DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ’NÜN GÜÇLÜ-ZAYIF ANALİZİ

 DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ’NÜN GÜÇLÜ-ZAYIF ANALİZİ

Nisan 2014 tarihli “TOBB Türkiye Demir Ve Demirdışı Metaller Meclisi Sektör Raporu”na göre, “Dünya çelik üretiminin yaklaşık olarak % 2.2 oranındaki bölümünü gerçekleştiren Türkiye, miktar açısından dünyanın 7. en büyük çelik ihracatçısı, 9. en büyük çelik ithalatçısı ve inşaat demirinde dünyanın en büyük ihracatçısı konumundadır. Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin, çelik ürünlerinde en büyük tedarikçisi olan Türk çelik sektörü, uzun ürünlerden sonra, birkaç yıl içerisinde yassı ürünlerde de net ihracatçı pozisyonuna geçmeyi hedeflemektedir.
 
Dünya Çelik Derneği (worldsteel) verilerine göre, Türkiye;
• Dünyanın en büyük 8. çelik üreticisi
• Dünyanın en büyük 8. çelik tüketicisi
• Dünyanın en büyük 7. çelik ihracatçısı
• Dünyanın en büyük 9. çelik ithalatçısı
• Dünyanın en büyük 6. net çelik ihracatçısı
• Dünyanın en büyük inşaat demiri ihracatçısı ve Çin’den sonra dünyanın ikinci en büyük uzun ürün ihracatçısı
• Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin en büyük çelik tedarikçisi konumunda bulunmaktadır.
 
2013 yılında % 70 seviyelerine kadar gerilemiş bulunan çelik sektörümüzün kapasite kullanım oranının, yeniden % 80’ler seviyesine çıkartılmasını mümkün kılacak tedbirlerin alınması,
kurulu kapasitelerin etkin bir şekilde kullanılarak, dış ticaret açığının ve cari açığın kapatılmasına, istihdamın, yurtiçi katma değerin arttırılmasına ve çelik sektörü- nün girdi sağladığı otomotiv,
inşaat, beyaz eşya, makine gibi temel sektörlerin gelişimini desteklemesine sağlayacağı katkı itibariyle, Türk ekonomisi açısından hayati önem taşımaktadır.
 
Dünyada ve Türkiye’de Kişi Başı Ham Çelik Tüketimi: Türkiye, 2012 yılında gerçekleştirdiği 400 kg seviyesindeki kişi başına ham çelik tüketimi ile, İngiltere, İspanya, Hollanda, Polonya,
Danimarka gibi pek çok AB ülkesi ve AB ortalamasının üzerinde bir seviyede yer almaktadır. 2000 yılından bu yana dünya ortalamasının oldukça üzerinde artış gösteren ve istikrarlı bir şekilde artmaya devam eden Türkiye’nin kişi başına ham çelik tüketimi, 2013 yılında ise, 434 kg seviyesine kadar çıkmıştır. Ülkelerin kişi başına ham çelik üretimleri, iç piyasalarında inşaat
vb sektörler tarafından tüketilen çelik miktarı yanında, otomotiv, makine, beyaz eşya, gemi gibi çelik tüketicisi imalat sanayi sektörlerinin üretim ve ihracat hacimleri ile doğru orantılıdır.
Türkiye’nin çelik tüketimi de, imalat sanayindeki büyümeye paralel olarak artış göstermektedir. Kişi başına ham çelik tüketiminde, 1276 kg ile ilk sırada yer alan Katar’ı, 1159 kg ile Güney Kore, 1089 kg ile Birleşik Arap Emirlikleri, 924 kg ile Tayvan ve 904 kg ile Singapur takip etmiştir. Dünya Çelik Derneği verilerine göre, kişi başına ham çelik tüketimini, 2012 yılındaki 384 kg seviyesinden, 2012 yılında 400 kg seviyesine yükselten Türkiye, 302 kg seviyesinde bulunan AB27 ortalamasından, Fransa, İtalya, İngiltere gibi gelişmiş Avrupa ülkelerinden daha fazla kişi başına çelik tüketmiş bulunmaktadır.”
 
Son bölüm olarak da, yine raporda yer alan Demir Çelik Sektörü’nün SWOT Analizi’ne, sektördeki yeni yönelimlere, sektörün rekabet gücü ve verimlilik verilerine bakalım:
 
SEKTÖRÜN GÜÇLÜ YÖNLERİ:
 
• Türkiye’nin, ekonomik ve demografik faktörler açısından, makro düzeyde sağlıklı büyüme beklentilerine sahip olması,
• Sektörün % 100 özel sektör hüviyetinde olmasının, esnek ve dinamik karar mekanizmaları oluşturulmasına imkân sağlaması
• Karar mekanizmasının sağladığı dinamizme bağlı olarak, girdi tedariği, üretim ve ihracatta esneklik gösterilebilmesi,
• Teknolojik donanım ve tecrübe itibarıyla uluslararası rekabet gücü,
• Uluslararası standartlarda kaliteli ürün üretimine odaklılık,
• Değişim ve dönüşüm programları çerçevesinde kapasitedeki iyileştirmeler,
• Yüksek çevre bilinci ve çevre koruma faaliyetlerinin sürdürülmesi,
• Talebi fazla ve yatırımları düşük ürünlerin kapasitesinin arttırılmasına yönelik gelişmeler,
• Otomotiv, beyaz eşya, gemi inşa, altyapı ve inşaat sektörlerinin güçlü yapısı,
• Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik girişimlerde bulunulması,
• Dünya standartlarında üretim yapabilen, markalaşmış üretim,
• Ülkenin coğrafi konumunun getirdiği lojistik ve stratejik avantajlar,
• Avrupalı üreticilere kıyasla düşük imalat maliyetleri,
• Tesislerin lojistik açıdan avantaj sağlayan deniz kenarında bulunması,
• Kalite sertifikasyonlu tesis sayısının yaygınlığı,
• Yönetim kabiliyeti yüksek, deneyim ve bilgi birikimine sahip insan gücünün olması,
• Üretim ve ihracatta başarılı bir imalat sanayii sektörünün varlığı,
• Sektörün erişmiş olduğu yüksek kalite düzeyi ve buna dayalı ihracat potansiyeli ve bilgisi,
• Bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı ve yeni teknolojilere dayalı üretim tesisleri,
• Katma değeri yüksek ürünlere geçiş konusundaki kararlılık.
 
SEKTÖRÜN ZAYIF YÖNLERİ:
 
• Başta enerji olmak üzere, girdi maliyetlerinin rakip ülkelere göre yüksek seviyede olması,
• AB standartlarını hedefleyen yüksek maliyetli çevre yatırımları
• Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından alınan çevre katkı payının, maliyetleri arttırarak, rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemesi,
• Sektörün, hammaddelerde dışa bağımlılık oranının yüksek olması,
• Dahilde İşleme Rejiminin yurtiçi girdi tedariğini sınırlayıcı yönde sonuçlar doğurması,
• 2008 yılından bu yana yassı çelik üretim kapasitesinde sağlanan yüksek oranlı artışların, yassı çelik ithalatına ilişkin mevzuata yansıtılmamış olması,
• Sektörün ihracat ve ithalat yapma zorunluluğu ve navlun maliyetlerinin yüksekliği,
• Kalitesiz ve ucuz ürün ithalatını engelleyici mekanizmaların yetersizliği,
• Komşu ülkelerdeki rakip üreticilerin, temel girdiler açısından karşılaştırmalı üstünlüklerinin, büyük maliyet avantajı sağlaması,
• Komşu ülkelerin hurda ihracatına getirdiği sınırlamaların haksız rekabete yol açması,
• Dünya çelik sektöründe devam etmekte olan devlet yardımlarının, devlet yardımlarından yararlanamayan sektörün rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemesi,
• Dünya çelik sektöründe korumacı politikalardaki artış eğilimi,
• Piyasadaki üretici sayısının fazla olması,
• Kurumsallaşmada eksikliklerin bulunması,
• Yatırımlara AB mevzuatı dışında devlet yardımı sağlanamaması,
• AR-GE bilincinin yeterince gelişmemiş olması,
• Deniz kıyısında bulunmayan tesisler için lojistik maliyetlerin yüksekliği,
• İşçilik maliyetlerinin rakip ülkelere kıyasla yüksek seviyede bulunması,
• Doğal gaz ve elektrikte, tekel konumundaki tedarikçilere bağımlılık,
• Demiryolu altyapısının yetersizliği,
• Katma değeri yüksek ürünlerin üretiminin yetersizliği,
• Firmalar arasında, üniversite-devlet ve sanayi üçgeninde ve uluslararası kuruluşlarla olan ticari, bilimsel ve teknolojik ilişkilerin yetersizliği,
• Yurt içi hammadde üretiminin yetersiz olması,
• Sermaye yetersizliği ve finansman maliyetlerinin yüksekliği,
• AR-GE altyapısının yetersizliği,
• Katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelik yatırımlarda devlet desteğinin bulunmaması,
• Önemli ihraç pazarlarımızda siyasi ve ekonomik etkenlerden kaynaklanan talep daralması,
• Bölge ülkelerindeki yeni çelik kapasitesi oluşturmaya yönelik yatırımları ve artan üretimlerinin, çelik ihracatımızı sınırlandırıcı bir fonksiyon icra etmesi,
• Elektrik enerjisi maliyetlerinin yüksekliği,
• Elektrik enerjisi maliyetleri üzerindeki ilave fon ve kesintilerin sektörün rekabet gücünü sınırlandırması
• Yurt içi tesis, ekipman ve servis üretiminin yetersizliği ve yatırım mallarında dışa bağımlılık,
• Rekabetçi şartlarda yatırım ve işletme kredisinin temin zorluğu,
• Sektörde ve yurtiçi pazarda ölçek ekonomisi eksikliği ve finansal yapıdaki yetersizlikler,
• Üretim teknolojileri ve ürün kaliteleri düşük küçük çaplı üreticilerin, kalitesiz girdi veya ara mamul ithalatı ile, standartlara uygun olmayan üretim yaparak, kayıtdışı ticari faaliyetlerin artmasına yol açması,
• Kayıtdışı faaliyetlerin, haksız rekabete neden olması,
• Dış pazarda hammadde temininde rekabet öncesi işbirliğinin eksik olması,
• Kullanılan girdilerde ve üretimde, sektörün rekabet gücünü zayıflatan ek vergi ve fonların bulunması.
 
FIRSATLAR:
 
• Sektör ürünlerine karşı yurtiçi ve yurtdışı talebin ve tüketimin güçlü olması,
• Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika gibi büyüyen pazarlara coğrafi yakınlık,
• Teknik bilginin yüksek seviyede bulunması ve teknolojik gelişmelerin yakından takip edilmesi,
• Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin ve uyum çalışmalarının devam etmesi,
• Çelik sektörünün tümüyle özel sektör hüviyeti kazanması,
• Otomotiv, dayanıklı tüketim ve gemi inşa sanayi gibi metal tüketiminin fazla olduğu sektörlerde büyüme potansiyelinin olması,
• Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde otomotiv endüstrilerinin yüksek gelişme potansiyeli,
• Coğrafi yönden, mevcut tesislerin yurt içi müşteri kitlesine yakın olması,
• Bazı ürünlerde yeterli kapasitenin bulunmaması ve ilave kapasiteye ihtiyaç olması,
• Türkiye’nin, bölgenin otomotiv ana ve yan sanayii üretim üssü haline gelme yönünde gelişmesi,
• Türkiye’nin çelik tüketiminin gelişme potansiyeli taşıması,
• Devam eden büyük altyapı yatırımları
• Türkiye’de çelik yapıların ve yapısal çelik kullanımının hızla yaygınlaşıyor olması,
• Deprem bilinci ile, inşaatlarda çelik yoğunluğunun artış eğilimi göstermesi,
• Türkiye’nin sanayi ürünü ihracatçısı durumuna gelmesi,
• Birikmiş konut, altyapı projeleri ve kentsel dönüşüm çalışmaları sebebiyle, inşaat sektörünün büyüme potansiyelinin yüksek oluşu,
• Komşu ülkelerin hızla büyüyen altyapı ihtiyacı ve Türkiye’nin avantajlı konumu,
• Arap Baharı’nın yaşandığı bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yeniden inşa ihtiyacının ortaya çıkması,
• Sektörün yüksek katma değerli ürünlere geçme eğiliminin, iç ve dış pazarlarda potansiyel imkanlar yaratması
• Enflasyonun düşme eğilimine girmesi ve durağan hale geleceği beklentisinin olması,
• Kişi başına milli gelirin artması,
• Gelişmiş bilgi teknolojileri altyapısı,
• Üretime hemen dönüştürülebilecek mevcut kapasite yapısı ve yetişmiş insan gücü fazlası,
• Yakın ve orta vadede Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu ülkelerinde beklenen talep artışı,
• Enerji sektöründeki hızlı gelişme beklentisi,
• Petrol fiyatlarındaki yükselişin, Orta Doğu ülkelerinde altyapı yatırımlarını hızlandırması.
 
TEHDİTLER:
 
• Rakip ülkelerin üreticilerine çok yönlü devlet yardımı sağlaması,
• AB’nin 3. ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları’nın Türkiye’yi kapsamaması,
• Çevre mevzuatı kapsamında, yüksek maliyetli çevre yatırımları,
• Global metal sektöründeki yatay ve dikey bütünleşmeler,
• Rusya ve Ukrayna gibi rakip ülkelere göre temel girdi ve işçilik maliyetlerinin yüksek olması,
• Bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika Ülkelerindeki devam eden siyasi istikrarsızlıkların ihracatımızı daraltıcı etkisi,
• Kontrolsüz ithalatın giderek artması,
• Global çelik sektöründeki konsolidasyon nedeniyle güçlü rakiplerin olması,
• Orta Doğu ve Doğu Avrupalı çelik üreticilerinin yeni kapasitelere yönelik yatırımları,
• Çin, Hindistan ve Japonya gibi ülkelerin Türkiye’ye ihracatındaki hızlı artış eğilimi,
• Hammadde fiyatlarında, yüksek oranlı dalgalanmalar ve belirsizliğin yaşanması,
• Hurda ve diğer girdi fiyatlarındaki artışların, dünya çelik sektöründeki yüksek kapasite fazlası nedeniyle, nihai ürün fiyatlarına yansıtılmasında güçlükler yaşanması,
• Çelik ve diğer metallere ikame malzemelerdeki gelişmeler,
• Dünyada yaşanan ekonomik ve politik gelişmelerin iç ve dış piyasalardaki olumsuz etkileri,
• Devlet yardımları ile faaliyetlerini sürdüren ve bu yönüyle haksız rekabet yaratan üreticilerle rekabette güçlüklerle karşılaşılması,
• Yurt içi pazara giriş kolaylığı, üretici sayısının fazla olması ve artma beklentisi
• Kapalı ekonomi üreticileri ile rekabette zorluk yaşanması,
• Yükselen lojistik maliyetleri,
• İhracat pazarlarında korumacı önlemlerin artması,
• Satış imkânı olan büyük projelerin karar alma mekanizmasında hükümetlerin yer alması,
• Bazı sektörlerde yeni yatırımların düşük maliyetlerle kolaylıkla yapılabilmesi,
• Türk Lirası’nın değerindeki ani iniş ve çıkışlar,
• Avrupa Birliği’ndeki ekonomik krizin AB’ye ihracatımızı daraltıcı, bölgeden ithalatımızı artırıcı yönde sonuçlar doğurması,
• Katı çalışma ve çevre mevzuatının, yüksek tutarlarda ilave maliyetlere yol açması,
• Türkiye’de maden arama ve işletilmesinin yeterince yapılamaması,
• Dünyadaki tekelleşme nedeniyle sınırlı sayıda hammadde üreticisine bağımlı olunması,
• İthalatta gümrüklerde kalite kontrolünün yeterli bir şekilde yapılamaması,
• Enerji fiyatlarının yüksekliği ve hammadde tedarikinde ithalat zorunluluğunun olması,
• Hammadde, yarı mamul ve mamul ürünlerde iç pazarlarını koruyan ve ihracata destek veren ülkelerin olması
• AKÇT anlaşması nedeniyle çelik sektörüne devlet yardımı verilememesi,
• Yarı ve nihai ürünlere uygulanmakta olan gümrük vergilerinin, DİR ve STA’lar vb. nedenlerden dolayı beklenen etkiyi yaratmaması
• Dahilde İşleme Rejimi (DİR) ile ilgili uygulamanın çerçevesinin oturtulması ve etkinliğinin arttırılması konusunda müşahhas adımlar atılamaz ve ayniyat tespitleri yapılamaz iken, Gümrük
Kontrolü Altında İşleme Rejimi (GKAİR) adıyla ithalatı teşvik eden başka bir enstrümanın uygulanmaya başlaması.
 
Sektörde Yeni Yönelimler:
Türk demir çelik sektörü, teknolojinin rekabet gücü açısından taşıdığı önemin bilinci içerisinde, dünyadaki son teknolojik gelişmeleri yakından takip etmektedir. Sektör tarafından yeni ürünlerin geliştirilmesine ve katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine giderek daha fazla kaynak tahsis edilmektedir. Demir çelik sektörümüzde hâlâ ağırlıklı olarak uzun inşaat demiri üretiliyor olmasına rağmen, son yıllarda yassı mamûle yönelik yatırımların arttırılması ile, yassı ve yapısal çelik ürünlerindeki açığımızın kapatılması yönünde ciddi başarılar elde edilmiştir.
Yassı mamûlün yanı sıra, vasıflı çelik ve yapısal çelik ürünlerindeki kapasite artışına yönelik AR-GE ve proje çalışmaları da devam etmektedir. Çin’in son yıllarda dünya çelik üretimindeki
payını olağanüstü ölçüde arttıran yeni yatırımları ve dünya genelinde yaşanan yatay-dikey konsolidasyonlar, Ülkemiz demir- çelik sektörünün bugünkü konumunu koruyabilmesi için, özel tedbirler alınmasını şart kılmaktadır. Bu cümleden olarak;
 
• Üretim maliyetlerinin, Rusya, Ukrayna ve Çin gibi rakiplerimizle aynı seviyelere düşürülmesi,
• Devletin sektör üzerinde ek maliyetler yaratmaması,
• Girdi maliyetlerinin düşürülmesi,
• Sektördeki yeniden yapılanma ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelik ürün dönüştürme çalışmaları ile AR-GE ve çevre yatırımları gibi projelerin önündeki bürokratik engellerin kaldırılması,
• Katma değeri daha yüksek ürünlerin üretilmesine ve verimliliğin arttırılmasına yönelik AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi, hayati önem taşımaktadır.
 
Önümüzdeki yıllarda, yassı ve vasıflı çelik ürünleri gibi katma değeri yüksek ürünlere yönelik olarak, demir çelik sektörünün üretim kapasitesinde gerçekleştireceği artışlar, arz-talep ve ihracat-ithalat dengelerinin daha sağlıklı bir zemine oturtulmasına katkıda bulunacaktır.
 
Sektörün Yapısal Sorunları ve Çözüm Yolları: Dünya piyasalarındaki talep daralmasının ve sektörün rekabet gücündeki gerilemenin de etkisi ile, son yıllarda milyarlarca dolar yatırımla
oluşturulan kapasitelerin, tam olarak kullanılamadığı görülmektedir.
 
Sektörün uluslararası piyasadaki rekabet gücünün korunması ve üretim faaliyetlerinin geliştirilmesi açısından;
• Sektörün en büyük ikinci girdisi konumunda bulunan elektrik enerjisi üzerindeki TRT Payı, Belediye Fonu gibi sektörle hiçbir ilgisi bulunmayan fon ve kesintiler ile entegre tesislerde kok gazından alınan hava gazı vergisinin kaldırılması,
• Elektrik enerjisi fiyatlarında, tüketim miktarını esas alan ve tüketim arttıkça fiyatlarda düşüş sağlayan, AB ülkelerindeki sanayi tarife gruplarına benzer bir düzenlemeye gidilmesi,
• Katma değeri yüksek ileri teknoloji gerektiren ürünlerin üretilebilmesi ve yerli girdi tedarik imkânlarının arttırılabilmesi için, Türkiye-AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması’nın sektöre devlet yardımlarını yasaklayan hükümlerinin revize edilmesi,
• Hurda ve kömür ithalatından tahsil edilmekte olan çevre katkı payı uygulamasına son verilmesi,
• Yurtiçi girdi tedarik imkânlarının geliştirilmesi, uluslararası piyasada rekabet gücünün arttırılması,
• Son yıllarda % 50’ye yaklaşan atıl kapasiteye rağmen, artış eğilimini sürdüren yassı ürün ithalatının sınırlandırılmasını teminen, yassı ürünlere uygulanmakta olan gümrük vergilerinin, eski seviyelerine yükseltilmesi,
• 30 Ekim 2013 tarihinde, bazı paslanmaz çelik ürünlerinin ithalatına getirilen gümrük vergisi uygulamalarının diğer ürünleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi,
• Kesinti ve vergilerin KDV matrahı dışında tutulması,
• Dahilde İşleme Rejimi ve Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi mevzuatlarının ithal girdiyi teşvik eden yapısının gözden geçirilerek; yerli girdi tedariğini ithal girdiler karşısında
dezavantajlı duruma getiren mevcut uygulamaların istismar edilmesinin ve amacı dışında kullanılmasının önüne geçilmesini mümkün kılacak tedbirlerin alınması,
• Türkiye’ye kalitesiz çelik ürünlerinin girişinin engellenebilmesi için, gümrüklerde yapılan teknik kontrollerin sıkılaştırılması
• Hammadde tedarik güvenliğinin sağlanması
• Özellikle yassı ve vasıflı ürünlerde, yerli mamûllerin tüketimini teşvik edecek mekanizmaların geliştirilmesi,
• Başlatılan yatırımların hızlandırılmasını teminen, çevre ile ilgili olanlar başta olmak üzere, yatırımların önündeki bürokratik engellerin kaldırılması, büyük önem taşımaktadır.
 
Sektörün Rekabet Gücünün Artırılması ve Verimlilik: Türk demir çelik sektörü, girdilerini teşkil eden hurda ve cevherde büyük oranda ithalata bağımlı olması sebebiyle, dış etkenlere açık bir
konumda bulunmakta ve Çin, Avrupa ve Amerika’daki gelişmelerden etkilenmektedir. Bu nedenle, girdi maliyetleri açısından, avantajlı bir konumda olmadığı görülmektedir. Girdi maliyetlerinin önemli unsurlarından olan enerji, hurda, kok kömürü ve cevher fiyatlarında yaşanan artışlar, sektörü zor durumda bırakmaktadır. Rusya ve Ukrayna gibi kendi hammadde
kaynaklarına sahip olan ülkelerdeki üreticiler ise, maliyet açısından avantajlı konuma gelmişlerdir. Söz konusu ülkeler hurda ihracatına getirdikleri vergi ve tarife dışı engellerle de, çelik sektörlerini desteklemektedir. Ayrıca, işgücü maliyetlerinin, sektörün en önemli rakiplerinden olan BDT ülkelerindeki çelik üreticilerine göre yüksek olması, sektörü olumsuz yönde
etkilemektedir. Diğer taraftan, Avrupa Birliği’nin hurda ihracatına sınırlama getirme eğilimi ve artan korumacılık, Türk çelik sektörünü rahatsız etmektedir. Çin’in çelik üretiminde, kendine yetebilir konuma gelmesi sonrasında, zaman içerisinde arz fazlalığı sebebiyle ihracatçı konumuna geçmesi, piyasadaki rekabetin daha da artmasına sebep olmuştur. Sektör kuruluşları, üretim maliyetlerini düşürebilmek ve uluslararası piyasadaki rekabet avantajını arttırabilmek için, enerji verimliliği çalışmalarına ağırlık vermekte ve teknolojilerini sürekli bir şekilde güncel tutarak, rekabet güçlerini korumaya çalışmaktadır. Ekonomi Bakanlığı tarafından 2010 yılının Eylül ayında başlatılmış bulunan ‘Yerli Girdi Tedarik Stratejisi’ çalışmaları kapsamında;
 
• Dış ticarette ihtiyaç duyulan girdilere en uygun şartlarda, uygun fiyatlarla, engelsiz olarak erişim imkânının sağlanması,
• Girdi tedariğinde, mümkün olabildiğince, atıl kalan iç kaynaklara yönelinmesi ve ithalat bağımlılığının azaltılması,
• Girdi tedariği ve kullanımında kaynak verimliliğini sağlayacak çözümler üretilmesi, hedeflenmektedir.
 
Söz konusu çalışmada belirlenen hedeflere ulaşılması halinde; demir çelik sektöründe, girdi tedariğinde etkinliğin ve verimliliğin artırılması, rekabet gücünün iyileştirilmesi, yerli tedarik imkânlarının geliştirilmesi ve buna yönelik politika önerilerini ortaya konulması mümkün olabilecektir.”

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.