DİJİTALLEŞME, BİR ZORUNLULUK!

 DİJİTALLEŞME, BİR ZORUNLULUK!

Dijitalleşme ile ilgili olarak önce, arka arkaya Mart 2017 tarihli 3 gazete haberini aktaralım:
Birinci haber, Dünya Gazetesi’nin “Dijitalleşme, tercih değil zorunluluk” başlıklı haberi. Habere göre, “Büyümek isteyen KOBİ’ler iş süreçlerini dijitalleşme ile verimli kılmayı hedefliyor. Yapılan iki araştırma da şirketlerin büyük çoğunluğunun; faturalama, finansal raporlama ve yasal işlemleri tamamen dijitale aktarma yolunda istekli olduklarını gösteriyor.
 
Farklı sektörlerde faaliyet gösteren 1021 küçük ve orta boy işletme ile yapılan araştırmaya göre büyümek ve farklılaşmak isteyen KOBİ’lerin ana odağında dijitalleşme var. Yakın tarihe kadar doküman yönetimi ve iş akışları ile ilgili problemler, kontrolsüz maliyetler, verimsiz iş süreçleri sadece büyük ölçekli şirketlerin ilgilendiği konular olarak görülürdü. Ancak araştırmalar artık bu sorunların hepsinin KOBİ ölçeğinde de önemli görüldüğünü ortaya koyuyor.
 
Araştırma sonuçları, KOBİ’lerin ilk önceliğinin büyüme olduğunu gösteriyor. İkinci öncelik iş süreçlerini ve doküman iş akışını iyileştirerek verimliliği artırmak. Bu iki önceliği ise başta ofis cihazları giderleri olmak üzere ofis masraflarını azaltma ihtiyacı takip ediyor.
Vodafone’un TÜSİAD işbirliği ile gerçekleştirdiği ve 81 ilden 37 sektöre dağılan 22 bin işletmenin katıldığı Yarına Hazırım Platformu’ndan elde edilen verilere göre ise Türkiye’deki KOBİ’lerin ortalama dijitalleşme skoru Temmuz 2014’ten itibaren yüzde 48’den yüzde 53’e yükselmiş durumda. Ancak finansal yetersizlikler sebebiyle işletmeler istedikleri oranda dijitalleşmeye gidemiyor.
Türkiye’deki 22 bin işletmenin sadece yüzde 40’ı ortalama dijtalleşme skorunun üzerinde yer alıyor. 10’dan az çalışanı olan küçük işletmeler yüzde 49 ile en küçük dijitalleşme endeksine sahipken 250 veya daha fazla çalışanı olan şirketler yüzde 69 dijitalleşme endeksi ile dijitalleşme için finansal imkanların ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
 
Yarına Hazırım Raporu’nda Türkiye’nin ortalama dijitalleşme skoru yüzde 53 olurken, en büyük şehirlerin skorları yüzde 50 ile yüzde 62 arasında değişiklik gösteriyor. Diğer veriler şöyle:
• Türkiye’deki şirketlerin yüzde 80’ini barındıran 12 büyük şehirden sadece 6’sı Türkiye ortalamasının üzerinde.
• En büyük 12 şehirden 7’sinde şirketlerin yüzde 70’inden fazlasının dijitalleşme skoru 70’ten düşük.
• En büyük sektörlerden sadece 7’si Türkiye ortalamasının üzerinde.
• Toplam şirket sayısının yüzde 39’una karşılık gelen ve dijitalleşme seviyeleri çok düşük olan inşaat, gıda, tekstil ve perakende gibi nispeten daha büyük sektörlerde önemli fırsatlar söz konusu.
• Toplamda, tüm şirketlerin sadece yüzde 40’ı ortalama dijitalleşme skorunun üzerinde.
• Tüm işletmeler arasında çalışan sayısı 10’dan az olan şirketler 49 ile en düşük ortalama dijitalleşme skoruna sahipken, 250 ve üzeri çalışanları olan şirketler 68 ile en yüksek ortalama skora sahip.
• Bütün firmaların yüzde 95’ini teşkil eden ve çalışan sayısı 100’den az olan KOBİ’lerin ortalama dijitalleşme skoru ise yüzde 53 ve bu açıdan önemli bir fırsat sunuyor.”
 
İkinci haberimiz, Hürriyet Gazetesi’nin “Gedik: Dünya ile uyum için dijitalleşme kaçınılmaz” başlıklı haberi. Habere göre, “2’inci Türk-Alman İnovasyon Zirvesi, ‘Sanayi 4.0 – Üretimde Dijitalleşme’ başlığı ile gerçekleştirildi. Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik’in açılış konuşması ile başlayan Zirve, iki ülkeden yenilikçi ve üretici şirketlerin, kurum ve kuruluşların kıdemli yöneticileri, sanayicileri ve bilim insanlarını üretim sanayinde dijitalleşme konularının tartışılması ve kalıcı işbirliklerinin kurulması noktasında bir araya getirdi.
 
Bu seneki zirvenin açılış konuşmasını yapan Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik Türk-Alman endüstriyel ilişkilerinin köklü geçmişini hatırlatarak başladığı konuşmasında 4. Endüstri Devrimi: Sanayi 4,0, dijital dönüşüm ve yakın gelecekteki etkileri üzerine görüşlerini sundu.
 
Rekabette geri kalmamak ve dijital dünya ile uyum içinde olabilmek için dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğunu belirten Hülya Gedik, şu an en önemli gündem maddelerinin ‘dijital dönüşümü’ 54 yıldır faaliyet gösteren sanayi şirketlerinin tüm departmanlarındaki iş süreçlerine uygulayabilmek olduğunu söyledi.
Akademik kısımda ise İstanbul Gedik Üniversitesi’nde ‘Dijital Dönüşüm Merkezi’ kuracaklarına değinen Hülya Gedik, bu konuda bilgi almak isteyen sanayi veya hizmet kolundaki şirketlere bu iş süreçlerini anlatma ve hazırlamada rehberlik yapacaklarını söyledi.
Zirve kapsamında katılımcılara dağıtılan, İstanbul Gedik Üniversitesi yayınlarından çıkan John Markoff’un Sevgi Dolu Makineler adlı kitabına da değinen Hülya Gedik ‘4. Sanayi Devrimi ile birlikte artık dijital çağı konuşuyoruz’ dedi.”
 
Son haberimiz, yine Hürriyet Gazetesi’nden ve “Anadolu’da kapı kapı gezecek” başlıklı haberi. Şöyle deniliyor haberde:
“Teknoloji devi Microsoft, Türkiye’de KOBİ’lerin dijitalleşmesi için yeni üniversite mezunlarından oluşan 600 kişilik ekip ile Anadolu’daki şirketleri kapı kapı gezerek, bulut hizmetlerini anlatacak.
Bunun için Türkiye’de bulunan yaklaşık 2.6 milyon mikro KOBİ’ye ulaşmayı amaçlayan Microsoft Türkiye, aylık ücretlerle sunulan ve şirketlerin dijitalleşme ihtiyaçlarının tamamını karşılayabildikleri Bulut Çözüm Sağlayıcısı ürünü anlatacak. Böylelikle KOBİ’lerin dijital dönüşümüne hız kazandırılması amaçlanıyor. Microsoft Türkiye KOBİ Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Tarık Tüzünsu, ‘Bulut Çözüm Sağlayıcı yatırımımızla bulut teknolojilerini tabana yayacağız. İş ortaklarımız nezdinde 1500 çalışanı bulut teknolojileri alanında yetiştirip, eğiteceğiz. 600 yeni mezuna da istihdam sağlayarak, Anadolu’da kapı kapı KOBİ’leri ziyaret edeceğiz, ihtiyaçlarına özel çözümler geliştireceğiz’ dedi. Bulut Çözüm Sağlayıcı çözümü ile KOBİ’lerin ihtiyaçları doğrultusunda uçtan uca paketler oluşturacaklarını ve bunu aylık ödemelerle şirketlere sunacaklarını anlatan Tüzünsu, ‘Türkiye’de bilgisayarlarda kötü amaçlı yazılım bulunma oranı dünya ortalamasının üstünde. KOBİ’leri siber güvenlik nezdinde bilinçlendirmeyi hedefliyoruz’ diye konuştu.
 
Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu da ‘Microsoft olarak biz inovatif Türk şirketlerini dünyaya açmak için çalışıyoruz’ dedi.”
Sanırız bu haberler, “Dijitalleşme” konusunun ne kadar gündemimizde olduğunun da bir göstergesi.
Bizim açımızdan konuya biraz daha açıklık getirmek için, Uluslararası Yönetim Danışmanlığı şirketi Accanture’nin Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türkiye Bilişim Vakfı ve Vodafone’un desteği ile hazırlanan 2016 tarihli ve “Accenture Türkiye Dijitalleşme Endeksi” başlıklı çalışmadan aktarmalar yapalım.
 
“Dijital dönüşüm, ürünleri, sektörleri ve tüketici beklentilerini değiştiriyor. Peki Türk şirketleri bu dönüşümü yakalamaya hazır mı?
Teknoloji devrimi kavramı gündemi meşgul ederken, tartışmalar Endüstri 3.0’ın son döneminde olduğumuza işaret ediyor. Bu doğrultuda Endüstri 4.0’a geçişte önemli rol oynayacak dijitalleşmenin şirketler için hangi alanlarda bir zorunluluk olduğunu ve organizasyonları ne gibi faydalar etrafında harekete geçmeye davet ettiğini etraflıca tartışmak gerekiyor.
Önce tarihe kısaca bir bakalım: XVIII. yüzyılın sonuna kadar sanayide yalnızca insan gücü kullanılırken, yüzyılın sonuna yaklaşıldığında, su, buhar ve makine gücünün kullanıma sokulması, üretimin daha önce görülmemiş bir hacimle artırılmasını sağlamış ve bugün endüstri devrimi olarak andığımız kavramın ilk ayağını oluşturmuştu. XIX. yüzyılın son çeyreğine girmeden hemen önce kitlesel üretimi mümkün kılan elektrik ve işgücü atılımı ve ardından 1900’lerin ikinci yarısında üretim sistemlerine otomasyonu getiren Bilişim Teknolojileri (BT) ya da diğer adıyla dijitalleşme sıçraması yaşandı.
 
1 Endüstri devriminin dördüncü ayağı kabul edilen siber fiziksel sistemlere, yani sensörler yardımıyla fiziksel dünyayı sanal bilgi işlem dünyasına bağlayan sistemlere geçiş için gerçekçi adımlar atılıyor olsa da, henüz üçüncü devrimin son virajını tamamlamış değiliz.
 
Söz konusu devrime adını veren dijitalleşme kavramını şöyle tanımlayabiliriz: Dijitalleşme, şirketin kaynaklarını, dijital teknolojilerin getirdiği fırsatları kullanarak, yeni gelir, büyüme ve şirkete değer katacak operasyonel sonuçlara dönüştürme sürecidir. Başka bir ifadeyle dijitalleşme, şirketin bilgi, insan ve teknoloji kaynaklarını yeni kombinasyonlarla birleştirerek, yeni iş modelleri geliştirmek, benzersiz müşteri deneyimleri oluşturmak, yeni ürün ve hizmetleri mümkün kılmak ve şirket kaynaklarını çok daha etkin kullanmak için teknolojiyi bu kaynaklara uygulamak anlamına gelir.
Bu yarışı önde götürmeye niyetli kurumlar, dijitalleşme kavramını şirketlerin merkezine oturtuyor ve hem şirket içi (Dijital Operasyonel Yetkinlikler) hem şirket dışı (Dijital Hizmetler) hem de kurumsal strateji hamlelerinde gerçekleştirdikleri dijitalleşme uygulamalarıyla fark yaratıyorlar. 
Bu alanların tümünde dengeli bir dijitalleşmeyi hayata geçirebilmenin ve kurumsal yapıları yeni dijital iş modellerinden maksimum faydayı sağlayacak şekilde yapılandırmanın, bu yarışta geride kalmamanın ön koşulu olduğu görülüyor.
 
Dijitalleşme İş Dünyası İçin Neden Önemlidir?
Dijitalleşme hem organizasyonları hem müşterileri hem de ikisi arasındaki ilişkileri değiştiriyor.
Şirketlerin müşterilerine yalnızca ürün ve hizmet sunan organizasyonlar olduğu günler geride kaldı; artık müşterilerle iş birliği söz konusu. Bugün müşteriler şirketlerin ‘iş birliği’ yaptığı paydaşlardan biri haline geldi. Müşteri-şirket arasındaki ilişki biçiminin yaşadığı bu devrimsel değişim, her birinin kendi içinde yaşadığı büyük dönüşümden kaynaklanıyor. Dijitalleşme bir yandan organizasyonların iç yapısını ve iş yapma biçimini değiştirirken, öte yandan müşterilerin beklentilerini, taleplerini ve tüketim biçimini de hızla dönüştürüyor.
 
Dijitalleşme, arz tarafını temsil eden organizasyonlar ile talebi yaratan müşterileri tek bir varlık haline getirerek sektörlerin mevcut yapısını yıkıma uğratıyor. Dijitalleşmenin sunduğu imkanlar sayesinde kullanıcılar, ürünler ve hizmetler ve bunların kullanımından ortaya çıkan veriler birbiriyle daha ilintili hale geliyor. Dijitalleşme, ürün ve hizmetleri tüketmek için yeni yollar yaratırken işletmelerin ve bireylerin etkileşim kurmasını da kolaylaştırıyor.
Talep tarafının oyuncuları olan müşteriler, alacakları ürün ve hizmetler üzerinde söz sahibi olmak istiyor ve sahip oldukları bütün araçları bunun için kullanmaya hevesli görünüyorlar. Sahip olmak istedikleri kanepe için üç boyutlu yazıcıdan yardım alanlar, giymek istedikleri pantolon için sosyal medyadan tasarımcıya ulaşanlar ya da kullandıkları havayolu şirketinin kapı sayısını artırmak için kitlesel örgütlenme sitelerine başvuranlar, alışılmış modelleri yıkıyor. Bu gerçeğin farkında olan şirketler dijitalleşmeyi kurum kültürünün bir parçası haline getiriyor, müşterileriyle farklı platformlarda buluşuyor ve onların bağlılık ve memnuniyetini artırıyor.
 
Aynı şekilde, değer zinciri de dijitalleşme karşısında gözle görülür bir değişime uğruyor. Sektörü ne olursa olsun, tüketiciye ya da müşterilerine daha gelişmiş özellikler ve deneyimler sunmayı amaçlayan şirketler, farklı sektörlerden şirketlerle iş birliklerine gidiyor, çeşitli platformları kullanıyor ve böylece dijitalleşme, yeni iş birliklerinin katalizörü haline geliyor. Dijitalleşme farklı işler için farklı ürünler kullanma gereğini ortadan kaldırarak ürünler arasındaki sınırları belirsizleştirirken aynı etkiyi şirketler ve sektörlerde de yaratıyor. Accenture tarafından 9 ülkeden 2000 üst düzey yöneticiyle yapılan bir araştırma, yöneticilerin yüzde 81’inin, platformların sektörleri birbirine bağlı ekosistemlere dönüştürmesinin bir sonucu olarak sektörler arasındaki sınırların ortadan kalkacağına inandığını ortaya koyuyor. Şirketler kendi içlerinde dijital teknolojileri kullanmaya devam ettikçe etkinliklerinin arttığına tanık oluyorlar. Bununla birlikte vizyoner şirketler, tüm işlerin dijitalleştiğinin farkına vararak birlikte çalışma kültürü geliştiriyor ve çok daha büyük bir değişim sürecine giriyor. Bu iş birlikleri doğru kurgulandığında daha önce hiç olmadığı kadar büyük kazanç ve deneyimler sağlama potansiyeli taşıyor.
 
Dijital Yıkımın Somut Kanıtı: Dijitalleşmenin Makroekonomik Etkileri:
Dijital ekonomi çok sayıda ‘dijital’ girdinin toplam ekonomik çıktı içindeki payını ifade ediyor. Bu dijital girdiler dijital yetkinlikler, dijital ekipman (donanım, yazılım ve iletişim araçları) ve dijital ara ürün ve hizmetlerden oluşuyor.
İstatistikler 2005 yılında dünya ekonomisinin sadece yüzde 15’i dijital iken, bu rakamın 2015 yılında yüzde 22’ye ulaştığını gösteriyor; 2020 yılında dijital ekonominin küresel ekonominin yüzde 25’ini oluşturması bekleniyor. Aynı şekilde dijitalleşme, istihdamın yapısal olarak dönüşümünde rol oynuyor. Örneğin araştırmalar, Amerika’da 2000-2008 yılları arasında 5.8 milyon kişinin işini kaybettiğini ve bu rakamın yüzde 80’inin teknoloji ve dijitalleşmenin doğrudan ya da dolaylı etkilerinden kaynaklandığını gösteriyor. Elbette buradan dijitalleşmenin istihdamı azalttığı sonucunu çıkarmamak gerekiyor. Dijitalleşmeyle birlikte istihdamın niteliği değişiyor. OECD tarafından Haziran 2016’da yayımlanan Dijital Ekonomi Raporu’nda bugünün çocuklarının yüzde 65’inin çalışma hayatına başladıklarında henüz keşfedilmemiş işlerde çalışacakları belirtiliyor. İngiltere’de gerçekleştirilen Tech Nation 2016 araştırmasının sonuçlarına göre ise dijital endüstri, ülkede yaklaşık 1,5 milyon yeni istihdam yaratırken bunların yüzde 41’i konvansiyonel sektörlerde gerçekleşti. Bu çarpıcı oran bize dijital teknolojilerin mevcut geleneksel ekonomileri de nasıl dönüştürdüğüne ilişkin son derece önemli bir ipucu sunuyor.
 
Accenture Dijitalleşme Endeksi Araştırma Sonuçları:
Çalışmamız Türkiye’deki 106 şirketin ortalama Accenture Dijitalleşme Endeksi puanının yüzde 61 olduğunu gösteriyor. Her ne kadar bazı sektörlerin diğer sektörler kadar ‘dijitalleşmesi’ beklenmese de toplamda alınan yüzde 61’lik puan, Türkiye’de dijitalleşme alanında henüz gidilecek yol olduğunu gösteriyor.
 
Geçen yılın ortalaması (yüzde 60) ile bu yılın ortalama puanı (yüzde 61) arasında büyük bir fark olmaması, şirketlerin dijitalleşme konusunda gelişmediği anlamına gelmiyor. Bu yılki ortalama puan geçen yılın ortalamasıyla karşılaştırılırken iki önemli unsurun göz önünde bulundurulması gerekiyor. Birincisi, dijital dünyanın gelişmesinin bir sonucu olarak bu yıl incelediğimiz göstergelerde bazı değişiklikler yapıldı ve geçen yılın endeksinde yer almayan bazı göstergeler eklendi. Ayrıca geçtiğimiz yıl çalışmaya katılan şirketler ile bu yıl katılanlar arasında da fark var. Bu yılki çalışmaya katılan 106 şirketin 54’ü geçen yıl da Accenture Dijitalleşme Endeksi’nde yer almıştı. Bu 54 şirketin geçen seneki puan ortalaması yüzde 67 idi ve eğer bu şirketler geçen yılın göstergeleri kullanılarak skorlanmış olsaydı ortalama puanları yüzde 71 olacaktı. Ancak bu yılki göstergelere göre skorlandığında bu puan yüzde 69 olarak gerçekleşiyor. Bu da şirketlerin dijitalleşme konusunda dikkate değer bir gelişme gösterdiklerini ancak dijital dünyanın gelişimi de devam ettiği için dijital dönüşüm yolunda çaba göstermeye ve değer yaratmaya devam etmeleri gerektiğini ortaya koyuyor.
Beklendiği üzere incelenen sektörlerin ortalama puanları arasında önemli farklılıklar tespit ettik. Bu farklılıklar kısmen farklı sektörlerin dijitalleşme ihtiyaçlarının farklı olmasından kaynaklanıyor. Bununla birlikte bazı durumlarda aynı sektör grubu içinde doğrudan rakip olan şirketler arasında da belirgin farklar olduğu gözlemleniyor.
Endüstri Puanları:
Accenture Dijitalleşme Endeksi çalışmasına katılan şirketler sektör gruplarına ayrılırken Avrupa Birliği’nin ekonomik faaliyet alanları sınıflandırması NACE esas alındı. Bu sınıflandırma temelinde katılımcı şirketler 18 sektör grubunda değerlendirildi. Bunlar arasında dijitalleşme puanı en yüksek sektörler finansal hizmetler, hizmet faaliyetleri, perakende ticaret ve motorlu kara taşıtlarının ticareti ve onarımı oldu. Bu skorlar bize bir önceki Accenture Dijitalleşme Endeksi çalışmasından bu yana en yüksek dijitalleşme performansı gösteren sektörlerin değişmediğini gösteriyor.
 
Çalışmamızdan çıkan sonuçlar, dijitalleşme konusunda sadece sektör gruplarının performansının farklılık göstermediğini, aynı zamanda aynı sektör grubu içindeki şirketlerin de dijitalleşme kabiliyetlerinin birbirinden farklı olduğunu gösteriyor. Bunun bir nedeni aynı sektör grubundaki tüm şirketlerin birbirine rakip değil, bazılarının tamamlayıcı alanlarda faaliyet göstermesi olabilir. Örneğin, finansal hizmetler grubu hem bankaları hem de yatırım şirketlerini kapsar. İşlerinin doğası gereği bu şirketlerin dijital olgunlukları farklı seviyelerdedir.
 
Bankalar puanlarıyla sektör grubunun üst ucunda yer alırken, yatırım şirketlerinin puanlarının finansal hizmetler sektörünün genel ortalamasının altında kaldığını görüyoruz. Benzer durumlara diğer sektör gruplarında da rastlanıyor ve bu da sektör içi puan farklılıklarını kısmen açıklıyor. Bununla birlikte aynı sektör grubu içindeki doğrudan rakipler arasında da farklılıklar gözlemleyebiliyoruz. Örneğin, aynı sektör grubu içindeki iki doğrudan rakipten biri yüzde 93 ile üst sıralarda yerini alırken, bir diğerinin puanı yüzde 68 olarak gerçekleşti. Aynı alanda faaliyet göstermelerine rağmen şirketlerden biri dijital dönüşüm yolculuğunda oldukça ileri bir seviyede yer alırken, rakibinin bu alanlarda oldukça geride kaldığını görüyoruz. Bu iki doğrudan rakip arasındaki puan farkı, hangi şirketin akranları karşısında rekabet avantajı yaratabileceğinin göstergelerinden biridir.
 
Accenture Dijitalleşme Endeksi çalışmasının sonuçları, Dijital Operasyonel Yetkinlikler ve Dijital Hizmetler boyutlarındaki performansları karşılaştırıldığında, Türk şirketlerinin Dijital Operasyonel Yetkinlikler boyutunda daha başarılı olduklarını gösteriyor. Dijital Hizmetler boyutunda şirketlerin ortalama puanı yüzde 52 iken Dijital Operasyonel Yetkinlikler alanında ortalama puan yüzde 69. Bu da şirketlerin iç yapılarında dijitalleşmeye nispeten daha fazla ağırlık verdiklerini ve müşteriye temas eden noktalarda dijitalleşmenin olanak ve fırsatlarından yeteri kadar faydalanamadıklarını gösteriyor. Accenture tarafından yapılan global araştırmalar Türkiye’deki bu durumun küresel durum ile paralellik gösterdiğini ortaya koyuyor. Accenture tarafından 20 ülke ve 12 sektörden 1000 üst düzey yöneticiyle yapılan bir çalışmanın bulguları, yöneticilerin yüzde 58’inin öncelikle süreç verimliliğini artırmak ve maliyetleri azaltmaya yönelik dijital teknolojileri kullandığını; bu teknolojileri büyümeyi desteklemek ve yeni müşterilere ulaşmak için kullanan yöneticilerin sayısının ise toplamın üçte birinden az olduğunu gösteriyor.  Bunun temel nedeni pek çok yöneticinin iç operasyon ve süreçlerde dijitalleşmenin sonuçlarını daha hızlı alırken, dijitalleşme sonucu oluşacak riskler sebebiyle müşteriye yönelik dijital teknolojileri kullanmak konusunda daha temkinli ve çekimser olmaları.
Dijitalleşmenin Finansal Performansa Etkisi:
2015 senesindeki çalışmada yaptığımız gibi şirketlerin Accenture Dijitalleşme Endeksi puanlarını hesapladıktan sonra, şirketlerin Accenture Dijitalleşme Endeksi’ne göre ölçülen dijital olgunluğu yükseldikçe kârlılık performanslarının da artacağı yönündeki hipotezi test etmek istedik. Bu hipoteze göre; dijitalleşme, şirketin verimlilik ve üretkenlik kazanmasının ve aynı zamanda daha az kaynakla daha yüksek cirolara ulaşmasının önünü açıyor, böylece şirketlerin daha düşük maliyette çalışmasını ve daha yüksek kâr marjı elde etmesini sağlıyor. Bu hipotezi test etmek için, değişik parametreler arasındaki ilişkiyi bulmamızı sağlayacağını düşündüğümüz bir regresyon analizine başvurduk ve halka açık kaynaklardan FVÖK (Faiz ve Vergi Öncesi Kâr) marjlarına erişebildiğimiz 38 şirketten oluşan bir örneklemi analiz ettik.
 
Geçtiğimiz sene bulduğumuz gibi, bu yıl da, yaptığımız analizin sonuçları, bir şirketin Accenture Dijitalleşme Endeksi puanıyla FVÖK marjı arasında bir ilişki olduğunu ve (toplam 100 puan üzerinden) Accenture Dijitalleşme Endeksi’ndeki 10 puanlık bir artışın, şirketin FVÖK marjında ortalama yüzde 1’lik bir artışla ilişkilendirilebileceğini ortaya koydu. Söz konusu analiz, Accenture Dijitalleşme Endeksi ile şirketin kârlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif bir ilişkiyi gösteriyor.
 
Bu bulgu, dijitalleşmenin finansal açıdan da işletmeler için önem taşıdığının altını çiziyor. Bunu bir örnek üzerinden açıklarsak, yıllık geliri 1 milyar TL olan bir şirketin, Accenture Dijitalleşme Endeksi puanı kendisinden 10 puan aşağıda olan rakiplerine göre yılda ortalama olarak 10 milyon TL ek FVÖK elde etmesi beklenir.

Dijitalleşme Sürecinde Karşılaşılan Zorluklar:
Dijitalleşme kaçınılmaz olmakla birlikte kolay bir süreç değildir. Öncelikle dijitalleşmenin sadece teknolojiyi uygulamaktan ibaret olmayıp organizasyonun tümüne nüfuz eden çok daha derin bir dönüşümü zorunlu kıldığının ve bunun bir şirket kültürü haline gelmesi gerektiğinin bilincinde olmayı gerektiriyor.
 
2015 senesindeki çalışmada yaptığımız gibi, Türk şirketlerinin dijital dönüşüme ne kadar hazır olduklarını anlamak için Accenture Dijitalleşme Endeksi katılımcılarına bu soruyu sorduk ve şirketlerinin dijital dönüşüme hazır olma seviyesine göre puanlamalarını istedik. Buna göre Türk şirketlerinin sadece yüzde 55’i kendilerini dijitalleşme sürecine tümüyle hazır hissediyor ve dijitalleşme trendi ile ortaya çıkan yeni fırsatlara ve risklere karşı hazırlık seviyelerini 0 (kesinlikle katılmıyorum) ile 5 (kesinlikle katılıyorum) arasındaki bir ölçekte 4 puan veya üstü olarak değerlendiriyor.
 
Türk şirketlerinin dijital dönüşüm sürecinde karşılaştıkları zorlukları incelediğimizde, çalışmamıza katılan şirketler, çevik karar alma süreçleri, regülasyonlar, şirket kültürü ve finansal kaynak tahsisi konularını ilk sıralarda sayıyorlar. Bunlara ek olarak şirketlerin özellikle yetenek ve kaynak eksikliğini de geçen yıla göre çok daha ciddi bir engel olarak değerlendirdiğini görüyoruz. Ancak bu durum sadece Türkiye’de değil, global çapta da dijitalleşmenin önündeki zorluklardan biri olarak görülüyor.
 
Dijital dünyaya doğmuş olan (digital natives) neslin iş hayatına atılmaya başlamasına karşın, araştırmalar dijital dönüşüme uygun kabiliyetlere sahip çalışan eksikliğinin hala ciddi seviyelerde olduğunu, global şirketlerin yaklaşık yüzde 40’ının bu alanda uygun çalışan bulmakta sıkıntı yaşadığını gösteriyor.
 
SONUÇ VE ÖNERİLER:
Nerede Olduğunuzu Tespit Edin Ve Dijitalleşme Stratejinizi Oluşturun:
Dijitalleşme, şirketlerin tercih edebilecekleri ya da dışında kalmayı seçecekleri bir olgu değil, kaçınılmaz bir gereklilik. Şirketlerin öncelikle bu gerçeğin farkında olmaları, sonra da mevcut durumlarını tespit edip dijital dünyada rekabet edebilmek için hangi alanlarda dijitalleşebileceklerine karar vermeleri büyük önem taşıyor. Bunu yaparken sadece kendilerinin değil; müşterilerinin, sektörlerinin ve rakiplerinin de dijitalleşme yolculuğunun neresinde olduğunu kavramaları ve ayrıca değişimin sadece kendi sektörlerinden değil, başka sektörlerden de gelebileceğinin farkına vararak, müşterilerin bir sektörde veya alanda yaşadıkları iyi bir deneyimi artık her firmadan beklediklerini göz önünde bulundurmaları gerekiyor.
Dijitalleşme yolculuğunun neresinde olduğunu ve nelere ihtiyacı olduğunu belirledikten sonra şirketler için atılması gereken adımların başında dijitalleşme stratejilerini oluşturmak geliyor. Bunu yaparken şirketlerin dijitalleşmeyi bir bütün olarak ele almaları gerekiyor. Şirket içinde tek bir alana ya da bölüme değil, şirketin tümüne yayılmış dijitalleşme çalışmalarının çok daha başarılı olduklarını görüyoruz. Şirketlerin gerek Dijital Operasyonel Yetkinlikler gerekse müşterilerine dönük yüzlerini temsil eden Dijital Hizmetler tarafında geliştirdikleri yetkinliklerin birbirini destekler nitelikte olması, dijital dönüşümün başarıya ulaşmasında önemli bir etken olarak ortaya çıkıyor. Dolayısı ile şirketlerin oluşturduğu stratejinin mutlaka, sunulan ürün ve hizmetlerin, müşteri etkileşiminin ve satış ile satış sonrası hizmet fonksiyonlarının dijitalleşmesini gerçekleştirmek için arka planda bunları destekleyecek işletim modelinin, süreçlerin ve teknolojik yetkinliklerin de eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerektiğini göz önüne alması gerekiyor.
Şirketler şunu unutmamalı: Dijitalleşme stratejilerini önceliklendiren, bu strateji çerçevesinde bir yol haritası çizen, çalışanlarına bu strateji doğrultusunda performans hedefleri koyan ve dijitalleşmenin sağladığı getiriyi ölçmeyi başaran şirketler bu yarışta rakiplerinin önüne geçiyor.
 
Temelleri Doğru Atın:
Şirketlerin dijitalleşme yolculuklarını, doğru temellerin üzerine inşa etmeleri önemli. Pek çok şirket, sosyal medya, mobil uygulamalar, bulut bilişim, analitik gibi olguları içeren bir dünyada rekabet etmeye çalışırken, teknoloji altyapıları çok daha evvelden, başka bir devir için geliştirilmiş durumda. Dolayısıyla, bir yandan mevcut teknoloji altyapılarını kullanmaya devam ederken, bir yandan da dijitalleşmenin getirdiği hız ve karmaşıklığa cevap verecek şekilde mevcut altyapılarını yenilemek, modernize etmek veya dönüştürmek zorundalar. Bu, üç önemli strateji başlığının kurgulanmasını gerektiriyor:
1. Çeviklik: İş ihtiyaçlarının çok daha hızlı hayata geçirilebilmesini sağlayan teknolojik altyapı ve bunun için gereken modüler mimari, yeni nesil entegrasyon teknikleri, mobilite gibi yetkinlikler.
2. Akıllı uygulamalar: Hem şirket içerisinde hem de dış dünyada üreyen büyük veriyi işleyecek, anlamlandıracak ve faydaya çevirecek teknolojik altyapı ve bunun için gereken büyük veri, yapay zeka, doğal dil işleme (NLP) gibi yetkinlikler.
3. Bağlantılı uygulamalar: Gerek iş ortakları, gerek müşteriler, gerekse de sensörler gibi yeni nesil fiziksel gereçlerle sürekli etkileşim halinde olacak bir teknolojik altyapı ve bunun gerektirdiği güvenlik, cihaz yönetimi, analitik gibi yetkinlikler.
 
Dolayısıyla bu stratejik başlıkları hayata geçirirken, bu teknolojik yapının içerisinde mutlaka, veri yönetimi ve analitik, süreç otomasyonu, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, API yönetimi ve siber güvenlik gibi iş ihtiyaç ve risklerini karşılayacak yetkinliklerin geliştirilmesi gerekiyor.
 
Teknolojik temelleri oluştururken, bunu hayata geçirecek işletim modelini ihmal etmemek de önemli. Dijital Stratejiyi, Hizmetleri ve Operasyonel Yetkinlikleri hayata geçirebilecek yetkinliğe sahip, çevik, hızlı karar alabilen ve aynı hedefe odaklı bir işletim modeli oluşturmak ve doğru Anahtar Performans Göstergeleri (KPI) yapılarını kurmak, dijitalleşme yolculuğunda şirketin her departmanının ve fonksiyonunun senkronize bir şekilde ilerlemesini mümkün kılar.

Dijitalleşmeyi Kullanarak Şirketinizi Farklılaştırın:
Doğru temelleri kuran şirketler, daha sağlam, çevik, yalın ve verimli bir yapıya kavuşurlar. Ancak şirketler, rekabete göre kendilerini farklılaştırabilmek için, bütün bu dönüşümün odağında müşterinin ve yenilikçiliğin olduğunu ve dönüşümün bunları merkeze alacak şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini unutmamalılar. Dolayısı ile şirketler, sundukları değer önerisini ve müşteriye dokundukları her noktada bu değer önerisi etrafında yaşattıkları deneyimi, tamamen bu bakış açısıyla kurgulamalı ve bu yeni iş yapış şeklini, tepeden inme değil, şirketin her kademesindeki çalışanın benimsediği bir kültür hâline getirmelidirler. Bu bakış açısını hayata geçirmek için gerekli olan servis tasarımı, kullanıcı deneyimi, dijital pazarlama, dijital kanalların yönetimi, analitik, yenilikçilik gibi yetkinliklerin tümü şirketlerde mevcut olmayabilir. Bu noktada şirketlere düşen; dijital dönüşümü destekleyecek yetkinliklere sahip ve yeni iş yapış şekillerine yatkın insan kaynağını yetiştirmek ve şirket içinde çözümlenemeyecek ya da çözümlenmesi zaman alacak yetkinlikleri elde edebilmek için şirket dışından çeşitli araştırma kurumları, start-up’lar ve bu konuda uzmanlaşmış şirketlerle iş birliğine gitmektir. Ayrıca şirket dışında iş birlikteliklerine gitmek ve bir ekosistem oluşturmak, şirketlerin dijital dönüşüm için ihtiyaç duyduğu yeni fikirleri geliştirmeleri, açık inovasyon ortamı yaratmaları ve bu konuda hızlı yol alabilmeleri için önemli bir katkı sağlar.

Doğru Yönetişim Yapıları İle Gelişiminizi Sürekli İzleyin:
Dijital dönüşüm yolculuğunun başarı ile hayata geçirilmesi için önemli bir etken de üst yönetimin desteğinin alınması ve doğru yönetişim yapılarının kurulması. Stratejinin en üst seviyeden sahiplenilmesi ve iletişiminin yapılması, hedeflerin takip edilmesi ve bu yolculukta engellerle karşılaşıldığında üst yönetimin müdahil olması, dijitalleşmenin başarıya ulaşmasında büyük önem arz ediyor.
Şirketler çoğu zaman dijital yatırımlar ile büyüme ve verimlilik artışı arasında bir bağ kurmuyor ve dolayısıyla bu alandaki yatırımlarının getirisini düzenli olarak takip edecekleri bir yönetişim sistemi oluşturmuyorlar. Belirlenen hedeflere ne oranda ulaşıldığı, hangi hamlelerin olumlu, hangilerinin olumsuz sonuçlandığı, bu sonuçların ne olduğu, yatırım getirileri gibi analizlerin her aşamada yeniden yapılması, karar verici pozisyonundaki yöneticilerin bu konuda düzenli olarak bilgilendirilmesi ve sürekli olarak olumsuz sonuçlanan veya istenen başarıya ulaşamayan inisiyatifleri yeniden yapılandıracak / iyileştirecek hamlelerin yapılması gerekiyor. Bu sayede hem dijitalleşme ile ulaşılmak istenen vizyona doğru başarıyla yol alınması sağlanır, hem de dijitalleşmenin aslında kendi kendisini finanse eden bir dönüşüm olduğu ortaya çıkar ve dijitalleşme için gerekli finansal kaynakların tahsisi bir sorun olmaktan çıkar.
 
Makro Ölçekte Yapılması Gerekenlerin Önemini Göz Ardı Etmeyin:
Dijital dönüşümün hızlandırılması için gerekenler, belli noktalarda şirketlerin tek başlarına yapabileceklerinin sınırlarını aşıyor. Dijital dönüşüm için gerekli insan kaynağının yetiştirilmesi için gerekli eğitim altyapısının oluşturulması, dijitalleşme alanında proje ve yatırım yapılmasını kolaylaştıracak düzenlemeler yapılması ve bu yatırımların desteklenmesi, şirketlerin hareket alanını belirleyen regülasyonların düzenli olarak gözden geçirilmesi gibi konular için; şirketlerin, çeşitli sivil toplum ve meslek kuruluşları, üniversiteler ve regülasyon ve kanun koyucu resmi kurumlar ile iş birliği yapmaları da son derece önemli hale geliyor.”
 
DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE TÜRKİYE
Konunun çerçevesini toparlayan bir çalışma çıkıyor karşımıza. Bu çalışma, Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı-İl Planlama Uzmanı Uğur Karagöz’ün 2016 tarihli “Dijital Dönüşüm ve Türkiye” başlıklı makalesi. Şöyle diyor Uğur Karagöz:
“Günümüzde teknolojinin kullanılmadığı, takip edilmediği ve geliştirilmediği bir platform neredeyse kalmamış durumda. Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan sanayiye, tarımdan madenciliğe kadar akla gelebilecek her alanda veya sektörde teknoloji ve onun getirdiği yenilikler göze çarpıyor. Teknolojinin gelişim hızı devam ettikçe de bazı kavramlar gün yüzüne çıkıyor ya da yeni birçok kavram literatüre giriyor. İşte bunlardan bazıları;
• İnovasyon
• Otonom teknoloji
• Nesnelerin interneti
• Büyük veri
• Açık veri
• Açık kaynak kodu
• Elektronik devlet
• Akıllı devlet
• Dijital devlet
• Siber uzay
• Bulut Teknolojisi
• Yapay zekâ
• Veri madenciliği
• İnternet değişim noktası
• Endüstri 4.0
• Akıllı sistemler
• Bitcoin
• Siber güvenlik
• Coğrafi bilgi sistemi
• Hyperlink
• İntranet
• Sensör teknolojileri
Hiçbirimizin eğer ki işimizle doğrudan ilgili değilse yukarıda yer alan kavramların anlamını bilmek, merak edip öğrenmek gibi bir amacı olmamasına rağmen bunlardan çoğu, farkında olmaksızın yaşamımızda önemli konuma gelmiş birçok teknolojik araç ve gerecin keşfinde, kullanımında ve geliştirilmesinde yerini almıştır bile. Örneğin yakın geçmişte hayatımıza giren ve çıkış noktasında PDA olarak adlandırılan telefonlarla birlikte cep telefonu teknolojisi evrim geçirmiş ve adeta yeniden keşfedilmiştir. (Personel Digital Asistant (PDA), Kişisel Dijital Yardımcı anlamına gelmektedir. PDA’ların özelliği bilgisayar ile yapılabilecek bazı işlerin bu cihazlar ile yapılabilmesidir. Örneğin Word, excel uygulamaları, internet, kamera vb.)
Bu tarz teknolojik evrimler birçok alanda vücut bulurken uzun zaman önce başlayan dijitalleşme olgusu hayatımızın merkezine doğru yolculuğuna devam etmektedir.
 
Peki dijitalleşme nedir? Bu soruyu internet üzerinde bir arama motoruna yazıp sorguladığınızda tatmin edici bir cevapla karşılaşmanın zor olduğunu görebilirsiniz. Bunun nedeni dijitalleşmenin aslında bir sürece işaret etmesinden dolayı tek başına kullanımının kendini ifade etmekte yetersiz kalmasındandır.
 
Eğer ki bu kavramın yanına dönüşüm sözcüğünü de ekleyip değerlendirirseniz işte o zaman tanımlama konusunda daha net ifadelere geçmeniz mümkün olabilmektedir.

Dijital Dönüşüm:
Türk Dil Kurumu sözlüğünde dijitalin Türkçe karşılığı ‘sayısal’ olarak belirtilmiş ve verilerin bir ekran üzerinde elektronik olarak gösterildiği kavram olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle dijitalleşmeyi ‘sayısallaştırma’, dijital dönüşümü de ‘sayısal dönüşüm’ olarak ifade etmek mümkündür.
 
Bu tanımlamalar dar anlamda dijitalleşmeyi anlatmaktadır. Ancak gerçekte durum bundan oldukça farklıdır. Çünkü sayısallaştırma dijitalleşme için bir başlangıç noktası olurken, dönüşümle birlikte değerlendirildiğinde sayısallaştırma ifadesinin yeterli olmadığı ve sayısallaştırılan her türlü verinin kullanılabildiği, işlenebildiği, anlamlandırılabildiği bir süreci anlatan bir tanımlamaya ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır.
İnternet üzerinde yapılan tanımlamalara bakıldığında ise, dijitalleşmenin ağırlıklı olarak şirket boyutunda ele alındığı ve dijitalleşme sürecinin şirkete gelir getiren bir unsur olarak nitelendirildiği görülmektedir. Benzer şekilde inovasyon tanımı yapılırken de ortaya atılan bir fikrin yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün ya da hizmetle gelir getirici bir etkiye dönüştürülmesinden bahsedilmektedir. Bu karşılaştırmadaki kilit nokta, teknolojinin her iki kavramın da merkezinde yer alması ve özel sektör açısından gelir getirici özelliğinin ön planda tutulmasıdır.
 
Yukarıda yer alan tanımlamaların aksine dijitalleşme denilen hadise sadece özel sektörü değil, kamu sektörü ve teknoloji ile iç içe olan toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir olgudur. Hatta sosyolojik, kültürel ve ekonomik açıdan değerlendirmelerin yapılabileceği özelliklere sahip, gelir getirici etkisinden ziyade toplumsal bir dönüşümü ifade eden kavramdır dijital dönüşüm. Bununla birlikte yazının hemen başında sıralanan kavramların en dikkat çekenleri bir araya getirildiğinde aslında dijital dönüşümde başı çeken faktörlerin neler olduğu da ortaya çıkmaktadır: İnovasyon, nesnelerin interneti, büyük veri, açık veri, endüstri 4.0, dijital devlet, bulut teknolojisi ve siber güvenlik. İşte bu kavramlar dijitalleşmenin özüne işaret etmekte ve dijital dönüşüm sürecinin kapsadığı kesimlerin ne kadar geniş olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
 
Kapsayıcı bir tanım yapmak gerekirse dijital dönüşüm, teknolojinin kamu ve özel sektörün amaçlarına hizmet edecek şekilde kullanılması, ancak özünde insan yaşamını kolaylaştırma odağından uzaklaşılmaması ve dijitalleşme algısının toplumun tüm kesimlerince benimsenecek düzeyde bir kültürün oluşturulması sürecidir diyebiliriz.
 
Dijitalleşme Çalışmaları:
Bilgisayar ve başlangıçta onunla bütünleşen ancak şu an neredeyse her teknolojik araç/gerece entegre edilen internetin yaygınlaşmasıyla dijitalleşme hızı da bir o kadar artmaya başlamıştır. Dijital dönüşüm ise yakın zamanda Avrupa Birliği (AB) tarafından ele alınarak yeni bir vizyon olarak değerlendirilmeye tabi tutulmuştur.
Söz konusu vizyon 2010 yılında yayımlanan Avrupa Dijital Gündemi’dir. Avrupa Komisyonu tarafından sunulan Dijital Gündem, Avrupa Birliği’nin büyüme hedeflerini belirleyen Avrupa 2020 Stratejisi’nin 7 dayanağından birini oluşturmaktadır. Dijital Gündem, inovasyon, ekonomik büyüme ve gelişmeyi teşvik etmek amacıyla bilgi ve iletişim teknolojilerinden daha fazla yararlanmayı amaçlamakta; temel amacının ise Avrupa’da akıllı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyümeyi oluşturmak için dijital tek pazarın geliştirilmesi olduğu ifade edilmektedir. Dijital Gündem’in amacına ulaşmasında da yine 7 ayaklı bir süreç belirlenmiştir:
 
1. Sayısal tek pazarın sağlanması
2. Birlikte çalışabilirlik ve standartların geliştirilmesi
3. Online güven ve güvenliğin güçlendirilmesi
4. Herkes için hızlı ve ultra hızlı internet erişiminin teşviki
5. Araştırma ve yenilik yatırımı
6. Dijital okuryazarlık, beceri ve içermeyi teşvik
7. AB toplumu için Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden etkin fayda sağlanması
Avrupa’nın ardından Amerika da 2012 Mayıs ayında Dijital Hükümet Yol Haritası’nı yayımlayarak bu kapsamda yapılacak çalışmaların 4 başlık altında yürütülmesini öngörmüştür:
1. Açık veri, içerik ve API kullanımını sağlayan bir bilgi merkezi oluşturmak. (Application Programming Interface (API), Uygulama Programlama Arayüzü anlamına gelmektedir. API, bir uygulamaya ait yeteneklerin, başka bir uygulamada da kullanılabilmesi için, yeteneklerini paylaşan uygulamanın sağladığı ara yüz olarak tanımlanabilir.)
2. Dijital hizmetleri geliştirecek ortak bir platform kurmak.
3. Müşteri merkezli araçlar ve teknolojinin kullanılmasını sağlamak.
4. Yeni teknolojilerin kullanılmasında güvenlik ve gizliliğin temel alınması.
Yol haritasında dijital hizmetler için 3 katmanlı bir yapı benimsenmiştir.
Gerek Avrupa gerekse Amerika örnekleri incelendiğinde dijital dönüşümün benzer kilit noktalarda birleştiği ve kapsayıcılık açısından kamu ve özel sektörle birlikte toplumun tüm kesimlerini çerçeveleyen bir yapıda algılandığı görülmektedir.
 
Türkiye’de Dijital Dönüşüm:
Dijital dönüşüm, Türkiye için yabancı bir kavram olarak görülmese de kamu yönetimi marifeti ile bütünleşen yapıda tasvir edilemeyen bir niteliği var diyebiliriz. Bunun bir nedeni kamu yönetiminde teknoloji ve türevlerinin kolay kolay benimsenemiyor oluşudur. Kamu yönetiminde geleneksel yaklaşımların yerine “Batı” kökenli transferlerin her zaman için yönetim anlayışımıza uymaması da bir başka nedendir.
 
Devlet desteği ile ekonomik büyümede teknolojik imkanların tüm kamu genelinde kullanımının seferber edilmesinde, Avrupa Dijital Gündem’inde belirtilen ve belki de bize en çok uyan şu 3 özelliğin temel alınması gerekmektedir.
• Akılcı
• Kapsayıcı
• Sürdürülebilir
 
Bu olgudan hareketle sivil toplum özelinde yeni oluşumlar ile çalışmalar yapılmaya başlanarak Avrupa Dijital Gündemi yakından takip edilmektedir. Bunlardan ilki; Türkiye Bilişim Vakfı (TBV), Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), Türkiye Bilişim Derneği (TBD), Türk Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD) ve Elektronik Cihazlar İmalatçıları Derneği’nin (ECİD) girişimleriyle kurulan Dijital Türkiye Platformu’dur.
Bu platform katıldığı uluslar arası organizasyonlar, düzenlediği etkinlikler ve yayımladığı raporlar ile dijital dönüşüm çalışmaları konusunda önemli katkılar sunmaktadır. Platformun üyelerinden TBV ve TBD gibi sivil toplum kuruluşlarının ayrıca düzenlemiş oldukları paneller, ödül törenleri, projeler ya da benzer nitelikteki etkinlikleri dijital dönüşüm alanında farkındalık oluşması ve kamu sektörü ile özel sektörü bir araya getirmesi bakımından oldukça önemlidir. Dijital Dönüşüm Derneği de yapmış olduğu etkinliklerle bu sürece olumlu katkılar sağlayan bir diğer sivil toplum kuruluşudur.
 
Peki kamu kurumları tarafından ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
 
Kuşkusuz Kalkınma Bakanlığı tarafından 2005 yılında yayımlanan Bilgi Toplumuna Dönüşüm Politika Belgesinin ardından son olarak 2015 yılında yayımlanan 2015-2018 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı’nın dijital dönüşüm konusunda sağlayacağı katkı çok önemlidir. Benzer olarak Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan ancak henüz yayımlanmayan 2016-2019 Ulusal e-Devlet Stratejisi ve Eylem Planı ile 2016 yılında yayımlanan 2016-2019 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı önemli dokümanlardır.
Ancak dikkat edildiğinde bu eylem planlarının birbirinden bağımsız ve birbiri arasında bütünlüğü olmayacak şekilde farklı kurumlarca çıkarıldığı, doğrudan dijital dönüşümle örtüşmediği ve yukarıda kritik olarak değerlendirilen 3 unsuru (akılcı, kapsayıcı, sürdürülebilir) yapısında barındıran bir ekonomik büyümeyi desteklemediği görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında dijital dönüşümün kaçınılmaz bir hızla tüm ülkeleri sardığı günümüz kamu yönetiminde, konunun öncelikle kurumlar üstü bir yapı tarafından ele alınması, sahiplenilmesi ve çalışmaların bu doğrultuda sürdürülmesine ihtiyaç olduğu açıktır. 
 
64. Hükümet 2016 Yılı Eylem Planı’nda 6 ay içinde gerçekleştirilecek reformlar arasında yer alan ve eylemden sorumlu kurumun Başbakanlık olarak belirlendiği ‘Dijital Türkiye Projesi Yol Haritası oluşturulacak ve bu doğrultuda uygulama başlatılacak’ eylem maddesi devletin bu konudaki bakış açısının ne denli önemli olduğunun en kritik ispatıdır. 65. Hükümet Programı incelendiğinde de bu eylem maddesini destekleyen birçok hedefle karşılaşmak mümkündür. Bunlardan bazıları:
1. Bilgi ve iletişim teknolojilerinden etkili bir araç olarak faydalanarak bilgi tabanlı ekonomiye dönüşümü ve nitelikli istihdamı geliştirmek.
2. Ulusal Genişbant Stratejisini hazırlamak.
3. Fiber erişim destekleme programını oluşturmak ve Fiber altyapı yatırımlarının artırılmasına önem verecek, hızlı ve kaliteli genişbant erişim yaygınlığını sağlamak.
4. Bilgi teknolojileri sektörüne yönelik veri altyapısını güçlendirmek ve bilgi teknolojileri firmalarının
küresel pazarlara açılımını teşvik etmek.
5. Kamu yönetiminde şartların ve anlayışların değişimi içinde, yenilikçi ve vatandaş memnuniyetini esas alan bir yaklaşımı benimsemek.
6. Bilim, teknoloji ve yeniliğin, ülke ekonomisinde kritik bir role sahip olmasını sağlamak.
7. Büyük ekonomiler arasına girme hedefine yönelik olarak teknoloji üreten ve katma değeri yüksek ürünler ihraç eden bir konuma hızlı bir şekilde ulaşmak.
8. Savunma, havacılık ve uzay teknolojilerine yönelik yerlileştirme ve millileştirme çalışmalarına hız verilmesi.
9. Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin artırılmasına yönelik destek sağlayan kurumlar arasında koordinasyonu güçlendirmek ve desteklerin etkinliğini artırmak.
10. Güven ve istikrar içerisinde üretim ağırlıklı büyüyecek olan ekonominin temelini nitelikli, girişimci ve yenilikçi insanımız; bilgi ve teknoloji ile katma değeri yükselten işletmelerden oluşturmak.
11. Türkiye’yi yenilik alanında bir üst lige taşıyacak olan Bilişim Vadisini kurmak.
 
Sonuç:
Ülkemizde kamu sektörü öncülüğünde yürütülecek dijital dönüşüm çalışmalarının Dijital Türkiye Yol Haritası ya da farklı bir isim altında olmasının bir önemi olmaksızın Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığı gibi kurumlar üstü bir yapılanma tarafından sahiplenilmesi ve tüm kurum ve kuruluşlar ile koordineli bir şekilde çalışılmasına büyük ihtiyaç duyulmaktadır.
 
Özellikle e-Devlet örneğinden yola çıkacak olursak Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bu alanda yürüttüğü çalışmaları her ne kadar Başbakanlık adına yapıyor ve kendi kanununda sınırları belirlenmiş bir alanda faaliyet gösteriyor olsa da teşkilat yapısına denk kurumlar ile koordinasyon sağlamakta yaşadığı zorlukların Türkiye’nin kısa zamanda gerçekleştireceği hedefleri ötelemesine sebep olduğu görülmektedir. Bu nedenle dijital dönüşüm çalışmalarının tek elden koordine edilmesi ve üst bir sahiplenmeye tabi tutulmasının önemi uzun vadede daha net ortaya çıkacaktır.
 
64. ve 65. hükümet programlarına bütüncül bir perspektif ile bakıldığında dijitalleşmenin birçok konuda olduğu gibi devlet politikası olarak benimsenmesi, bu alanda yapılacak çalışmalarda etkinlik kazanılmasında kilit unsur olmaktadır. Ayrıca kamu yönetiminde dijitalleşme yönünde başlatılan projeler tespit edilmeli ve sıfırdan başlamak yerine mevcut ama kullanılabilir verilerin yer aldığı sistemler sürece dahil edilmelidir.
 
 Örneğin Başbakanlık tarafından yürütülen Elektronik Kamu Bilgi Yönetim Sistemi (KAYSİS) incelendiğinde kamu yönetiminde yer alan unsurların uzun zamandan beri sayısallaştırıldığı ve sistem kullanımının tüm kurum ve kuruluşlarca benimsenecek düzeye geldiği görülmektedir.
 
Bu hususlar doğrultusunda dijital dönüşüm için bir yol haritası çizilmeli ve bu yola liderlik yapacak üst kurum tarafından gerekli kurumsal yapılanması da tamamlanarak ‘dijital dönüşüm’ süreci başlatılmalıdır.”
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.