DÜNYADA DEMİR/ÇELİK ÜRETİCİSİ OLARAK İLK 5’E GİRDİK AMA

 

Demir Çelik Sektörü ile ilgili en taze verileri, Aysel Yücel’in Dünya Gazetesi’nde yayınlanan Ağustos 2017 tarih ve “Demir-çelik fiyatları durdurulamıyor, müteahhitler ‘paydos’a hazırlanıyor” başlıklı haberinde buluyoruz. Habere göre, “Dünyanın en büyük ikinci inşaat demiri ihracatçısı konumundaki Türkiye’de, inşaat demiri ithalatına uygulanan yüzde 30 gümrük vergisi oranı 28 Temmuz’da tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararla yüzde 10’a düşürülmüştü. Bazı sektör temsilcileri, inşaat çeliğinde gümrük vergisinin sıfırlanması gerektiği görüşünde. Türkiye Çelik Üreticileri Genel Sekreteri Veysel Yayan ise inşaat çeliği ithalatında gümrük vergilerinin düşürülmesinin satış fiyatlarını düşürmeyeceğini vurguladı.

 

TOBB Türkiye İnşaat Müteahhitleri Meclis Başkanı ve İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Genel Başkanı Tahir Tellioğlu, inşaat müteahhitleri konfederasyonunun 120 bin üyesiyle ‘yeniden paydos çağrısı’na hazırlandığını, ancak konfederasyonun şimdilik buna izin vermediğini açıkladı. Hükümetin çözümde geciktiğini kaydeden Tellioğlu, Cumhurbaşkanına ‘lütfen sektöre kulak verin’ sözleriyle seslendi. Dünyada biraz artan demir/çelik fiyatlarının, kendilerine daha fahiş fiyatlarla yansıtıldığını vurgulayan Tellioğlu, ‘Türkiye ekonomisinin lokomotifi inşaat sektörüyse; inşaat sektörünün lokomotifi de demir/çeliktir. Demir/çeliği kontrol edemeyen; ekonomisini de büyütemez’ dedi. Artan demir fi yatlarına yönelik açıklamalarda bulunan Tellioğlu, ‘Ülkemizin dünyada demir/çelik üreticisi olarak ilk 5’e girmesine ve iç tüketimimizin yaklaşık 2 katından fazla üretim yapmasına rağmen, demir/çelik fiyatları yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 50 fiyat artışıyla inşaat sektörünü zor duruma sokmuştur’ dedi. İnşaat sektörünün ciddi bir dar boğazla karşı karşıya kaldığını kaydeden Tellioğlu, ‘Hükümet kendi takdir enstrümanlarıyla demir/çelik fiyatlarını muhakkak düşürmelidir, aksi takdirde sektör krize sürüklenmektedir’ diye konuştu.
Anadolu’daki Konfederasyonlarına bağlı 5 federasyon ve 120 bin üyelerinin önemli bir kısmının ‘iş durdurma ve paydos çağrısı’na konfederasyondan izin istediklerini, fakat ekonomik gelişme ve istihdam sürecini olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle; iş durdurma çağrısına şimdilik izin verilmediğini açıklayan Tellioğlu, ‘Fakat Anadolu’dan hala baskın bir şekilde bu talep devam etmekte; kısmen sessizce piyasa şartları açısından da işler yavaşlatılmıştır. Nihayetinde süreç bu şekilde devam edemez. Hükümetimiz ve ilgili Bakanlıklardan konuya taleplerimiz doğrultusunda olumlu manada müdahale yapılmadığı, çözüm yollarının bulunamadığı takdirde; iş bırakma çağrısına kulak verilecek ve daha geniş kitleleri de kapsayacak şekilde son çare olarak konfederasyon öncülüğünde bu çağrı yapılacaktır’ dedi.
İMKON’dan 5 maddelik çözüm önerisi:
- Yüzde 40 olan ithalat vergisi yüzde 10’a düşürülse de yetersiz kalmıştır. İthalat vergisinin sıfırlanması, ihracata yüzde 10 vergi konulması.
- Demirdeki KDV’nin yüzde 18’den geçici olarak da olsa sıfırlanması veya yüzde 9’a indirilmesi.
- Demir üretim kapasitemizin yüzde 80’inin hurdadan üretilmesi, hammaddesi hurda olan fi yat artışları açısından bağımlı olmamız, hem de hurdadan üretilen demir kalitesinin düşük olması sebebiyle demirin; demir cevherinden üretilmesinin teşvik kapsamında desteklenmesi.
- Yurtdışına bağımlılık açısından inşaatın 2 önemli ana maddesinden biri olan demir/çelik üretim ve istihdam alanımızın kurtarılarak, bağımsız ve kontrol edilebilir hale getirilerek, demir/ çelik sektörünün bu tür fi yat manipülasyonlarından korunması.
- Kamu müteahhitlerinin demirdeki aşırı fi yat artışından dolayı oluşan zararlarının fi yat farkı ödenerek giderilmesi.”
 
Konuyla ilgili olarak ilgimizi çeken ikinci kaynak, Vakıfbank’ın Şubat 2017 tarihli “Demir Çelik Sektör Raporu” verileri oldu. İlgimizi çeken ilk nokta, bir bankanın bir sektöre bu kadar yoğun bakışıydı. Bu bakışının ilgimizi çeken diğer değerlendirmeleri aktarıyoruz:
“Demir-Çelik sektörü döngüsel yapısının getirdiği zorlukların yanında global ölçekte yaşanan büyüme kaygıları nedeniyle zorlu bir süreçten geçmektedir. Bununla birlikte Türk Demir-Çelik sektörünün, kendine has dinamikleri ve global büyümenin üzerindeki büyüme potansiyeli sayesinde dünyadaki genel trendden olumlu ayrışacağı düşüncesindeyiz.
 
Sektörde genel olarak hammadde maliyetleri ile demir-çelik ürün fiyatları arasında doğrusal bir ilişki görülmektedir. Buna karşın son zamanlarda gördüğümüz gibi, hammadde fiyat artışları görülen dönemlerde ürün fiyatları da beraberinde yükselmekte ancak sektördeki kapasite fazlası nedeniyle üreticilerin maliyet artışlarını fiyatlara yansıtması ancak sınırlı şekilde olabilmektedir. Bu da her ne kadar mutlak anlamda operasyonel karlılık büyüse de şirketlerin faaliyet marjlarında kademeli olarak baskı yaratmakta ve marj daralmalarına sebep olmaktadır. Diğer yandan hammadde maliyetlerinin gerilediği dönemlerde şirketlerin fiyatlama güçlerine bağlı olarak süreç değişse de ilk aşamada görülen marj artışları yerini kaçınılmaz olarak marj daralmalarına bırakmaktadır.
 
Global ölçekte sektörün en önemli sorunu 700 mn tonu aşan kapasite fazlasıdır. Sektördeki arz-talep dengelerini ve fiyatlama davranışlarını önemli derecede etkileyen atıl kapasiteye ek olarak dünya genelinde yaygın olan entegre tesislerin yoğun şekilde hammadde tedarik ettikleri ülkelerin hammadde üretim stratejileri ve buna bağlı olarak hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar sektöre etki eden bir diğer önemli unsur olarak gözükmektedir. Uluslararası ticaret tarafında ise iç piyasalarını özellikle Çin başta olmak üzere büyük üreticilere karşı korumak isteyen ülkeler antidamping soruşturmaları ile dünya ticaretinde sapmalar yaratabilmektedirler.
 
Türk demir-çelik sektörünün yukarıda belirttiğimiz gibi kendine has yerel dinamikleri olan ancak, hem hammaddede dışa bağımlılık, hem de sektörün ithalat ihracat dengeleri nedeniyle global gelişmelerden etkilenen bir yapısı vardır. Buna göre; üretimin büyük bir bölümü hurdaya dayalı yöntemlerle gerçekleştirilen ve kapasite fazlası olan uzun çelik tarafında, hurda çelik fiyatları ile kok kömürü ve demir cevheri arasındaki fiyat makası oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Diğer yandan, Çin ve Rusya başta olmak üzere karşı karşıya kalınan fiyat odaklı sert rekabet Türk demir-çelik üreticileri üzerinde ithalat baskısı yaratmakta olup şirketlerin fiyatlama davranışları üzerinde önemli derece etki etmektedir.
Yurtiçinde çelik tüketimi çoğunlukla inşaat, imalat ve otomotiv sektörü tarafından gerçekleştirilmektedir. İnşaat sektörünün yoğunlukla uzun çelik kullanırken, otomotiv sektöründe soğuk/sıcak haddelenmiş ürünler ile galvanizli ürünler yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uzun ve yassı çeliği girdi olarak kullanan sektörlerin ekonomik büyümeye duyarlılığı incelediğimizde; inşaat sektörünün, GSYH büyümesinin son 5 yılda ortalama 1,3 katı üzerinde bir büyüme kaydettiği, inşaat sektörü ve uzun çelik tüketimi büyümesi arasındaki ilişkinin ise 0,8 kat şeklinde oluştuğu görülmektedir. Yassı çelik tüketimi artışı ise GSYH büyümesine paralel seyretmektedir ki son 5 yılı incelediğimizde yassı çelik ürünlerinde tüketimin GSYH’nin 0,92x oranında gerçekleştiğini gözlemekteyiz.
 
İç piyasada önümüzdeki dönemlere ilişkin büyüme beklentilerimiz ise yukarıdaki genel trendlere dayanmaktadır. Buna göre; İnşaat sektörünün önümüzdeki dönemde, devam eden kentsel dönüşüm çalışmaları ve altyapı projeleri ile birlikte, ekonomik aktivitede daha yüksek bir paya sahip olma potansiyeli devam ettiğini düşünüyoruz. Konut sektöründe yılın son aylarında talebin öne çekilmesi 2017 yılı için yüksek baz etkisi oluştursa da, kamu harcamaları destekli inşaat sektörü büyümesinin uzun çelik tüketiminde %5,0 artış yaratmasını, konut sektöründeki büyümenin beyaz eşya sektörüne katkı sağlamasını, otomotiv sektöründe üretimin ihracat desteğiyle %2 artmasını tüm bu gelişmelerin etkisiyle Demir-Çelik sektöründe tüketimin 2016’ya göre %5,4 oranında artışla 36,5 mn tona ulaşmasını bekliyoruz. Yassı çelik piyasasında büyümenin %3,7 GYSH artışının paralelinde gelişeceğini tahmin ediyoruz. 
Orta vadede yurtiçi pazardaki sürdürülebilir büyüme beklentimizin yanı sıra, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına yakınlığı sayesinde ihraç pazarlarında da etkin olabilecek konumda bulunmaktadır. Avrupa Demir-Çelik piyasasında ithalatın Eurofer tahminlerine göre 2017’de %3,6 artış gerçekleşeceği beklentisi, yassı ihracatında AB’nin %31’lik payını dikkate aldığımızda, Türk Demir-Çelik üreticilerin ihracatında %3-4 arasında yükseliş gerçekleştirebileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki yıllarda AB’nin Çin ve BDT’li ülkelere karşı koruma önlemlerinin artışıyla, Türk üreticilerin payının yükselebileceğini düşünüyoruz.
 
Genel Görünüm: Türkiye’de 4 ana Demir-Çelik üretim bölgesi bulunmaktadır. İskenderun 15,3 mn ton kapasite ile ilk sırada yer alırken, onu Marmara 14,7 mn ton, İzmir 11,3 mn ton, Karadeniz 8,4 mn ton ile takip etmektedir. Türkiye Çelik Haritasında görüldüğü üzere tesislerin hammadde kaynaklarına ve limanlara yakınlığı önem taşımaktadır.
Grafik 11: Türkiye Çelik Haritası
 
Ülkemizde Demir-Çelik sektöründe üretim, yüksek fırına dayalı üretim yapan 3 adet entegre tesis (Erdemir, İsdemir, Kardemir) ve 29 adet elektrik ark ocaklı tesis olmak üzere toplam 31 tesis tarafından gerçekleştirilmektedir.
 
Dünya çelik üretiminin %75’ini demir cevheri bazlı yüksek fırınlarda (BOF) yapılırken, Türkiye’de aksine %65’i hurda çelik bazlı elektrik ark ocaklarında (EAO) yapılmaktadır. Türkiye’de demir-çelik üretiminde Kardemir %6,8 Erdemir %29 paya sahiptir.
Kapasite: Türkiye’nin 50,4 mn tonluk ülke ham çelik üretim kapasitesinin %23,2’sine karşılık gelen 11,7 mn tonu entegre tesislere, %76,8’ine karşılık gelen 38,7 mn tonu ise elektrik ark ocaklı tesislere aittir.
Türkiye’de çelik üretim kapasitesindeki artış 2016 yılında sınırlı da olsa devam etmiş olup, kapasite kullanım oranı geçen yıla göre yükselmiştir. 2016’da 33,2 mn ton ham çelik, tahmini olarak %66 kapasite kullanım oranı ile üretilmiştir. 2016 yılında tahminen, elektrik ark ocaklı tesislerin kapasite kullanım oranı %53’den %56’ya yükselirken, entegre tesislerin kapasite kullanım oranları, %94’ten %97’ye çıkmıştır. Sektörün son 5 yıla ilişkin kapasite kullanım oranı %68 seviyesindedir.
Üretim: Türkiye 2016 yılında yıllık 33,2 mn ton üretimi ile global Demir-Çelik üretiminin yaklaşık %2,1’ini karşılamaktadır. Türkiye’de Demir-Çelik üretimi yıllık bileşik büyüme oranı son 5 yılda (2012-2016) %2,0 daralırken, son 10 yılda %2,8 büyüme kaydetmiştir. Uzun çelik tarafında kapasite fazlası mevcut iken, uzun çelik üretiminin 2015 verilerine göre yaklaşık %40’ı ihraç edilmektedir. Yassı çelik talebinin ise yarısı ithalat ile karşılanmaktadır.
 
2015 yılında hammadde fiyatlarındaki değişimlerin etkisiyle rekabet güçleri azalan elektrik ark ocaklı tesisler üretimlerinde ,8’lik düşüş yaşamışlardı. 2015’te üretimdeki gerilemenin temel nedeni hızla artan ithalat idi.
 
2016 yılında fiyat ve maliyetlerin arasındaki makasın yükselmesiyle elektrik ark ocaklı tesisler üretimlerini %6,8 oranında artırabilmişlerdir. Entegre tesislerin ham çelik üretimi ise 2016 yılında %2,6 artışla 11,3 mn tona ulaşmıştır. Böylece Türkiye’nin ham çelik üretimi 2016 yılında 3 yıl aradan sonra yeniden yükseliş göstermiştir.
 
2016 yılı 11 aylık verilere göre Türkiye’nin toplam çelik ürünleri üretimi %0,6 artışla 30,9 mn tona yükselmiştir. Uzun çelik ürünleri üretimi %0,4 oranında artışla, 22,01 mn tona ulaşırken, yassı çelik ürünleri üretimi %1,1 oranında artışla 8,9 mn tona çıkmıştır. 2016 yılı 11 aylık dönemde 30,9 mn tonluk toplam nihai çelik ürünleri üretiminin %71’lik kısmı uzun ürünlerden, %29’lik kısmı yassı ürünlerden oluşmuştur.
 
2016 yılındaki 33,2 mn tonluk üretimin, %31’ine tekabül eden 10,1 mn tonluk bölümü, slab olarak üretilmiştir. 2016 yılında Türkiye’nin kütük üretimi bir önceki yıla göre %1 düşüşle 23,0 mn ton, slab üretimi de %22 yükselişle 10,1 mn ton olarak gerçekleşmiştir.
Tüketim: Dünya çelik tüketiminde ilk 10’da yer alan ülkelerin 6’sında 2015 yılında, 2014 yılına göre çelik tüketiminde azalma gerçekleşirken, Türkiye ,7 artış ile bu ülkeler arasında en fazla büyüme gösteren ülke oldu. Çelik tüketimi, artan kentleşme oranı ve imalat sanayi üretiminin yanında TANAP, 3. köprü ve 3. havaalanı gibi büyük çaplı yeni yatırımlara bağlı olarak artış gösterdi. TL’nin değer kaybetmesini avantaja çeviren başta otomotiv, beyaz eşya ve makine imalat sektörleri dış pazarda rekabet üstünlüğü kazanırken, aynı zamanda güçlü iç tüketim ile de üretim miktarlarında önemli artış sağladı.
 
2015 yılında Türkiye’nin toplam çelik ürünleri tüketimi ise, ,4 oranında artışla, 30,7 mn tondan, 34,3 mn tona yükselmiştir. Genellikle inşaat sektörü tarafından tüketilen uzun ürünlerde, toplam tüketim ,0 oranında artışla, 16,2 mn tondan 17,8 mn tona yükselmiştir. Otomotiv, beyaz eşya, makine sektörleri tarafından tüketilmekte olan yassı ürünlerdeki tüketim ise ,9 oranında artışla, 16,5 mn tona ulaşmıştır. 2015 yılında, Türkiye’nin toplam 34,3 mn tonluk çelik ürünleri tüketiminin %52 oranındaki kısmı uzun ürünlerden, %48 oranındaki kısmı ise yassı ürünlerden oluşmuştur.
 
Demir-Çelik Tüketiminin GSYH ile Korelasyonu: 2016 için Türkiye Demir-Çelik sektöründe %5 artışla 35,6 mn ton çelik tüketimi gerçekleşeceğini, 2017 ve 2018 için sırasıyla %5,4 ve %5,6 yükseliş yaşanacağını tahmin ediyoruz.
Demir-Çelik sektörü ve ekonominin performansı arasında güçlü bağlantı bulunmaktadır. Uzun çeliğin kullanıldığı inşaat sektörü ve GSYH arasında son 5 yılda ortalama 1,3x korelasyon bulunmakta olup, inşaat sektörü ve uzun çelik tüketimi büyümesi arasındaki ilişki 0,8x olarak gerçekleşmiştir.
 
Türkiye yassı çelik tüketimi artışı GSYH büyümesine paralel seyretmektedir. Son 5 yılı incelediğimizde yassı çelik ürünlerinde tüketimin GSYH’nin 0,92x oranında gerçekleştiğini gözlemekteyiz.
 
İhracat: Türk demir-çelik sektörü için en büyük pazarı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri (MENA) oluşturmaktadır. AB ülkeleri Türkiye için 2. büyük pazarı oluşturmaktadır. Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük ikinci çelik üreticisi olmasının yanı sıra lojistik avantajı bölgeye yapılan ihracatı olumlu etkilemektedir. Ayrıca, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile imzalanan ve 1996’dan beri yürürlükte olan Serbest Ticaret Anlaşması uyarınca bölgeye yapılan ihracatın vergi yükünün olmaması yerli üreticiler için bir diğer avantaj olarak değerlendirilmektedir.
 
Türkiye’nin çelik ihracatı 2016 yılında önceki yıla göre ürün fiyatlarındaki gerilemenin etkisiyle değer bazında %8,1 düşerek 9,1 mlr $ olurken, miktar bazında ise %2,4 artış ile 16,4 mn ton olarak gerçekleşti. Ortadoğu pazarı, uluslararası rakiplerine göre maliyet açısından dezavantajlı duruma gerilemesi nedeniyle kayıplar yaşasa da, ülkenin en büyük ihracat pazarı olmayı sürdürdü. 2016 yılında Türk çelik sektörü miktar bazında en fazla ihracatı, 5,3 mn ton ile Ortadoğu Bölgesi’ne yaptı. Ortadoğu’yu 3,6 mn ton ve %29 artışla AB ülkeleri, %1 artarak 2,5 mn tona yükselen Kuzey Amerika ülkeleri ve %2,3 artışla 2,3 mn ton olarak gerçekleşen Kuzey Afrika ülkeleri izledi. Çelik İhracatçıları Birliği, 2017 yılında ihracatta %3 büyüme hedeflediğini açıkladı.
 
İthalat: 2000’lerden bu yana gerçekleştirilen yatırımlarla birlikte Türkiye yassı ürün kapasitesi açısından tüketimini karşılayabilecek seviyeye gelmiş olmasına rağmen yurtiçi yassı ürünlerin önemli bir kısmı hala ithalat ile karşılanmaktadır. Üretimde kapasitedeki artışa karşın maliyet avantajına sahip olan yabancı menşeli firmaların iç pazarda etkinlikleri giderek yükselmektedir.
 
Artan ithalatta düşen fiyatların yanı sıra dahilde işleme rejimi (DİR) uygulaması etkili oldu. Buna göre ihraç edilecek ürün için kullanılacak her türlü hammadde DİR kapsamında ithal edilirken antidamping ve gümrük vergisi dahil her türlü önlemden muaf olarak Türkiye’ye getirilebilmektedir. 
 
Böylece yassı çelikte gündeme gelebilecek ek verginin nihai üründeki ihracatı olumsuz etkilemesi söz konusu olmasa da; örneğin 2015’te ithal edilen antidamping soruşturması kapsamına girebilecek 2,7 mn ton yassı çeliğin 1,23 mn tonluk kısmı DİR kapsamında olduğu için soruşturmadan etkilenmemektedir. 
 
Slab üretiminde kapasite kullanım oranı 2015 yılındaki %44 seviyesinden, 2016 yılında tahmini %54 seviyesine yükselmiştir. Slab kapasitesinin yarısına yakın bir kısmının atıl durumda kalmasında, elektrik ark ocaklı tesislerin rekabet güçlerinin zayıflamasının yanında, bazı ülkelerin arz fazlası kalitesiz, sertifikasız, dampingli ve teşviki üretimlerini, ülkemize yöneltmeleri sonucu slab ithalatındaki keskin artış etkili oldu.
Türkiye’nin nihai ürün ithalatı 2016 yılı 8 aylık dönemde bir önceki yıla göre oranında artarken, bu oran yassı üründe %9, uzun üründe ise %20 artış olarak gerçekleşmiştir. 
Bununla birlikte yarı mamul ithalatında da bir önceki yıla göre düşüş yaşanmıştır. Yassı çelik yarı mamulü olan slabta ithalat %43 azalırken, uzun ürün yarı mamulü olan kütük ithalatı artış kaydetmiştir. Bu dönemde toplam Demir-Çelik ürünleri ithalatı ise %1 artışla 11,9 mn tona ulaşmıştır.”
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.