurguladığı husus: ‘işi robotlar yapınca istihdam düşecek sanmayın. İstihdam hem nitelik olarak hem de nicelik olarak artacak’ idi. Sanayinin, hem robota yatırım yapıp, hem de istihdamı, üstelik işçiye göre nitelikli elemanlarla artırması çifte ek yük. Peki, bu firmalar bu üretimi nasıl sürdürebilecek? O yatırımı nasıl geri kazanabilecek?
Kuşkusuz anahtar söz, ‘o üretimi değil daha nitelikli üretim yaparak’ olmalı. Başka yolu yok. Demek ki, endüstri 4.0’a geçecek firmalar, ürünlerini de değiştirecekler. Daha nitelikli ürünlere geçecekler. Buna, bir sonraki yazıda değineceğim. Ya KOBİ’ler? Bunu da bir daha ki sefere ele alalım.”
 
Bir başka farklı yaklaşım da, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Emin Köksal’ın “İnternet Olmadan Endüstri 4.0 Olmaz!” başlıklı yazısı ile ifadesini buluyor.
 
Şöyle diyor Emin Köksal: “Endüstri 4.0, 2016 yılında Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biri olmaya aday gibi görünüyor. Hazırlanan raporlara, Türkiye’de faaliyet gösteren teknoloji firmalarının sunumlarına ve hükümet yetkililerinin açıklamalarına bakarsanız Endüstri 4.0’a geçişin bizi ileri ülkeler düzeyine taşıyacağı ifade ediliyor. Fakat, durum pek öyle göründüğü gibi değil! Endüstri 4.0’a sadece firmalar değil toplum da hazır olmalı. Bu da İnternet’in yayılımını arttırıp kullanımını yaygınlaştırmadan mümkün gibi gözükmüyor. Zira ileri ülkeler ile kıyasladığında memleketteki dijital entegrasyon oldukça düşük ve entegre olanlar ile olmayanlar arasında ciddi bir uçurum var. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden meslektaşım Bülent Anıl ile yeni bitirdiğimiz bir çalışma (Türkiye’de İnterneti Kimler İçin Kullanıyor? / Bülent ANIL ve Emin KÖKSAL) hem çeşitli boyutlarıyla bu uçurumu ortaya koyuyor, hem de kapamak için bazı yollar öneriyor.
 
Tek Rakibimiz Portekizliler!
İnternet’i bizden daha fazla temel hak olarak gören çok az millet var. BBC’nin 2011 yılında 26 ülkede yaptırdığı bir araştırma, katılımcıların yüzde 80’inin İnternet’i temel bir hak olarak gördüğüne işaret ediyor. Bu araştırma, Türkiye’de İnternet erişimini kendileri için temel bir hak olarak görenlerin oranını da yüzde 91 olarak gösteriyor. Bu oranla, araştırmada yer alan diğer ülkeler arasında, Portekiz’den sonra ikinci sırada yer alıyoruz.
Milletimizin İnternet’i temel bir hak olarak görmesinin tabii ki siyasi bir yansıması var. İnternet ve bilişim teknolojilerine verilen önem, hem hükümet programlarında, hem de diğer birçok strateji belgesinde yoğun bir şekilde vurgulanıyor. Örneğin seçim sonrası açıklanan 64. Hükümet Programı adeta dijital bir devrime işaret ediyor. Ülkenin tüm meselelerine dair yapılacakları anlatan bu dokümanda, ‘İnternet’, ‘bilişim’ ve ‘e-devlet’ kelimeleri tarandığında, sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da bu kelimelerin önemli bir yer tuttuğu görülüyor.
 
Yolun Yarısındayız!
Gelin görün ki, temel bir hak olarak gördüğümüz ve hükümet programlarında sıkça anılan İnternet’in yaygınlığı meselesinde, gelişmiş dünyanın kat ettiği yolun yarısındayız henüz. 2014 yılsonu itibariyle baktığımızda, 100 kişi başına düşen İnternet bağlantısı olarak anılan penetrasyon (yayılım) oranında Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde oldukça gerilerde yer alıyor. Sadece evlerimizde olan sabit İnternet bağlantısında değil, son yıllarda yaygınlığının artmasıyla övündüğümüz mobil İnternet bağlantısında da durum aynı.
 
İnternet’in Yayılımını Nasıl Arttıracağız?
Harvard Üniversitesi Berkman İnternet ve Toplum Merkezi’nin gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırmanın sonuçları, talep tarafındaki faktörlerin, İnternet’in yayılımında daha etkili olduğuna işaret ediyor. Arz tarafında izlenen politikalar ve düzenleyici kuralların etkisinin ise oldukça sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Daha somut bir ifadeyle, bahsi geçen araştırma sosyoekonomik, demografik ve bölgesel faktörlerin İnternet’in yayılımında asıl rolü oynadığına işaret ediyor. Literatürdeki birçok araştırma da bunu destekler nitelikte. Bizim yaptığımız araştırma da sosyoekonomik, demografik ve bölgesel faktörlerin Türkiye’de İnternet’in yayılmasında belirleyici olduğunu gösteriyor.
 
Çalışmada kullandığımız veri seti, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2014 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Anketi’ne ait. TÜİK’in her yıl yaptığı bu anketin amacı, hane halklarının sahip olduğu bilgi-iletişim teknolojileri araçları ve bunların kullanımları hakkında bilgi edinmek. Oldukça geniş bir örnekleme sahip olan bu anket, Türkiye genelini temsil yeteneğine sahip. Dolayısıyla sektördeki firmaların, sadece büyükşehirlerde ve kısıtlı sayıda insanla, kendi amaçları doğrultusunda yaptırdıkları anketlerden oldukça farklı bir yapıya sahip.
İnternete Erişimde Uçurum Var!
Çalışmanın ilk bulguları İnternet bağlantısı olanlar ile olmayanlar arasında hem gelir, hem de eğitim düzeyi açısından çok ciddi bir farklılığa işaret ediyor. Şöyle ki, İnternet’e bağlı hanelerin ortalama geliri ile bağlı olamayanların ortalama geliri arasında en az iki kat fark olduğu görülüyor. Bununla birlikte ortalama eğitim düzeyleri arasında ise gelirden çok daha keskin bir ayrım göze çarpıyor. İnternet erişimi olan bireylerin ortalama yüzde 15’i üniversite mezunu, erişimi olmayanlarda ise bu ortalama on binde 5 civarında. Yaş ve çalışma durumunda da çarpıcı farklılıklar olduğu dikkat çekiyor. Özetle bu durum Türkiye’de bir dijital uçurumun varlığına işaret ediyor.
 
Erişimde Belirleyici Etmenler
İnternet erişimini hanelerin/bireylerin hangi özellikleri belirliyor? Çalışmanın asıl odağını oluşturan bu soruya bulduğumuz cevap: hane geliri, çalışıyor olmak, lise veya üniversite mezunu olmak, genç olmak ve erkek olmak, İnternet’e bağlanma olasılığını arttırıyor. Bu durum başka ülkeler için yapılmış çalışmaların sonuçlarını Türkiye için de doğrular nitelikte. Fakat bu çalışmalardan farklı olarak, hanede ilkokul çağında çocuğun olması da İnternet’e bağlanma açısından önemli bir belirleyici olarak karşımıza çıkıyor.
 
Peki, bu çalışmanın bulguları bize ne söylüyor?
Öncelikle ortaya koyduğumuz dijital uçurumun varlığı dikkate alınmalı. Bu uçurumu göz ardı edersek, Endüstri 4.0’ı, ‘Endüstri: 4, Türkiye: 0’ şeklinde okuma riskimiz oldukça yüksek. Bu riski bertaraf etmek için kaybedecek bir günümüz bile yok.
İkincisi, hanede ilkokul çağındaki çocuğun İnternet’e bağlanmayı daha olası hale getirmesi; büyük bir fırsat. Zira Türkiye’de ilkokul çağında bu kadar kalabalık bir nüfusu bir daha görmek mümkün olmayacak. TÜİK’in nüfus projeksiyonlarına bakıldığında, 2023 yılına kadar ilköğretim çağındaki nüfusun 2008 yılına kıyasla 1 milyon kişi azalacağı görülüyor. Bu fırsatı kaçırmamak ve bu çağdaki çocukları dijital dünya ile tanıştırmak gerekiyor. Bunun için hala tam anlamıyla hayata geçmeyen Fatih Projesi’ne hız verilmeli; gerekirse ‘Fatih 2.0’ icat edilmeli.
Son olarak, kadının iş gücüne katılım oranı arttırılmadığı sürece, kadın-erkek arasında birçok alanda var olan uçurumun dijital anlamda da giderilemeyeceği gözüküyor. Başka birçok derde de çare olacak bu mesele de unutulmamalı!”
Arada, bir haberden söz edelim: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası-EMO sitesinde yer alan, Ekim 206 tarihli ve “Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli” başlıklı habere göre, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Eskişehir Şubesi`nin, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ile birlikte düzenlediği Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0` Paneli, 14 Ekim 2016 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi`nde geniş katılımla gerçekleştirilmiş.
 
Panelin açılışında konuşan EMO Eskişehir Şube Başkanı Hakan Tuna, Endüstri 4.0`ın genel hatlarıyla “robotların üretimi tamamen devralması, yapay zekanın gelişimi, üç boyutlu yazıcılarla üretimin fabrikalardan evlere inmesi, devasa miktardaki bilgi yığınının veri analizleriyle ayıklanıp değerlendirilmesi” ve daha birçok yeniliklerle incelenebileceğini kaydetmiş. Vikipedi’de, konuyla ilgili “üretim sektöründeki önemli endüstriyel devrimler sonrası, ülkeler ve şirketler küresel boyutta yaşanan bu değişimlere ayak uydurmak zorunda kalmış ve artan rekabet koşulları arasında rekabet üstünlüklerini devam ettirebilmek amacıyla bazı stratejiler geliştirmişlerdir. Almanya`da gündeme gelen Endüstri 4.0`da bu stratejilerden birinin adıdır” tanımının yer aldığını belirten Tuna, “Bu farklı bakışta gizlenen amaç beni ürkütüyor. Endüstri 4.0 düşük üretim maliyeti avantajını kullanan Doğu ülkelerinin elindeki rekabet avantajının, akıllı sistem ve araçlar ile yeniden Batı ülkelerinin eline geçişini amaçlamaktadır. Bunun avantajları ve dezavantajları ne olabilir?” sorusunu yöneltmiş.
Tuna, konuşmasına şöyle devam etmiş: “Günümüzde inanılmaz hızda gelişen teknoloji, Endüstri 4.0 devriminin kaçınılmaz olduğunu bize gösteriyor. Endüstri Devrimi`nin halkımız üzerinde yaratacağı etkileri görebilmek ve kestirimci tanımları konusunun uzmanı panelistlerimizden almak amacıyla düzenlediğimiz etkinliğimizde EMO Eskişehir Şubesi olarak asıl hedefimiz kamunun aydınlatılması yönündeki sorumluluğumuzu yerine getirmektir. Endüstri 4.0 dönüşümünün ortaya çıkaracağı farklı nitelikteki insan kaynağını yetiştirmek görevi eğitim kurumlarına düşmektedir. Üniversiteler burada önemli bir role sahiptir. Sanayiye yetişmiş insan gücünü sağlayacak altyapıyı, ihtiyaçlara göre tanımlanmış disiplinler arası lisans ve lisansüstü programlar ile üniversitelerimiz sağlayacaktır.”
 
Uygarlığın teknolojik gelişmelere paralel olarak büyük değişimler gösterdiğine işaret eden ve “Buharın yarattığı büyük dönüşümün ardından elektriğin günlük hayata girişi ve vazgeçilmez bir noktaya gelmesini bilgisayar ve İnternet ile gelişen bilişim dünyası izlemiştir” diyen EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Hüseyin Önder de Endüstri 4.0 hakkında şu görüşleri dile getirmiş: “Kimilerinin dijitalleşme, kimilerinin nesnelerinin İnterneti olarak ifade ettiği bu gelişmelere ilişkin kavramsal bir uzlaşmaya varılmamış olmakla birlikte Endüstri 4.0 ifadesi öne çıkmaktadır. Pek çok teknolojik gelişme Endüstri 4.0 kapsamında sayılan değişiklikler olarak sıralanabilmektedir. Yapay zekadan robotik sistemlerin kullanımına, insansız araçlardan, makinaların birbirleriyle konuşabilmesini sağlayan yazılımlara, büyük veri kavramından analiz ve uygulamalara varıncaya kadar pek çok teknolojik yenilik ve değişimden söz edilebilir. Bu gelişmelerin hem insanların günlük yaşamında, hem de reel sektör üzerinde önemli etkileri olması beklenmektedir.”
 
Tüm dünyada aralıkları sıklaşan ve neredeyse süreğenleşen ekonomik bir kriz ortamı bulunduğuna dikkat çeken Önder, “Endüstri 4.0 da bu kapsamda ekonomik verimlilik kriterini bir üst düzeye çıkarma arayışı olarak görülmektedir. Yani ucuz işgücü ve beyin göçünün ardından yerel olarak yeni ve iyi fikirlerin patentlerine sahip olmaya dayalı kapitalist sistem, bunu bir adım öteye taşımak istemektedir… Sermayenin kar oranını artırmak için verimliliği yükseltme temeliyle yaklaştığı Endüstri 4.0`a bizler insanlığa neler getirdiğini değerlendirerek bakacağız ve daha da ötesi bu gelişmelerin insanlığın yararı için planlanıp kullanılması için ısrarcı olmak zorundayız. Bu çerçevede iş dünyasının fırsat olarak gördüğü Endüstri 4.0`ın istihdam üzerinde yaratacağı olumsuz etki üzerinde durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tabii ki istihdamı azaltacak olması sorununa; tarihte örneklerini gördüğümüz gibi iş makinalarına saldırılması ya da teknoloji düşmanı olmak şeklinde yaklaşmak mümkün değildir. Ancak hem iş dünyasının hem iktidarların bu konuda ciddi bir planlama içine girmesi gerekmektedir. Teknolojinin insanlar için olduğu temelinden hareket edildiğinde çalışma saatlerinin kısaltılması gündeme getirilmelidir. Bu öneri özellikle mavi yakalı olarak kavramlaştırılan çalışan kesim için önemlidir. Beyaz yakalılar için ise bu sorun karşısında çok daha boyutlu çözüm önerileri geliştirilmesi gerekmektedir.”
 
Endüstri 4.0`ın mühendisler açısından da ciddi bir istihdam ya da iş güvenliği sorunu yaratabileceği uyarısında bulunan Önder, “Mühendisler geliştirdikleri yeni ürün, yazılım ve tasarımlarını belki daha kolay ve erişebilir bir pazara sunma şansına erişeceklerdir. Ancak çok sınırlı sayıda mühendisin önemli gelir sağlayabileceği, geriye kalan mühendisler için ise zorlu bir sürecin yaşanacağı görülmektedir. Bu piyasada iş güvenliğinden ya da gelecek güvencesinden de söz etmek mümkün değildir” diye konuşmuş.
 
Türkiye`de mühendis gereksinime yönelik hiçbir planlama olmadığı gibi, her geçen gün artan mezun sayısına paralel olarak işsizlik oranının yükseldiğine işaret eden Önder, bu durumun ülkedeki mühendislik eğitiminin de yeni baştan gözden geçirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Gelişen teknoloji karşısında Türkiye`nin üreten değil tüketen bir ülke, yani pazar olarak görüldüğüne dikkat çeken Önder, “Bu kapsamda mühendislik mesleği de ülkemizde tasarımcılık ve yaratıcılıktan uzak bir şekilde büyük ölçüde satış, pazarlama, montaj ve bakım süreciyle ilişkili olarak sürdürülmektedir. Öncelikli olarak Endüstri 4.0 sürecine yönelik hem teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınmaması, hem de istihdam sorununu içerecek şekilde bütüncül bir yaklaşımla strateji ve planlamalar yapılması zorunludur” demiş ve düzenlenen panelin Endüstri 4.0`ın teknolojik olarak ne gibi değişiklikler içerdiğinin anlaşılması açısından büyük yararlar sağlayacağını vurgulamış.
Panelde konuşan Türk Elektronik Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sıddık Binboğa Yarman da, yazılım, araştırma ve yeni ürünlerde görev almak üzere 10 yıl içinde 500 bin kişilik bir mühendis ordusuna ihtiyaç olduğunu söylemiş. Endüstride en çok kaliteli mühendis, teknisyen ve hizmete ihtiyaç duyulduğunu anlatan Yarman, “Bu kaliteyi bugünkü düzeyle sağlamak mümkün değil. Dünyada birçok Batılı ülke muazzam fark attılar; teknoloji geliştiremeyen ülkeler ise geride kaldılar. Eğer biz dünyanın bilim ve teknoloji akışına, üretim altyapısına ayak uyduramazsak böyle bir gerilik söz konusu olacak” demiş.
 
YAŞANILAN BİLGİ-İLETİŞİM DEVRİMİNDE DOĞRU KONUMLANMAK 
Son olarak, Ege Üniversitesi, Güneş Enerjisi Enstitüsü, Güneş Enerjisi Bölümü, Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Melih Soner Çeliktaş ile çalışma arkadaşları Görkem Sonlu, Serkan Özgel ve Yusuf Atalay’ın “Endüstriyel Devrimin Son Sürümünde Mühendisliğin Yol Haritası” isimli ve TMMOB-MMO dergisi  “Mühendis ve Makina” dergisinde yayınlanan Mart 2015 tarihli makalesinden aktarmalar yapmayı yararlı görüyoruz.
 
Makalenin başında Endüstriyel Devrimler’in özet bilgisi verildikten sonra  “19. yüzyılın ortalarında başlayan sanayi devrimiyle dünyamız büyük gelişmelere sahne olmuştur. Bu devrimin temelinde, buhar gücü, demir yolları ve demir-çelik gibi ağır sanayi simgeleri gelişmenin yegâne ölçütleri ve stratejileri olarak kabul edilmişlerdir. Ağır sanayi stratejileri 20.yüzyılın ortalarında yerlerini yeni ekonomi anlayışına bırakmıştır. Bilgi toplumu veya bilgi teknolojisi olarak adlandırılan bu yeni ekonomi anlayışı, fiber-optik, çipler, atom enerjisi kullanım teknolojisi ve bilgisayar gibi mikro elektronik teknolojiler üzerine kurulmuştur. Günümüzde ise yeni bir endüstriyel devrime doğru ilerlenmektedir. Endüstri 4.0 olarak tanımlanan bu yeni devrim ile Siber-Fiziksel Sistemlere dayalı üretim devreye girecektir (Şekil 1). 
 
Gelişmiş ülkelerin üretim çoklemi adını verdikleri bu yeni yaklaşımda; kişiselleştirme, görselleştirme, hibritleştirme ve kendince en iyileştirme olarak tanımlanan kurgusal mükemmelliğe bir yolculuk başlamıştır” deniliyor.
 
 
  Şekil 1. Endüstri Devrimi Tarihi
 
Makalenin devamı ise şöyle:
 
“3. ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİM VE SİBER FİZİKSEL SİSTEMLER
Endüstriyel devrimin ‘4. sürümü’ diğer tüm aşamalardan oldukça farklı bir yaklaşımdadır. İlk endüstriyel devrim su ve buhar gücü ile çalışan üretim mekanizmasının üzerine kuruluyken, onu ikinci endüstriyel devrim olan elektrik enerjisi yardımı ile seri üretime geçiş izlemiştir. Daha sonrasında ise üçüncü endüstriyel devrim olan dijital devrim gerçekleşerek elektronik kullanım arttırılmıştır. Fakat 4. sürüm, mevcut sanayinin bilgisayarlaştırma yönünde teşvik edilmesi ve yüksek teknolojiyle donatılması projesi olarak ifade edilmektedir. Bu proje ile makineler çevrelerinde olup bitenleri anlayabilecek ve birbirleriyle internet protokolleri aracılığı ile iletişim kurabileceklerdir. Endüstriyel ortamlarda kaynakların tasarruflu kullanılması amacıyla, tümleşik almaç/ aktüatör ekipman, makineler arası iletişim ve aktif akıllı ürün hafızaları yeni optimizasyon yöntemleri ile yaygınlaştırılacaktır. Bir başka ifadeyle 4.sürüm, gömülü sistem teknolojisiyle akıllı ürün üretim süreçlerini birleştirip, yeni bir teknolojiyi ortaya çıkararak, bu teknolojiyi iş modellerine, ürün üretim zincirlerine ve endüstriye aktarmayı hedeflemektedir.
 
Bugünün iş dünyasında şirketler, gelişmiş ürünler üretmek için büyük bilgilerin sistemler arasında hızlı bir şekilde aktarılması konusunda problemler yaşamaktadırlar. Birçok üretim yapan sistem, akıllı ve analitik düşünen sistemleri olmadığı için büyük dataları sistemlere hızlı bir şeklide aktarma ve yönetme konusunda henüz hazır değildir. Dördüncü endüstri devrimi Siber Fiziksel Sistem içeren üretim ve servis yeniliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Siber Fiziksel Sistemlerde, Bulut Bilişim gibi modern bilgi ve iletişim teknolojileri, imalat sektöründe verimliliği, kalite ve esnekliği artırmak için sistemlere entegre edilecek, olası verim durumlarını analiz ederek rekabet ortamında avantaj sağlayacaktır. Endüstriyel devrimin bu yeni sürümü için daha fazla yazılım ve gömülü akıllı sistemlerin iç içe geçtiği, tahmin yapan ileri algoritmalar üreten yapay zekaya sahip elektroniksel sistemlere ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Kendi kendine yönetebilen, karar verebilen anlık haberleşebilen sistemler üretilmesi bu projenin kapsamı içinde yer almaktadır.
Siber Fiziksel Sistemler genel olarak üretimdeki hesaplamaları fiziksel süreçlerle birleştiren sisteme verilen isimdir. Gömülü sisteme sahip bilgisayarlar ve ağlar, genellikle geri besleme döngüleriyle fiziksel süreçlerin hesaplamaları önemli bir şekilde etkilediği sistemleri kontrol ve takip ederler. Bu sistemler çoğunlukla ağa bağlı almaçlar, çalıştırıcılar, kontrol ve haberleşme ünitelerinden oluşmaktadır. Ayrıca bu sistemlerin ortak özellikleri dağıtılmış kontrol ve yönetim, zaman sınırı olmayan, ölçeklenebilir ve kendi kendisini yönetme özelliklerine sahip olmasıdır. Fiziksel dünyadaki hızlı gelişmelerin var olmasıyla birlikte, hesaplama ve iletişim kapasitesi Siber Fiziksel Sistemler için eşsiz bir fırsat oluşturmaktadır. Yüksek güvenilirlik isteyen medikal cihazlar ve sistemler, trafik kontrolü ve güvenliği, gelişmiş otomasyon sistemleri, süreç kontrolü, enerji koruma, çevresel koruma, ölçüm cihazları, kritik kontrol mekanizmaları (elektrik arz talebi, su kaynakları ve iletişim sistemleri gibi), robotik sistemler, savunma sistemleri, üretim ve akıllı yapılar bunlara örnek olarak verilebilir. Siber-Fiziksel Sistemler herhangi bir hatada çalıştıkları objeler ya da kullanıldıkları alanlara göre değişiklik göstermesiyle birlikte, insanlara zarar verebilme ihtimali olduğundan bu sistemleri böyle hatalara karşı izole alanlarda bulundurmak daha güvenli hale getirecektir. Kriptografilerin güvenliği için koruma mekanizmaları ağ sistemlerine entegre edilmiş durumdadır.
Siber fiziksel üretim sistemlerine dayanmakta olan yeni Endüstriyel Devrim, 5C mimarisiyle Şekil 2 ve Şekil 3’teki gibi tanımlanabilir.
 
  
Şekil 2. Siber Fiziksel Sistem Kurulumunda 5C Mimarisi
 
 
Şekil 3. 5C Mimarisi Düzeylerindeki Uygulamalar ve  Teknikler
 
I. aşamada, cihazlar kendini algılayan ve sisteme kendiliğinden bağlantı kuracak şekilde tasarlanabilmektedir. Bu aşama, Akıllı Bağlantı ile makinelerden doğru ve güvenilir veri edinme, bir siber-fiziksel sistem uygulaması geliştirmek için ilk adımdır. ‘Dönüşüm’ düzeyinde, kendiliğinden bağlantı kurmuş cihazlardan gelen verilerle ve kendi kapasite algısına sahip kritik durum özelliklerini ölçebilen almaçlar yardımıyla makineler, kendini tanıyan bilgiye sahip olur ve bu bilgilerle potansiyel sorunları kendi tahmin edebilmektedir. Bu aşamada veriler, doğrudan almaçlar tarafından ölçülebilmekte veya Kurumsal Kaynak Planlaması, Üretim Yürütme Sistemi, Tedarik Zincir Yöntemi ve Yetenek Olgunluk Modeli gibi kontrolör veya kurumsal üretim sistemleri ile elde edilebilmektedir. Bu seviyede önemli iki faktör dikkate alınmalıdır. Veri toplama işlemini yönetmek ve merkezi sunucuya veri aktarımı gereken yerlerde kesintisiz ve ip-serbest bağlantı yöntemi gereklidir. Öte yandan, uygun tip ve özellikteki almaç seçimi diğer önemli husustur. Veri-Bilgi dönüşümünde verilerden anlamlı bilgi çıkarmak gerekmektedir. Veri-Bilgi dönüşüm düzeyi için kullanılabilecek birkaç araç ve yöntem bulunmaktadır. Son yıllarda, özellikle sağlık yönetimi uygulamaları için bu algoritmalar geliştirilmektedir. Sağlık değeri, kalan tahmini ömür vb. hesaplayarak makinelerin öz farkındalığı sağlanmaktadır.
 
III. aşamada, yani ‘Siber’ düzeyinde her makine, izlediği ve ölçtüğü kendi özellikleriyle kendi ‘ikizini’ yaratmakta ve ‘Zaman Makinesi’ yöntemine dayanarak makine sağlık durumunu karakterize etmektedir. Siber uzayda yarattığı ikizini, kendini kıyaslamada ve eş düzey performans karşılaştırması için sentezler. Siber düzeyi, bu mimarideki merkezi bilgi merkezi olarak bulunur. Bilgi ağı oluşturulabilmesi için her bağlı makineden kendisine bilgi aktarılır. Geniş ve kapsamlı bilgiler toplandıktan sonra, özel analizler yapılarak sistem içindeki farklı makinelerin durumları hakkında daha iyi kavrama sağlayan ek bilgiler elde edilmektedir. Bu analizler makinelere kendini kıyaslama yeteneği sağlarken, her bir makinenin performansı diğerleriyle kıyaslanabilir hale gelmekte ve ayrıca makine performanslarının önceki tarihteki değerleri arasındaki benzerlikler hesaplanarak mekanizmanın gelecek durum faaliyetleri tahmin edilebilmektedir. IV. aşamada, sorunların içeriğini ve bağlamını göstermek amacıyla, öz-değerlendirme sonuçlarını çizelgeler ve grafiklerle kullanıcılara sunmaktadır. Bu düzeyde, Siber Fiziksel Sistem uygulanması izlenen sistem hakkında derinlemesine bilgi üretilmesi sağlanır. Edinilen bilginin uzman kullanıcılara doğru bir şekilde sunulması, doğru kararların alınmasında büyük katkı sağlamaktadır. Karşılaştırmalı bilgilerin yanı sıra, tek makine durumu mevcut olduğundan, süregelen uygulamanın optimize edilmesine yönelik görevler tayin edilmesine öncelik sağlanabilmektedir. Bu düzeyde kullanıcılara edinilen bilgiyi tamamen aktarabilmek için en uygun bilgi çizelgesi ve grafikler gerekmektedir.
 
Son aşama ise ‘Yapılandırma’ olarak adlandırılmaktadır. Bu düzeyde, makine veya üretim sistemi esnek bir performans elde etmek için öncelik ve risklerine göre yeniden şekillendirilmektedir. Yapılandırma düzeyi, siber uzaydan fiziksel uzaya geribildirim vermektedir ve makine, bunu denetleyici bir kontrol sergileyerek kendini yapılandırmaya ve sisteme adapte olmaya çalışmaktadır. Bu aşama, kavrama düzeyinde izlenen sistemdeki gibi, düzeltici ve önleyici kararlar uygulamak için Esneklik Kontrol sistemi gibi davranır.
 
4. YENİ ENDÜSTRİYEL DEVRİMİN ORTAYA ÇIKIŞI VE BEKLENEN DEĞİŞİKLİKLER
Endüstri 4.0 ifadesi ilk olarak 2011 yılında Hannover Fuarı’nda kullanılmıştır. Alman Hükümeti tarafından 2012 yılında Endüstri 4.0 Çalışma Grubu oluşturmuştur. Bu çalışma grubunun 2013 yılında hazırladığı nihai rapor ile proje detaylı olarak tanımlanmıştır. Rapora göre, 4. sürümün başarıya ulaşabilmesi için aşağıda belirtilen sekiz önemli konunun gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
4.1 Referans Donanım Mimarisinin Belirlenmesi ve Standardizasyon: Ürünlerin üretilmesinde farklı firmaların ortaklaşa çalışması söz konusu olacağı için, bu firmalarda bulunan iletişim ağlarının birbirleriyle konuşabilmesi ve entegre olabilmesi gerekmektedir. Bu fonksiyonun sağlanabilmesi için ise referans bir donanım mimarisinin belirlenmesi ve ortak standartların oluşturularak uygulanması gerekmektedir.
4.2 Karmaşık Sistemlerin Yönetilebilmesi: Günümüzde ürünler ve üretim sistemleri git gide daha karmaşık hale gelmektedir. Bu karmaşık ürün ve imalat sistemlerinin yönetilebilmesi için uygun planlamalar ve uygun modellemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle, ürün ve üretim mühendislerine bu alanlarda karmaşık modellemeler yapabilecek imkânlar sağlanması gerekmektedir.
4.3 Kapsamlı ve Yüksek Hızlı bir Haberleşme Altyapısının Endüstriye Sağlanması: Güvenilir, kapsamlı ve yüksek kaliteli haberleşme ağlarının sağlanması, yeni Endüstri devrimi için temel bir gereksinimdir. Bu nedenle, yüksek hızlı (geniş bantlı) internet bağlantılarının çok yaygın olarak ortaklaşa çalışılacak ülkeler içerisinde çoğaltılması gerekmektedir.
 
4.4 Emniyet ve Güvenlik: Emniyet ve güvenlik konularının her ikisi de akıllı imalat sistemlerinin başarılı olmasında kritik öneme sahiptir. Üretim tesisleri ve ürünler insanlara ve çevreye tehlike yaratmamalıdır. İlave olarak, üretim tesisleri, ürünler ve özellikle bunların içinde bulunan bilgilerin korunması, yanlış kullanılmaması ve yetkisiz kişilerin erişimlerinin engellenmesi gerekmektedir. Bunların sağlanabilmesi için, örneğin tümleşik emniyet ve güvenlik sisteminin oluşturulması, erişimlerin kimlik sorgulanması suretiyle yapılması ve personelin sürekli olarak eğitimli tutulması gerekebilir.
 
4.5 Çalışma Organizasyonu ve Tasarım: Akıllı üretim tesislerinde çalışan personelin rolleri önemli ölçüde değişecektir. Kontrollerin artan bir şekilde gerçek zamanlı olarak yapılmasının, iş kapsamına, iş yöntemlerine ve çalışma ortamına yansımaları olacaktır. Sosyoteknik yaklaşımlar ile oluşturulacak bir organizasyondaki çalışanlar, daha fazla sorumluluk almaktan kaçınmayan ve kendi kişisel gelişimlerinin artırılmasına istekli hale geleceklerdir. Bu durumun sağlanabilmesi için katılımcı bir iş ortamının ve sürekli eğitimin kurulması ve örnek referans projelerin yapılması gereklidir.
4.6 Eğitim ve Profesyonel Gelişimin Devamlılığı: Endüstri devriminin yeni sürümü ile çalışanların mesleki yetkinlikleri keskin bir şekilde üst seviyelere çıkarılacaktır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan uygun eğitim stratejileri uygulanmalı ve iş yerinde sürekli öğrenmeyi sağlayacak çalışma yöntemleri organize edilmelidir. Bu amaçla bilgisayar ortamında öğrenim için çalışanlar teşvik edilmelidir.
4.7 Mevcut Mevzuatın Uyarlanması: Yeni Endüstriyel yaklaşımın uygulanabilmesi için yürürlükte bulunan kanun ve diğer kuralların, gelecekte öngörülen diğer yenilikleri de içerecek şekilde adapte edilmesi gerekmektedir. Buna ilave olarak, bir ürünün üretilmesine katkı sağlayacak firmalar arasında yapılması gerekecek kontratlı anlaşmaların örnek metinleri de oluşturulmalıdır.
4.8 Kaynakların Verimli Kullanılması: Günümüzdeki endüstrinin yüksel maliyetli olmasının yanında, ham malzemelerin verimsiz kullanılması, enerjinin fazla harcanması ve çevreyi kirletmesi gibi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Yeni yaklaşım ile bu olumsuzluklar giderilecek olmasına rağmen, Yeni endüstriyel sistemin işleyişe geçirilebilmesi  için bazı ilave yatırımların ve maliyetlerin oluşacağı açıktır. Bu nedenle akıllı fabrikalar oluşturulurken, yapılacak yatırımlar ile akıllı fabrikaların işletilmesiyle elde edilecek tasarrufların karşılaştırılarak dengelenmesi önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
5. ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİM İHTİYACININ NEDENLERİ
Yeni endüstri sürümünün temel amacı, akıllı fabrikalar oluşturarak daha hızlı, esnek, daha düşük maliyetli ve verimliliği gittikçe artan üretimler gerçekleştirmektir. Söz konusu fabrikalarda kablosuz çeşitli almaçların bulunması ve kablosuz iletişimin kurulabilmesi hedeflenmiştir. Yeni sanayi devriminin ana çerçevesine göre üretim esnasında fabrikalardaki makinelerin, bilgisayarların, almaçların ve diğer tümleşik bilgisayar sistemlerin birbirleriyle internet aracılığıyla bilgi alışverişinde bulunması, insanlardan neredeyse tamamen bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek üretim yapabilmesi amaçlanmaktadır. Optimizasyonun sağladığı avantajlar sonucunda, üretim süresinin, maliyetlerin ve üretim için ihtiyaç duyulan enerji miktarının düşmesi ve buna karşın üretim miktarının ve kalitesinin artması öngörülmektedir. Günümüzün modern sistemlerinden farklı olarak, üretilen her bir ürünün farklı bir seri numaralı kimliğe sahip olması, ayrıca belleklerinde sadece bazı temel bilgileri değil, kendi geçmişlerini de tutması planlanmaktadır. Bu ürünler ayrıca, tıpkı üretildikleri makineler gibi, sürekli internete bağlı olacak ve dolayısıyla konumları ve durumları her an kolaylıkla belirlenebilecek, almaçları sayesinde bulundukları çevreyi inceleyip gerektiğinde yine kendi yetenekleri ölçüsünde fiziksel tepki verebilecek ve bunu yaparken de internete bağlı diğer cihazlarla gerçek zamanlı olarak bilgi alışverişinde bulunabilecektir.
Bu yeni üretim tekniğinin beraberinde getirdiği esneklik sayesinde müşteriye özel ürünlerin üretimi de mümkün olabilecektir. Üstelik tüm bu üretim sürecinin, gerektiğinde birbirinden binlerce kilometre uzaktaki çok az sayıda insanın katılımıyla gerçekleşebilecek olması da Yeni Endüstri yaklaşımının diğer özelliklerinden biridir. Yeni sistem hayata geçirildiğinde, üretim sürecindeki değişikliklerden sadece fabrikalar değil, tüm bireyler ve toplumlar etkilenecektir. Bu bağlamda iş örgütlenmeleri, endüstri-devlet ilişkileri ve devletlerarası ilişkilerin yeniden biçimlenmesi gerekecektir. 
 
6. ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİMİN YOL HARİTASI VE YENİ NESİL FABRİKALAR
Günümüzde ABD ile Almanya arasında, Endüstri 3.0 fazından Endüstri 4.0 sürümüne geçmek için büyük bir yarış devam etmektedir. Bu yarışın varış noktası, tüm kararların insansız çalışan üretim süreçlerine devredileceği bir sanayi modeline geçiş olarak planlanmaktadır. Bu seviyede kararlar yalnızca üretimde değil, tasarımı ve üretimin planlanmasını da kapsayacak kadar geniş boyutta olacaktır. Bugün üretim sistemleri otomatik olarak çalışabiliyorken, imalat sistemlerinin neler yapacağı insanlar tarafından programlanmaktadır. Yeni Endüstri devrimi ile üretim sistemleri akıllı hale getirilerek bu sorumlulukların insandan alınmasını hedeflenmektedir. Bu döneminin başlayabilmesi için ulaşılması gereken ara hedefler bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bilgisayarlarla ilgilidir. Günümüzdeki bilgisayarlar nesneleri algılayamamaktadır. Bilgisayarlara görme, duyma, dokunma, tatma ve koklama duyularını kazandırmak gerekmektedir. Bilgisayarlara bu özellikler kazandırıldığında kimyasalları ayırt edilebilecek, kalite kontrolü yapılabilecek ve sorunlar fark edilebilecektir. Bu aşamaya ulaşılabilmesi için kavramsal programlama konusunda bilimsel ilerlemenin yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
 
İkinci ara hedef ‘akıllı ürünler’in yaratılması şeklindedir. Şimdiye kadar üretim sistemleri hammaddeler üzerinde değişiklik yapmaktaydı. Akıllı ürünler yaratıldığında ise ürünler ekipmanlarla iletişim kurup neler yapmaları gerektiğini söylüyor olacaktır. Diğer bir deyişle ekipmanlar, üretim bilgilerini doğrudan hammaddelerden alacaklardır. Akıllı ürünler bu bilgileri müşterilerin ve satıcıların isteklerini anlayarak, çevre ve yasal kısıtlamaları, yerel koşulları dikkate alarak belirleyeceklerdir.
Akıllı fabrikalarda üretimler geniş bir ağ üzerinden dağıtılmış ve otomatik kontrol sistemleri üzerinden almaç ve gerekli komponentlerle yönetilmektedir. Gelişen almaç teknolojisiyle objeler, kendi çevrelerindeki objeleri algılayabilme özelliğine sahiptirler. Üretilen objeler, hafızaları sayesinde diğer üretim merkezleriyle anlık olarak bilgi alışverişi yapabilmekte ve duruma göre gerekli kararları alabilmektedir. Bu sistemlerde Endüstri 4.0’la birlikte, gömülü sistemler teknolojisine Siber Fiziksel Sistemler eklenerek son halini almışlardır. Sonuç olarak, maksimum esnekliğe sahip küçük ürünlerde bile karlılığı arttıran sistemler ortaya çıkmıştır.
Akıllı fabrikalarda bireysel Siber Fiziksel Sistemlerin koordinasyonunu sağlayabilmek için bilgi teknolojileri üzerinde yıllardır çalışılmaktadır. Ulaşılması beklenen hedef, Siber Fiziksel Sistemlerin servis kısmını da kapsaması şeklindedir. Sanal ve fiziksel dünyanın Siber Fiziksel Sistemlerle birleşmesi sonucu ve teknik süreçlerle birlikte, iş sürecinin liderlik ettiği dördüncü endüstri devriminin en önemli kavramlarından olan akıllı fabrikalar ortaya çıkmıştır.
Akıllı fabrikaların ürünleri, kaynakları ve iş süreçleri siber fiziksel sistemler tarafından karakterize edilip anlık kalite bilgisi, zaman, kaynak ve fiyat avantajları sunmaktadır. Akıllı fabrikalar sürdürülebilir ve servis merkezli iş pratikliği için tasarlanmıştır. Bu özellikler akıllı fabrikalara esneklik, kendi adaptasyonunu sağlayabilme, karakteristikleri öğrenebilme, arıza toleransını hesaplayabilme ve kendi risk yönetimlerini yapabilme özellikleri sunmaktadır. Akıllı fabrikaların esnek bir haberleşme ağına sahip olması, gerçek zamanlı ve hızlı aynı zamanda güvenilir bir şekilde optimizasyonun oluşmasını sağlamaktadır.
Akıllı fabrikaların ürünleri geleneksel üretim yöntemleriyle üretilen ürünlerle karşılaştırıldıklarında birçok açıdan daha avantajlı olduğu görülmüştür. Bu artıları kısaca sıralamak gerekirse;
• Siber Fiziksel Sistemlerle optimize edilmiş olması,
• Akıllı üretim sistemleriyle bireysel üretim sağlaması, ürünlerin birer hesaplarının olması, üretim maliyetlerini düşürmesi, lojistiğin daha kolay sağlanması, daha güvenilir olması ve zamandan tasarruf etmesi, sürdürülebilir olması,
• Etkili üretimler için aynı kaynakları tekrardan kullanabilmesi,
• İnsanların kullandıkları ara yüzlere özel ayarlar tanımlayabilme seçeneğini sağlaması, bu sayede makinelerin insanlarla daha etkin bir şeklide çalışabileceği ortamlar sağlaması olarak özetlenmektedir.
 
7. ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİMİN ÖNÜNDEKİ ZORLUKLAR
Yeni endüstriyel devrime doğru yürüyüşü hızlandırmak için gerekli olan bilgi ve becerilerde bir takım eksiklikler de bulunmaktadır. Örneğin Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmiş büyük teknoloji firmaları yılların verdiği tecrübe ile bu süreçte başı çeken firmalar arasında olmasına rağmen, bazı bilgi ve beceri eksikliklerini giderme çalışmalarını yürütmekte olduğu gözlenmektedir. Bu gibi firmaların sahip oldukları bilgileri en yeni teknolojiyle donatarak, ‘yeni endüstri çağına’ en çabuk ayak uyduracakları tahmin edilmektedir. Doğal bir süreç olarak, yeni endüstri devriminin hayata geçirilmesinden sonra, iş gücüne olan talep azalacaktır. Bunun sonucunda, dünya genelinde işsizliğin artması ve sosyal hayatın olumsuz olarak etkilenmesi kaçınılmaz bir sorun olacaktır. Üçüncü endüstriyel devriminin ritmine ayak uyduran firmalarda Endüstri 4.0 için genel bir isteksizlik havası olduğu gözlenmektedir. Bu isteksizliğin temelinde, geçiş için ilave yatırımlara ihtiyaç duyulması nedeni bulunmaktadır.
 
8. ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİMİN DÜNYADAKİ YANSIMALARI
Küresel endüstriyel ayak izi, son 20 yılda önemli ölçüde değişim göstermiştir. Dünyanın toplam imalat katma değeri 1991 yılında 3,451 milyar Euro’da kalırken, bu değerin %60’ını oluşturan ABD, Japonya, Almanya, İtalya, İngiltere ve Fransa en büyük altı sanayi ülkesi olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler ise imalat katma değerinin sadece %21’ini üretmişlerdir. Ama bu değerler son yıllarda çok farklı bir şekilde değişim göstermiştir. Farklı ülkelerin son yıllarda meydana gelen sanayi üretimleri ve imalat katma değer gelişimleri incelendiğinde, gelişmiş ülkelerin güç kaybettiğini ve gelişmekte olan ülkelerin ise gelecekte imalat sanayinde farklı roller üstleneceği aşikardır. Çin ve Brezilya’da üretim işlerinin sayısı sırasıyla, %39 ve %23 artmıştır; fakat Almanya’da bu rakam %8, Fransa’da %20 ve Birleşik Krallık’ta %29 oranında azalmıştır. Aşağıdaki şekilde 1991 ve 2011 yıllarındaki ülkelerin üretim katma değer oranları gösterilmiştir 
(Şekil 4). 
 
 
 Şekil 4. a) İmalat Katma Değeri-1991 (3,451 Milyar Euro), b) İmalat Katma Değeri-2011 (6,577 Milyar Euro)
 
Geleneksel sanayileşmiş ülkelerin tamamı, üç ana faktöre bağlı olarak istihdam üretiminde bir düşüş yaşadılar. Öncelikle, son birkaç yılda olgun ekonomiler büyük verimlilik artışları elde ettiler. İkincisi, yeni ortaya çıkan ve gelişen rakiplerine pazar payı kaybettiler ve üçüncü olarak, lojistik, tesis yöneti mi, bakım ve farklı profesyonel hizmetler adı altında hizmet sektörü faaliyetleri dış kaynaklardan tedarik etme yoluna gittiler. Bu dış kaynak tedariki genellikle aktivitenin yer değiştirmesiyle sonuçlandı. Bu dış eğilim, verimlilikte artış ve uluslararası rekabet sağlamasının yanında, sanayi istihdamındaki düşüşün başlıca nedenlerini oluşturmaktadır. Bazı sanayileşmiş ülkeler bu yeni duruma adapte olurken, bazıları ayak uyduramamaktadır.
 
Önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi Endüstri 4.0 kavramı, Alman Hükümeti tarafından oluşturulan bir çalışma grubu tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Almanya’nın Endüstri 4.0’ın öncüsü olduğunu söyleyebiliriz. Alman Hükümeti daha şimdiden endüstriyel derneklere, araştırma enstitülerine ve şirketlere bu uygulama stratejisini geliştirmeleri için yaklaşık 200 milyon Euro tahsis etmiş durumdadır. Buna paralel olarak diğer Avrupa ülkeleri ile ABD, kendi endüstriyel değer yaratımlarını dikkate değer oranda artırmayı planlamaktadır. ABD Hükümeti yenilikçi üretim stratejileri geliştirmenin ne kadar önemli olduğunun farkında olduğu için, ulusal bir araştırma enstitüsü ve şirketler ağı kurulmasının fonlanması için 1 milyar dolara yakın bir bütçe ayırmayı planlamaktadır. Endüstri 4.0 atılımının, geleneksel imalat sektörlerini Çin’e ve diğer gelişmekte olan ülkelere kaptıran Batılı ülkelerin yeni ümit ışığı olduğu değerlendirilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Akıllı Üretim Liderlik Koalisyonu olarak bir girişim de üretim geleceği üzerinde çalışmaktadır. Bu koalisyon, üretim zincirinin her bir basamağında yer alan aktörlerin konsorsiyumu ile üniversiteler, devlet kurumları ve laboratuarlardan oluşmaktadır. Koalisyonun amacı ise üretim istihbaratının benimsenmesini kolaylaştırmak için yaklaşımlar oluşturmak, platform ve ortak altyapı gelişimi için AR-GE faaliyetlerinde bulunmak, uygulama ve savunucu gruplar oluşturmak üzere imalatta sanayi paydaşları sağlamak şeklindedir.
 
Almanya’nın teknolojik olarak ABD, Japonya ve Güney Kore ile karşılaştırıldığında, onlardan daha geri olduğu görülmektedir. Almanya’nın yeni endüstri devrimi sürecinde başarılı olabilmesi için mevcut internet alt yapısını geliştirmesi, AR-GE harcamalarına daha fazla ödenek ayırması ve yüksek eğitimli teknik personelinin sayısını artırması gerekmektedir.
 
Bir diğer husus ise bilgi, haberleşme ve internet teknolojilerinde lider konumunda olan firmalar, ABD başta olmak üzere Güney Kore ve Japonya’da bulunmaktadır. Yeni endüstri devriminin bu tür firmaların öncülüğünde gerçekleşebileceği göz önüne alındığında, ABD, Güney Kore ve Japonya’nın endüstrinin bu yeni sürümüne geçişinin daha kolay olacağı düşünülebilir.
 
9. TÜRKİYE VE ENDÜSTRİYEL DEĞİŞİM STRATEJİSİ
Günümüz küresel ekonomisinin karmaşık yapısı, sınırlı kaynakların dengeli ve verimli kullanımını giderek daha zorunlu hale getirmektedir. Ancak bu zorlukların üstesinden gelinmesi, sürdürülebilir bir ekonominin ayakta tutulması ve daima ileriye giderek çağı yakalamaktan başka bir çıkar yol görünmemektedir. Bu kapsamda, gerekli olan verimli politika ve uygulamaların yapılabilmesi için bilgisayar temelli iletişim ağlarının yaygınlaşması ve özel sektör ile kamunun sürekli işbirliği içinde olması önem taşımaktadır.
Türkiye’nin sanayi, teknoloji ve kalkınma politikalarının verimli hale getirilmesi ve ihtiyaç odaklı uygulamaların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Diğer taraftan, Türkiye’nin orta gelir düzeyi kıskacından kurtulması, verimlilik esaslı ekonomilerden bilgi ekonomisine adım atabilmesi için ise doğru tanımlanmış ihtiyaçlara dayanan etkili stratejilerin geliştirilebilmesine bağlıdır.
 
Mevcut durumda ihtiyaçların doğru tanımlanması, kamu, özel sektör ve sivil toplumun bir araya gelmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’deki iş kültürüne işbirliği yaklaşımının kazandırılması ve bunun geliştirilmesi ile birlikte bilgi toplumuna geçişin hızlanacağı öngörülmektedir.
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz, ekonomistlerin orta gelir tuzağı olarak ifade ettikleri durum, kişi başı milli geliri belli bir seviyeye ulaşan bizim gibi ülkelerin AR-GE ve yenilik kültüründen uzak üretim tarzı ve geleneksel iş yapma modellerine bağlı kalması nedeniyle, yeni bir değer yaratamaması sonucu kısır döngüye girmeleri ve gelişmiş ülke kategorisine ulaşamamaları durumu olarak tanımlanabilir.
OECD verilerine göre orta gelir olarak ifade edilen 1-12 bin dolar aralığı, aslında 2008 sonrası yaşanan ekonomik kriz ve sonrasında Amerika’nın yaptığı parasal genişlemeler çok dikkate alınmaksızın oluşturulan referans noktası olarak literatürde yer almaktadır. Dolayısıyla bu tuzağın biraz daha büyük rakamlara ötelenmiş olması gerekmektedir. Bu problemle karşı karşıya olan ülkeler, genellikle BRICS olarak ifade edilen, Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan ve Güney Afrika’nın yanı sıra, Asya kaplanlarından Tayland, Filipinler, Malezya, Endonezya, Avrupa’dan ise Bulgaristan, Macaristan ve Polonya ile birlikte, ekonomik kriz içindeki Yunanistan, İspanya ve Portekiz dahi bu liste içerisinde yer almaktadır. Ülkelerin bu tuzağa düşmemesi için ekonomistler farklı farklı öneriler sunmaktadırlar. 
 
Bu önerilere nereden bakılırsa bakılsın, hepsinin odak noktasında AR-GE ve yenilik olduğu rahatça görülebilmektedir. Türkiye’nin ucuz işgücü ile başladığı kalkınma yolculuğu, büyüme hedeflerine ve konjonktürel gelişmelere bakılırsa, kısa bir süreliğine de olsa mola vermiş gibi görülmektedir. Aslında gelinen nokta, daha önce hiç yaklaşamadığımız farklı bir eşik olarak karşımıza çıkmakta. Bu eşiği aşmanın ve toplumsal gönencimizi geliştirmenin kısıt koşulu ise bilim ve teknoloji kaldıracını katma değeri yüksek alanlara taşıyarak rekabet düzeyimizi artırmaktan geçmektedir. 
 
Sanayi devrimini ıskalayan ülkemiz, yaşanılan bilgi-iletişim devriminde doğru konumlanmak durumundadır. Aksi takdirde, telafisi mümkün olmayan kayıplar yaşayacak ve çok hızlı dönen dünyada farklı bir ligde mücadele etmek durumunda kalacaktır. Bilgi toplumuna dönüşüm için kas gücünden farklı olarak öğrenmeye açık, araştıran, sorgulayan, karşılaştıran ve akli melekeleri ile üreten dinamik bir insan kaynağına ulaşmak gerekiyor. Bu kaynağı yaratacak dönüşümü ise ivedilikle gerçekleştirecek, doğru hedefler koyup bu hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak politikaları oluşturan yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu söylemek durumundayız. Fakat bu reformların statik değil, dinamik olması gibi de bir ön şart koymamız gerekiyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, hem özel sektör hem de kamu kurumları ve bürokrasi için devrimsel ve devinimsel değişikliklere ihtiyaç var.
 
AR-GE, bilgiye ve teknolojiye dayalı olarak yeni ürünlerin oluşturulması, geliştirilmesi ve yeni üretim tekniklerinin gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. AR-GE harcamaları ise ülkeler arasındaki gelişmişlik farkını ortaya koyan önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. AR-GE harcamaları fabrikaya, hizmete, iş dünyasına, ihracata, milli gelire, eğitime, yönetime ve diplomasiye yansıyan çok yönlü bir temel kavramdır. Dünyadaki AR-GE harcamaları ile ülkelerin gelişmişlik düzeyi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu kapsamda Türkiye Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu’nun ‘Ulusal Yenilik Sistemi’ adı altında, gelecek 10 yıl için belirlediği hedefler oldukça iddialı; fakat kolay erişilebilir değildir. Örneğin GSYH’nın en az %3’nün AR-GE’ye ayrılması öngörülmüş; fakat geçmiş on yıl içerisinde %0,53’lerden 0,92’lere gelmiştir. AR-GE’de Tam Zaman Eşdeğer çalışan sayısı için de oldukça iddialı bir hedef konulmuş ve yaklaşık 300 bin çalışana ulaşılması hedeflenmiştir. Oysa son on yıl içerisinde AR-GE’de yaratılan sadece 50 bin yeni araştırmacı istihdam ile toplamda 80 binli rakamlara ulaşılmıştır. Belirlenen bu hedeflere ulaşılması durumunda dahi, erişilebilecek AR-GE düzeyi ancak bugünkü gelişmiş ülkeler düzeyinde olacak; fakat yine gelişmişlerin gerisinde kalacaktır.
 
Bilgi toplumuna dönüşüm eylemlerinin ortak noktasını, insan kaynağını bilek gücü, el becerisi odaklı olmaktan çıkararak öğrenmeyi bilen, kendi kendine öğrenen, öğrendiğini uygulayan ve zihni ile üreten bir kaynağa dönüştürmek oluşturmaktadır.
 
Türkiye’nin yeni endüstriyel devrimini yakalaması son derece kritik bir öneme sahiptir. Önceki sanayi devrimlerini geriden takip edebilmiş olan Türkiye, yeni endüstri kavramına baştan itibaren sıkıca sarılarak geride kalma riskini en aza indirgeyebilir. Türkiye’nin kendisinde mevcut olan endüstriyel avantajlarını daha iyi kullanmaya başlaması ve bunu adım adım geliştirmesi gerekmektedir. Buna paralel olarak Türkiye’nin ARGE kabiliyetini artırması ve endüstriyi işbirliğine teşvik etmesi de önem arz etmektedir. Dünyanın hızla bilişim teknolojilerini farklı alanlara adapte ederek yeni bir endüstriyel döneme girdiği bugünlerde Türkiye’nin de adımlarını sıklaştırması gerekmektedir. Bu çalışmalara Türkiye’deki bilimsel kuruluşların ve üniversitelerin katkı sağlamaları için teşvik edilmeleri önemli avantajlar sağlayabilir.
 
10. SONUÇ
Dördüncü endüstriyel devrim anlamına gelen ‘Endüstri 4.0’ kavramı, Alman Hükümetinin teşviki ile Almanya’da başlatılmış bir yaklaşımdır. Bu yeni endüstriyel yaklaşımın temel amacı, akıllı fabrikalar oluşturarak daha hızlı, esnek, daha düşük maliyetli ve verimliliği gittikçe artan üretimler gerçekleştirmektir. Söz konusu fabrikalarda kablosuz çeşitli almaçların bulunması ve kablosuz iletişimin kurulabilmesi hedeflenmiştir. Endüstri 4.0’ın ana yaklaşımı, üretim esnasında fabrikalardaki makinelerin, bilgisayarların, almaçların ve diğer tümleşik bilgisayar sistemlerin birbiriyle internet aracılığıyla bilgi alışverişinde bulunması, insanlardan neredeyse tamamen bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek üretim yapabilmeyi amaçlanmaktadır.
 
Yeni endüstriyel dönemin başlayabilmesi için ulaşılması gereken iki önemli ara hedef bulunmaktadır. Bunlardan birincisi mevcut bilgisayarların çevreyi bir insan gibi algılayabilir hale getirilmesi, ikincisi ise akıllı ürünlerin geliştirilmesidir. Öte taraftan, bu yeni endüstri devrimine doğru yürüyüşü hızlandırma noktasında yeterli beceri ve bilgi eksikliği bulunmaktadır. 
 
Büyük Alman menşeli firmalar yılların verdiği tecrübe ile bu süreçte başı çeken konumda bulunmaktadırlar. Bir diğer önemli husus

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.