ENERJİ VERİMLİLİĞİNE RESMİ BAKIŞ

 

Enerji Verimliliği konusunda, ilk adımda, “Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) Enerji Güvenliği Ve Verimliliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu”na bakıyoruz. Şöyle deniliyor Rapor’un Giriş bölümünde:

 
“Ekonomik kalkınmanın ve sosyal gelişmenin temel girdisi olan enerjinin güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi maliyetlerle temini ile enerjinin hane halkı bütçesi, sanayi maliyetleri ve cari açık üzerindeki etkisinin en aza indirilmesi, ülkemiz açısından vazgeçilemez ve ötelenemez bir hedeftir. Bu hedefe ulaşmada, enerji sektörünün yapısı, işleyişi, aktörlerinin niteliği ve niceliği ile açık ve anlaşılabilir hedeflerin tanımlanmış olması elzemdir…
 
Enerji üretimi, taşınması ve tüketiminin ekonomik, sosyal ve çevresel maliyetlerinin en düşük düzeye indirilmesinde kilit unsurlardan birisi enerji verimliliğidir. Enerji verimliliğinin artırılması ve enerji arzında temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payının yükseltilerek sürdürülebilir bir enerji sistemi oluşturulması amacı doğrultusunda; ekonominin her sektöründe enerji yoğunluğunun düşürülmesi, enerji verimliliğinin gelişmiş ülke düzeylerine yükseltilmesi, enerji verimliliği alanında sağlıklı bir İç Pazar yaratılması, 2023 yılına kadar ekonomik potansiyelin tamamının kullanılması hedefi doğrultusunda yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ekonomik bir şekilde kullanıma sokulması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bu çerçevede uygun finansman yöntemleri geliştirilmesi ile yerli imalat kapasitesi ve teknoloji üretme imkân ve kabiliyetinin geliştirilmesi temel politika alanları olarak tespit edilmiştir…
 
Türkiye’de geçmiş 30 yıla bakıldığında iktisadi altyapıda bir dönüşüm olduğu görülmektedir: Hizmetler sektörü sanayi sektörü aleyhine gayri safi yurt içi hâsılada daha fazla pay almaktadır. Ülkemizin nüfusunun 75 milyon civarında olduğu ve 10 uncu Plan döneminin sonunda 80 milyonu aşacağı dikkate alındığında, toplumsal refahın artırılabilmesi için yeniden sanayi sektörü lehine gelişme konusunda girişimlerin artacağı tahmin edilmektedir. Sanayi sektörünün görece daha hızlı gelişimi, daha fazla enerji talebini doğuracaktır.
 
Ülke sınırları dâhilinde yeni birincil enerji rezervlerinin bulunmadığı koşullarda, artan enerji talebi daha fazla döviz çıkışı anlamına gelecektir. Ulusal tasarrufların yetersizliği dikkate alındığında, yatırımların gerçekleştirilmesinde sorunlar çıkabileceği gibi döviz açığıyla da karşılaşılacağı tahmin edilmektedir.
 
Diğer taraftan, küresel kriz sonrasında sermaye hareketleri üzerinde kısıtlamalar yapılması, Türkiye enerji piyasasına doğrudan yabancı sermaye girişlerinin azalmasına neden olabilecektir. Özel sermaye yatırımlarında bir duraksama ile karşılaşılabilecek olması, enerji arz güvenliğinin sağlanması için ilave tedbirlerin alınmasını zorunlu hale getirebilecektir. Bu bağlamda, yatırım ortamının iyileştirilmesi için mevzuat kapsamında yapılması gereken değişikliklerin yanı sıra halen üzerinde tartışılmakta olan kamu-özel ortaklığı seçeneği ile kamu yatırımlarının da yeniden gündeme gelmesi gözden ırak tutulmamalıdır. Bu konuyla ilintili olarak, ülkemizde bir enerji borsası kurulmasının da gündeme geleceği tahmin edilmektedir. Enerji borsasıyla ilgili tartışmalarda, öykünmeden ziyade somut temelde ülkemizin ve ulusal şirketlerimiz ile vatandaşlarımızın kazançlarının değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
 
Orta ve uzun vadede karbon fiyatlamasının Türkiye’nin de gündemine gireceği tahmin edilmektedir. Karbon fiyatlamasının enerji, dolayısıyla üretim maliyetleri üzerinde yaratacağı ilave yükün, ülkenin genel rekabet düzeyini etkileyeceği muhakkaktır. Bu nedenle, kısa ve orta vadede sanayide ve çevrim sektöründe enerji verimliliğinin artırılması çabalarının yoğunlaştırılmasına; orta ve uzun vadede ise sanayi altyapısının hazırlanacak sektörel planlarla uyumlu olarak dönüştürülmesi ve yenilenmesine yönelik yeni stratejilerin gecikmeksizin belirlenmesi ve uygulamaya konmasına ihtiyaç olacağı değerlendirilmektedir. Bu sürece paralel olarak, hem çevre kirliliğinin önlenmesi hem de yenilenebilir enerji kaynaklarının ve temiz kömür teknolojilerinin teşviki amacıyla karbon fiyatlaması alternatiflerinin incelenerek Türkiye için en uygun ekonomik, idari ve teknik tedbirlerin neler olabileceği araştırılmalıdır.
 
Türkiye, yenilenebilir enerji üretiminin desteklenmesi amacıyla mali imkânları ölçüsünde teşvikler sağlamıştır. Sağlanan teşviklerin, orta ve uzun vadede genel olarak kamunun üzerine ilave yükler getirmesi ihtimal dâhilindedir. Bu nedenle, salt yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin desteklenmesi yaklaşımından vazgeçilmesinin; bunun yerine yenilenebilir enerjiyi bir bütün olarak ele alıp, daha fazla istihdam ve dolayısıyla daha yaygın refah arayışı çerçevesinde teknoloji üretmeyi önceleyen bilim ve sanayi desteklerinin geliştirilmesinin gerekli olacağı düşünülmektedir.
 
Son olarak, ülkemizin yakın coğrafyasında görülmeye başlayan siyasi gelişmeleri enerji denkleminden bağımsız değerlendirmek gerçekçi olmayacaktır. Bu gelişmelerin, özellikle Ortadoğu’daki komşu ülkelerde ne gibi sonuçlar doğuracağı henüz netleşmemiştir. Bununla birlikte, bu gelişmelerin, içinde bulunduğumuz dönemde enerji sektörümüz, dolayısıyla genel ekonomi üzerinde ek maliyetlere neden olacağı düşünülmektedir. Bu sürecin selameti açısından, ulusal şirketlerimizin bölgede daha aktif bir şekilde var olması için gerekli önlemlerin alınmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
 
Benzer şekilde, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon potansiyeli önümüzdeki dönemin temel tartışma konularından birisi olmaya adaydır. Ülkemizin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs sorununun nasıl çözüleceğine de bağlı olarak şekilleneceği düşünülen Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin kapsamlı, yakından ve proaktif olarak değerlendirilmesinin hayati önemde olduğu düşünülmektedir.”
 
Raporda, “Gzft Analizi Ve Rekabet Gücü Değerlendirmesi” başlığı altında da, “Aşağıdaki tablodan da görüldüğü üzere enerji sektöründeki zayıf yönler, sahip olunan güçlü yönlerden sayıca üstündür. Bununla birlikte, fırsatların ve tehditlerin sayıca dengeli olması, enerji sektörünün yapısal sorunları bulunduğu şeklinde yorumlanabilir. Nitekim çalışma gruplarının raporlarından derlenen eylemler ve stratejiler, enerji sektöründe esaslı bir dönüşümün yaşanmakta olduğuna; buna mukabil henüz bu dönüşümün tamamlanmadığına, ayrıca dünyadaki yeni dinamiklerin özüne ilişkin kapsayıcı bir değerlendirmenin yapılarak yeni durumlara ilişkin yeni bakış açılarının henüz oluşturulmamış olduğuna işaret etmektedir.” deniliyor ve aşağıdaki tablo veriliyor:

GÜÇLÜ YÖNLER
1. Yenilenebilir enerji potansiyeli ve linyit rezerv miktarının yüksek olması
2. Ülkemizin jeostratejik konumu
3. Piyasa mekanizmaları ve yatırımlar bakımından mevzuat altyapısının hazır olması
4. Elektrik sisteminin Avrupa elektrik sistemi ile enterkonnekte olması
5. AB ve OECD ile karşılaştırıldığında yüksek talep ve büyüme potansiyeli, dolayısıyla yüksek yatırım imkânı
6. Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminde önemli teşvikler olması (alım garantisi, yerli katkı, Dengeleme Uzlaştırma Yönetmeliği-DUY’daki teşvikler)
7. Enerji verimliliğine yönelik mevzuatın tamamlanmış olması ve devam eden yetkilendirmeler, eğitimler, destekler
8. Nükleerle ilgili uluslararası sözleşme ve anlaşmalara taraf olunması
9. Nükleer ile ilgili başlıca kurumların varlığı
10. Yürümekte olan bir nükleer güç santrali projesinin varlığı
11. Elektrik sektöründe mevcut enterkonnekte sistemin durumu ve büyüme potansiyeli
12. BOTAŞ’ın kontratlarını yenilememesiyle (Batı hattı) özel sektörün payındaki artış
 
ZAYIF YÖNLER
1. Yerli kömürün düşük kaliteli ve yüksek kükürtlü olması
2. Talebin tamamını karşılayabilecek yeterli yerli kaynak olmaması, bu bağlamda yüksek oranda dışa bağımlılık
3. Yatırımcılar için bürokrasinin çokluğu ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği
4. Piyasa işleyişinde ve veri paylaşımında şeffaflık eksikliği
5. Yerli ve nitelikli insan kaynağı eksikliği
6. Kaynak çeşitliliğinde homojen bir dağılım olmaması
7. Doğal gaz piyasasında BOTAŞ’ın yüksek payı
8. Yetersiz doğal gaz depolama kapasitesi
9. Teknolojide dışa bağımlılık, elektromekanik aksam imalat kapasitesinin zayıflığı
10. Yatırım sürecinde çevresel ve sosyal problemler, katılımcı süreç eksikliği
11. Gerekli iletim hattı ve trafo yapımının hızlandırılması önündeki engeller, bağlantı kısıtları
12. Politikalar belirlenirken sadece arz yanlı bakılmaması gerekliliği
13. Enerji verimliliğinde etkin finansal modellerin uygulanamaması ve sağlanan kamu desteklerine ilişkin uygulama sorunları
14. Yüksek enerji yoğunluğu
15. Enerji verimliliği piyasasının yeterince gelişememesi
16. Nükleer santral kurulabilecek sahaların ve yerli uranyum kaynaklarının azlığı
17. Nükleer santrallerin tamamının yabancı yatırımcılar tarafından yapılması nedeniyle teknoloji geliştirme ve yerli katkı gereksinimlerinin belirsiz ve programlanamaz halde olması
18. EPDK’nın iş yoğunluğu bakımından karar süreçlerinin uzun olması
19. Lisans ve izin alma sürelerinin uzun ve bürokratik olması
20. Üretim ve dağıtım sektöründeki denetim mekanizmalarının tam olarak oluşturulamaması
21. Lisanslı projelerin gerçekleşme yüzdesindeki düşüklük, lisans iptalindeki zorluklar
 
FIRSATLAR
1. Komşu ülkelerle elektrik ticareti imkânı ve inşa halinde yeni hatlar olması
2. Ekonomik büyüme potansiyelinin AB ve OECD ortalamaları üzerinde olması
3. Enerji borsası kurulmasına yönelik çalışmalar, borsanın uzun vadeli fiyat tahminine imkân sağlayacak olması
4. Hızlı büyüme rakamlarının elektrik pazarını cazip hale getirmesi
5. Kaya gazına ilişkin gelişmeler
6. Dağıtık sistemlerde yenilenebilir kullanılmasına ilişkin teşvikler, elektriğin üretildiği yerde tüketim imkânı
7. YEK Kanunundaki yerli katkı mekanizması
8. Fukuşima sonrası nükleer sektörün daralması
9. Uranyum fiyatlarının kararlı hale gelmesi
10. Yüksek enerji verimliliği potansiyelinin yeni finansman kolaylıkları sağlaması
 
TEHDİTLER
1. Talep artışının yüksek olması
2. Dışa bağımlılığın yüksek olması (kaynak ve güzergâh)
3. Bölgedeki politik durum çerçevesinde tansiyonun henüz düşmemiş olması
4. Doğal gaz santrallerinin yatırım maliyetlerinin düşük ve yapım süresinin kısa olması
5. Küresel ekonomik krizin etkilerinin sürmesi, yatırımlar için finansman bulma zorluğu
6. Fukuşima sonrası nükleer sektörün daralması
7. Nükleer santralların toplumsal kabulünde yaşanan sıkıntılar
8. Proje finansmanı imkânlarının yetersiz olması
 
Raporda, 10’uncu Plan dönemi hedefleri şöyle özetlenmiş:
 
• Öngörülebilir, hesap verebilir ve güvenilir bir enerji yönetimi anlayışının hâkim kılınması
• İthalat yoluyla karşılanan birincil enerji kaynaklarının yurt içinde yeterli miktarda depolanmasına imkân tanıyan tesislerin kurulması
• Kıta Avrupası elektrik sistemiyle tam entegrasyonun sağlanması ve fiili elektrik ticaretinin başlatılması
• Düzenleyici kurumun şebekelere erişim ve piyasa tasarımı konusunda yetkinliğinin artırılması
• Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesine ilişkin sektör ve tüketiciler üzerinde ilave yükler oluşturmayan yeni bir teşvik sisteminin hayata geçirilmesi
• Kentsel dönüşüm projelerinin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını ve
verimli enerji tüketimini esas alan yeni bir konsept temelinde geliştirilmesi
• Enerji verimliliği konusunda toplumun en küçük birimlerine ulaşan bilinçlendirme sağlanması
• Nükleer alanda gerekli hukuki ve idari altyapının tesis edilmesi
• Ulusal fosil yakıt envanterinin, konvansiyonel olmayan kaynakları da içerecek şekilde güncellenmesi
• Gerçekçi bir sektörel insan kaynakları envanteri oluşturulması ve buna göre eğitim planlaması ve programlaması yapılması.
 
Rapordan son olarak, “Sonuç ve Genel Değerlendirme” bölümünü aktaralım: “Türkiye’nin enerji ihtiyacı darboğazlar yaratılmayacak şekilde karşılanmalıdır. Enerji talebinin karşılanmasında darboğaz yaratmamak için önceliği yerli kaynaklara veren bir anlayış gözetilmelidir. Bu çerçevede üretim, iletim ve dağıtım altyapısı bütüncül bir anlayışla ele alınarak kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde geliştirilmelidir. Sektörde ekonomik olmak kaydıyla yerli veya ithal bütün enerji kaynaklarının değerlendirilmesi; yurt içi ve yurt dışı, kamu ve özel bütün yatırım ve finansman kesimlerinden ve imkânlarından istifade edilmesi esas alınmalıdır. Salt arz yönlü bir bakış açısı terk edilerek talep yönlü politikalar da uygulamaya konmalıdır. Bu bağlamda, bir kampanyayla enerji verimliliğine yönelik toplumsal farkındalık yaratılmalı ve orta ve uzun vadede enerji verimliliğinin artırılması mutlaka sağlanmalıdır…”
 
Tüm bu aktarılanlar kuşkusuz yerinde tespitler. Ama iş uygulama pratiğine gelince değişiyor tabii ki. İşte bu nedenle olsa gerek, Milliyet Gazetesi’nin Ekim 2015 tarihli ve “Dünya Bankasından Türkiye’ye ’enerji verimliliği’ uyarısı” başlıklı haber dikkat çekici. Habere göre, Dünya Bankası, Türkiye’ye, enerji verimliliği programı uygulamalarını geliştirmesi gerektiği uyarısında bulunmuş.  Kurum tarafından yayınlanan bir raporda Türkiye’nin enerji verimliliği çalışmaları alanındaki eksikliklere dikkat çekilmiş. Basında da ilgi çeken haberin detayı şöyle:
 
“Dünya Bankası’na bağlı teknik yardım fonu ESMAP (Energy Sector Management Assistance Program) tarafından desteklenen çalışmanın ekibinde Jas Singh (Kıdemli Enerji Uzmanı ve Görev Ekibi Lideri) liderliğindeki çalışma ekibinde Dilip Limaye (Baş Danışman), Yeşim Akçollu (Kıdemli Enerji Uzmanı), Yasemin Örücü (Enerji Uzmanı) ve Önder Algedik (Yerel Danışman) yer alırken, nihai rapor ise Jas Singh ve Dilip Limaye tarafından yazıldı. Çalışmada enerji verimliliğin Türkiye’nin ekonomik büyüme sürecini sürdürülebilir şekilde devam ettirmesinde enerji verimliliğinin kritik bir öneme sahip olduğunun altı çizilirken, Türkiye hükümetinin bu durumun farkında olduğu ve enerji verimliliğini Türkiye’nin hem enerji stratejisinin hem de Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planının anahtar bileşeni olarak gördüğü beliriliyor.
 
Bununla birlikte enerji verimliliğine yönelik nispeten güçlü genel politika çerçevesine rağmen kurumsal ve fonksiyonel boşlukların Türkiye’nin bu alandaki hedeflerine ulaşmasını engelleyebileceğine dikkat çekiliyor.
Çalışmada paylaşılan bulgular ve öneriler genel olarak şu şekilde;
 
Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin kapatılması sonrası enerji verimliliği alanında bakanlıkların programlarının desteklenmesine ilişkin roller yeterince açık belirlenmemiştir. Bu durum enerji verimliliği programları oluşturulmasında bazı kurumsal çakışmalara ve rekabete yol açmaktadır. Bu nedenle EİE’ye verilen sorumlulukların Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nün de dahil edecek şekilde belirli Bakanlık birimlerine ve kuruluşlarına resmi olarak yeniden tevdi edilmelidir. YEGM hem yenilenebilir enerji hem de enerji verimliliği alanlarında faaliyet göstermekte olup kurumsal adında enerji verimliliğinin bulunmaması enerji verimliliği görünürlüğünü kaybetmesine neden olmuştur. Kurumun değerlendirme fonksiyonlarının da yeterince gelişmemesi YEGM’nin program etkilerini raporlamasını, maliyet etkinliğini ve genel anlamda etkililiğini değerlendirmesini engellemektedir.
 
Türkiye’nin enerji verimliliği hedeflerine ulaşması için bağımsız, özerk ve esnek bir Enerji Verimliliği Kurumu oluşturulmalı ve bu kurum sadece enerji verimliliği alanında faaliyet gösterip tüm paydaşlar için görünür olmalı ve sonuçlar bakımından hesap verebilir olmalıdır. Bu kurumun iyi performansa yönelik teşviklere sahip iyi bir yönetimi ve personeli ile çok çeşitli paydaş gruplarını sürece dahil etme, paydaşlarla birlikte çalışma ve onları etkileme yeteneği olmalıdır. Planlanan politika çerçevesinin tamamlanabilmesi ve mevcut politika ve düzenlemelere sistematik bir şekilde odaklanılabilmesine yönelik ikincil mevzuat konusunda eksikler bulunuyor
 
Veri toplama ve bilgilendirmeye ilişkin kurumsal roller tanımlanmıştır fakat raporlama yükümlülüklerinin yerine getirtilmesi, veri temizliği ve analizi, karşılaştırma ve sektörel analiz fonksiyonlarının geliştirilmesi gibi alanlarda YEGM’nin kapasitesinin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Başarılı enerji verimliliği projelerinin tekrarlanabilmesi için, uygulama deneyimlerine ilişkin, örnek uygulama incelemeleri, finansman türleri, örnek sözleşme taslakları gibi bilgi toplayacak sistemlerin geliştirilmesine ayrıca finansman ve uygulamanın daha fazla desteklenmesine yönelik programların geliştirilebilmesi gerekmektedir. Bilgilendirme kampanyalarının başarılı bir şekilde uygulanmasına rağmen kampanyaların zaman zaman etkinliğini kaybettiği görülmektedir.
Çeşitli teşvik uygulamaları ve teknik yardım programları geliştirilmiştir ve bunlar işler durumdadır, ancak program planlama ve uygulama fonksiyonlarının tümü (piyasa etütleri, program tasarımı, uygulama planları, izleme ve raporlama, değerlendirme ve program yeniden tasarımı gibi) biçimlendirilmemiştir.
 
Çoğu teşvik uygulaması daha büyük sanayi tüketicilerini hedeflemekle birlikte, fonlar her zaman tam olarak kullandırılamamıştır.
 
KOBİ’lerin finansmana erişimi orta düzeydedir. Geleneksel ticari krediye erişimi daha kısıtlı olan KOBİ’lere yardımcı olmak amacıyla enerji verimliliğine ilişkin basit satışa yardımcı kiralama ve EVD programları gibi, ilave finansman ve hizmet modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
 
Kamu tesislerini, ticari binaları veya konut sektörünü belirli olarak hedefleyen veya enerji verimliliği danışmanlık şirketleri (EVD) gibi yeni mekanizmalara yönelik teşvik programları bulunmamaktadır.
Büyük sanayi tesislerinin Enerji Verimliliği Kanunu kapsamında tanımlanmış sorumlulukları bulunmaktadır ve söz konusu tesisler tipik kurumsal krediler yoluyla ticari finansmana erişebilmektedir. Bununla birlikte, devletin yüksek ve düşük performans gösterenleri tespit etmesine olanak tanıyacak sistematik bir alt sektör veri analizi ve karşılaştırması bulunmamaktadır. Uygulamanın kalitesinin değerlendirilmesi de dahil olmak üzere, sanayi işletmelerinin enerji verimliliği sorumluluklarının uygulanması konusunda yaptırımlar güçlendirilmelidir.
 
Çeşitli durumlarda bazı teknik yardım girişimleri bulunmakla birlikte, bunların çoğunun donörler tarafından finanse edilen, birkaç yıl sonra kademeli olarak uygulamadan kaldırılacak geçici nitelikte programlar olduğu görülmektedir. Son kullanıcılara kapsamlı teknik, finansal ve uygulamaya ilişkin bilgi sağlayacak fonksiyonel EV bilgilendirme merkezleri, web siteleri veya uygun diğer araçlar bulunmamaktadır.
 
İzleme ve değerlendirme fonksiyonları henüz tam olarak geliştirilmiş ve faaliyete geçirilmiş değildir. Bunların bazıları planlanmış veya politikalarla belirlenmiştir fakat bunlara ilişkin resmi değerlendirme raporları tespit edilmemiştir.
Ulusal düzeyde belirlenmiş hedefler mevcuttur ancak hedeflerin uygunluğu, uygulama maliyetleri, finansman kaynakları, vs. hakkında yapılan analizler sınırlıdır. Nispi öncelik sıralamalarını veya enerji tasarrufu potansiyellerini belirlemeye yönelik sektör veya alt sektör hedefleri belirlenmemiştir. Öte yandan, ulusal hedefler doğrultusunda kaydedilen ilerlemenin nasıl ölçüleceğini ve ne aralıklarla raporlanacağını belirlemeye yönelik olarak kabul edilmiş bir metodolojinin de bulunmamaktadır.
Program ve proje düzeylerinde, bunların etkilerini veya etkililiğini belirlemeye yönelik açık değerlendirme ve ölçüm doğrulama metodolojileri veya planları bulunmamaktadır. Bu tür değerlendirme planları program amaçlarının ve hedeflerinin belirlenmesine ve daha sonra programın bunları başarıp başarmadığını tespit etmeye yönelik göstergelerin ve yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir…”
İşte bu ilginç uyarılara karşılık olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sitesinde yer alan, Ocak 2016 tarihli bir haberi aktaralım. Habere göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, (7. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda) enerji verimliliğinin en yerli, temiz ve milli kaynak olduğunu belirterek, “Enerji verimliliği üzerine yaptığımız çalışmalar, enerji harcamalarımızdan en az yüzde 20 oranında tasarruf edebileceğimizi ortaya koyuyor. 50 milyar doları bulan ithalatımız olduğu gerçeğinden hareket edersek bu rakamın büyüklüğünü fark etmiş oluruz” demiş. Haber şöyle devam ediyor:
“7. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nın açılışında konuşan Albayrak, AK Parti hükümetleri döneminde yenilenebilir noktasında çok önemli yatırımlar yapıldığını, kurulu güç ile yerli ve yenilenebilir kaynaklardaki altyapı kapasitesinin ciddi anlamda arttığını anlattı. Albayrak, kurulu güç noktasında da 32 bin megavatlardan bugün itibarıyla 73 bin megavatlara ulaştıran yatırımlar yapıldığını belirterek, şunları kaydetti: ‘Bu yeterli değil. Sanayi, ekonomi ve nüfus anlamında bu büyümenin devam etmesi için yatırımlar da sürecek. Türkiye ve dünya enerji konusunda çok ciddi bir resimle karşı karşıya. Enerji bağımlılığı ve çeşitliliği konusuna verilen önem her geçen gün artıyor. Bizim tabii ki Türkiye Cumhuriyeti olarak enerji konusunda bu gelişmeleri de yakından takip etmemiz, yatırımları yapmamız gerektiği gibi enerji verimliliğine de eğilmemiz lazım. Bahsettiğimiz mevzular üzerinde enerji konusunda zengin bir ülke değiliz. Bu hususta enerji açısından dışa bağımlılığımız yüzde 75’lerde. Kendi kaynaklarımızla bu talebin yaklaşık 4’te birini karşılayabiliyoruz. Gelişen büyüyen bir ülkeyiz ve enerji ihtiyacımız da aynı şekilde artıyor.’
Önümüzdeki 10 yıllık dönemde enerji talep artışının yıllık yüzde 5 artacağını öngördüklerine işaret eden Bakan Albayrak, bu süreçte yerli kaynaklardan en üst düzeyde yararlanılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamından faydalanılması, arama faaliyetlerinin artarak sürdürülmesi ve özel sektörün de bu yönde önünün açılması gerektiğini vurguladı.
 
Albayrak, AR-Ge’ye yatırım yaparak yeni enerji biçimleri için adımlar atılması gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti: ‘Her şeyden önce mevcut enerjinin daha verimli kullanılması için seferber olunmalı. Enerjimizin heba olmaması, verimsiz üretim süreçlerinde kaybolmaması için hepimizin gayret göstermesi gerekiyor. Enerji verimliliği daha az enerji ile aynı yaşam ve üretim kalitesini tutturmak demektir. Bu daha kalitesiz ürünler üretmek anlamına gelmiyor. 2002 yılından beri sorunları çözen AK Parti olarak bizler enerji verimliliği ile de ilgili önemli adımlar attık. 2007’de çıkarılan Enerji Verimliliği Kanunu bu anlamda bir dönüm noktası. Burada enerji verimliliği konusu kapsamlı olarak ele alınmış, bir çerçeve oluşturulmuş, bu kanun ve sonrasındaki yönetmeliklerde binalarda, sanayide, sokak aydınlatmalarında ve ev aletlerinde verimliliği arttırmak için yol haritaları belirlenmiştir.’
Yasal altyapının tamamlanmış olmasına rağmen enerji verimliliğinin yeterince bilinmediğini ifade eden Albayrak, bu anlamda bazı yükümlülüklerin yerine getirilemediğini ve meselenin iyice bilinmesi için gerektiğini belirtti.
 
Albayrak, enerji verimliliği ile hem makro hem de mikro ölçekte enerji faturasını düşüreceğini vurgulayarak, ‘Niyetimiz bilgilendirme, bilinçlendirme, eğitim ve teşvik noktasını daha ileri taşımak. Enerji verimliliği üzerine yaptığımız çalışmalar enerji harcamalarımızdan en az yüzde 20 oranında tasarruf edebileceğimiz ortaya koyuyor. 50 milyar doları bulan ithalatımız olduğu gerçeğini düşündüğümüzde rakamın büyüklüğünü farketmiş oluruz.’ diye konuştu. 
Özellikle elektrikli ev aletlerinin verimli olmasına aynı zamanda da binalarda yalıtım konusunun daha da önemsenmesi gerektiğini anımsatan Albayrak, yalıtımsız binalarda hem ısıtırken hem de soğuturken yalıtımlı binalara göre iki kat enerji tükettiği bilgisini paylaştı.  Albayrak, basit alışkanlıkların değiştirilerek enerji verimliliğinde önemli mesafeler katedilebileceğini söyledi ve ayrıca 35. Enerji Verimliliği Haftası dolayısıyla bu konunun medyada daha fazla yer alması için çağrıda bulundu. “
 

 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.