DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ ARTIK ZIRHLI ÇELİK ÜRETEBİLİR Mİ?

 DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ ARTIK ZIRHLI ÇELİK ÜRETEBİLİR Mİ?

Demir-Çelik Sektörü’ne ilişkin ilk verimiz, İHA’nın Mayıs 2015 tarihli ve “Demir çelik sektörü artık zırhlı çelik üretmeli” başlıklı haberi. Habere göre, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri
Işık, Türk demir çelik sektörünün hurdadan üretimden vazgeçip cevhere yönelmesi gerektiğini vurgulayarak sektör yöneticilerinden zırhlı çelik üretmelerini istemiş. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Zonguldak Valisi Ali Kaban, AK Parti Zonguldak Milletvekili adayları Faruk Çaturoğlu, Özcan Ulupınar ve Emine Çift ile birlikte bir demir çelik fabrikası tarafından kurulan AR-GE merkezinin açılışına katılmış. Açılışta yaptığı konuşmasında demir çelik sektörü yöneticilerine hurdadan üretimden vazgeçmeleri ve cevhere yönelmeleri konusunda uyaran Bakan Işık, Türkiye demir çelik sektörünün teknoloji kodlarında düşük orta düzeyde olduğunu söylemiş. Işık’ın sözleri şöyle: “Demir çelik sektöründe ilerlemeden geçmişte diğer sektörlerde ilerlemek pek mümkün olmadı. Hurdadan üretim Türkiye’de dünyanın tam tersine ise burada bir problem vardır ‘gelin bu problemi birlikte çözelim’ diye ifade ettiğimde doğrusu ilk başta arkadaşlarımız bu konuya inanmadılar. Şimdi İnşallah önümüzdeki süreçte Türkiye’nin cevherden üretimi artırması, hurdanın üretimdeki payının azaltılması için önemli adımlar atacağız. Japonya dünyanın
en önemli çelik üreticisi. Japonya’nın benim bildiğim kadarıyla ne demir cevheri var nede kok kömürü var. Japonya cevherden üretimini yapıyor, hurdasını da Türkiye’ye satıyor. Demir çelik sektörü teknoloji kodlarında düşük orta teknoloji düzeyinde. Düşük orta düzey kodda Türkiye’nin kilogram ihracat fiyatı 0,9 dolar, yani 90 sent. Bir mecburi istikametimiz var. Bizim yeni sanayi stratejisi belgemizde de, bilim teknoloji vizyonumuzda da iki temel yaklaşımımız var. Türkiye’nin demir çelik, otomotiv, makine, tekstil gibi güçlü olduğu sektörlerde hedef odaklı yaklaşım
gerçekleştirmek durumundayız. Buradan katma değeri yüksek ürünlere yoğunlaşacağız, Ar-Ge ve inovasyon ile ürettiğimiz ürünün katma değerini artırarak kilogram ihracat fiyatımızı yükselteceğiz. Türkiye artık refah toplumu olma noktasında emin adımlarla ilerleyen bir ülke. O zaman bizim rekabet edeceğimiz ülkeler yeni gelişen uzak doğu ülkeleri veya gelişmekte olan ülkeler değil. Bizim rekabet edeceğimiz ülkeler, gelişmiş ülkeler. Onlarla rekabetin tek şartı onların teknoloji düzeyine yükselmek. Demir çeliği konuşuyoruz, o zaman bizim katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz. Artık Türkiye zırh çeliği üretmek durumunda. Katma değeri yüksek daha nitelikli çeliği biz üretmek durumundayız ki oradan elde ettiğimiz geliri de artıralım. Zırh çeliği, nitelikli çelik gibi alanlara yatırım yapıp, buradan üretip sadece ülkemizin ithalatla karşıladığı ihtiyacını değil aynı zamanda dünyaya buradan mal satmanın gayreti içerisinde
olmalıyız.” Bu sözler tabii ki çok doğru. Ancak realite ile ne kadar örtüşüyor, buna iyi bakmak lazım. Bu noktada biz de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Demir Çelik Sektörü Raporu (2014/1)” yayınına baktık. Rapora göre; “Mevcut durum itibariyle Türkiye, dünyadaki 66 çelik üreten ülke arasında 8. sırada, Avrupa’daki çelik üreticileri arasında ise Almanya’dan sonra 2. sırada yer almaktadır. Bu sıralamalar, Türkiye’nin demir çelik üretiminde belli bir seviyeye geldiğini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. 2013 yılında, üretiminde ve ihracatında düşüş gözlenen Türkiye demir çelik sanayinin ithalatı bir önceki yılın aynı dönemine göre artış göstererek dış ticaret açığının artmasına sebep olmuştur. Türk demir çelik sektörü ham çelik
üretimi 2013 yılında 34,6 milyon tonluk üretimiyle, 2012 yılı verilerine kıyasla (35,9 milyon ton) % 3,4 oranında düşmüştür. 2013 yılı ihracatı ise bir önceki yıla göre değer bazında % 7,9 oranında azalarak 15,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde ithalat değer bazında % 14,1 oranında artışla 12,8 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve 2013 yılında uygulamaya giren Türkiye Demir Çelik ve Demir Dışı Metaller Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2012- 2016) ile Ekonomi Bakanlığı’nca hazırlanan Girdi Tedarik Stratejisi eylemlerinin gerçekleştirilmesi sektörün rekabet ve sürdürülebilirliği bakımından büyük önem arz etmektedir. Her iki strateji belgesinde sektörü ilgilendiren eylemlere yönelik çalışmalar başlatılmış olup, hâlihazırda süreç devam etmektedir. Diğer taraftan, çelik sektörünün ilk yarısında sektör için önemli bir yatırım gerçekleştirilmiştir. Türkiye paslanmaz çelik üretiminde önemli bir adım atılarak, POSCO ASSAN TST Türkiye’nin paslanmaz çelik ihtiyacını karşılamak üzere yılın ikinci yarısında faaliyete geçmiştir. Vasıflı, paslanmaz, alaşımlı ve yapısal çelik gibi katma değeri yüksek ürünlerin üretimi, dışticaret açığımızı azaltmakla birlikte, otomotiv, beyaz eşya, makine gibi sektörlerin gelişerek milli gelirimizi artırmasına imkan verecektir.
 
SEKTÖRÜN GENEL DURUMU
 
2013 yılında dünyada 66 üretici ülke, toplam 1.615 milyon ton ham çelik üretimi gerçekleştirmiştir. Asya, Afrika ve Orta Doğu dışındaki tüm bölgelerde üretimde azalmalar gözlenirken, Asya % 5,8, Orta Doğu % 5,5 oranında üretimini artırmıştır. En fazla üretim Asya Bölgesinde yapılırken, sırasıyla onu Avrupa Birliği Ülkeleri, Kuzey Amerika ve Bağımsız Devletler Topluluğu izlemiştir. Tüketim açısından bakıldığında dünya çelik tüketimi 2011 yılında 1,381 milyon ton olurken 2012 yılında 1,412 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılı çelik tüketiminin ise 1,475
milyon ton olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.
 
SEKTÖRÜN TÜRKİYE’DEKİ GENEL DURUMU
 
2013 yılında 34,6 milyon ton üretim gerçekleştiren Türkiye Çelik Sektöründe, bir önceki yıla göre (35,9 milyon ton) ham çelik üretimi % 3,4 oranında düşmüştür. Üretimdeki zayıflamaya rağmen Türkiye, dünya ham çelik üretim sıralamasında, ilk 10 ülke arasında 8. sıradaki yerini korumuştur. Sektördeki Üretim Eğilimleri ve Üretilen Başlıca Ürünler: 2012 yılında 27,054 milyon ton olarak gerçekleşen Kütük üretimi 2013 yılında 26,294 milyon tona gerilemiştir. Aynı dönemde slab üretiminde de gerileme yaşanmış ve 2012 yılında 8,831milyon tondan 2013 yılında 8,36 milyon tona inmiştir. Türk çelik sektöründe yaşanan küçülmeye karşın nihai mamul üretim ve tüketimin de artış yaşandığı görülmektedir. 2013 yılında nihai mamul üretimi ithalattaki artışa bağlı olarak bir önceki yıla göre 2,1 milyon ton artışla 36,4 milyon tona çıkmıştır. Bu miktarın % 73’ünü uzun mamuller, % 28’ini yassı mamuller oluşturmuştur. Mamul tüketimine bakıldığında ise 2012 yılında 28,5 milyon ton olan mamul tüketimi, 2013 yılında artmış ve 31,3 milyon tona çıkmıştır. 2013 yılındaki tüketimin % 53’ünü uzun ürünler, % 47’ini yassı ürünler oluşturmuştur.
 
Sektörün Alt Sektörleri ve Etkileşim Halinde Olduğu Diğer Sektörler:
 
Demir çelik sektöründe, başta inşaat ve otomotiv olmak üzere, boru, profil, dayanıklı tüketim eşyası, yakıt araç ve gereçleri imalatı, tarım araçları imalatı, teneke tüketicileri ile gemi inşa sektörüne yönelik üretim yapılmaktadır. Bu sektörlerdeki gelişmeler demir çelik sektörünü doğrudan etkilemekte, demir çelik sektöründe kaydedilen ilerlemelerde bu sektörleri etkilemektedir.
Demir çelik sektörünün aşağıda belirtilen sektörlerle ilişkisi dikkate alındığında, dünya çelik talebinin 2025 yılında 2,3 milyar ton artması beklenmektedir (Metal Bulletin Research,2012).
Bununla birlikte, çelik, ekonomik büyüme ve çevresel sorumluluğun iç içe girdiği yeşil ekonomide, tam merkezde yer alan bir malzemedir. Rüzgâr, güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjide en çok kullanılan malzemelerin başında çelik gelmektedir. Üretilen çelik mamuller 150 yıl boyunca yeniden kullanım özelliğine sahiptir. Sektörel açıdan incelendiğinde dünya genelinde, tahmin edilen çelik ürünleri geri dönüşüm oranları; inşaat sektöründe % 85, otomotiv sektöründe % 85, makinede % 90, elektrikli ürünlerde % 50 olarak belirlenmiştir (WSA,2012).
 
Sektörün Bölgesel Yapısı ve Kümelenmeler:
 
Ülkemizde ham çelikten nihai mamul üreten üreticiler Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinde faaliyet göstermekte olup, üreticilerin çoğunluğu Marmara, Ege, Akdeniz sahil şeridinde yer almaktadır. Demir çelik sektöründe yaklaşık 150’ye yakın firma faaliyet göstermektedir. Bunların içerisinde kapasiteleri 50.000 ton ile 3.500.000 ton arasında değişen 27
Elektrik Ark Ocaklı tesis ile toplam kapasiteleri 8.500.000 ton olan 3 Entegre tesis bulunmaktadır. Diğer tesisler ise sadece haddehane hüviyetinde olup, dışarıdan satın almış oldukları kütük ile profil, filmaşin, nervürlü ve yuvarlak inşaat demiri üreten tesislerdir.
 
Sektörün Kapasite Kullanımı:
 
Ham çelik üretim kapasitesi toplam 50,44 milyon ton olan ülkemizde mevcut kapasitenin 11,54 milyon tonu entegre tesislere, 38,9 milyon tonu elektrik ark ocaklı tesislere aittir. 2013 yılında gerçekleştirilen 34,654 milyon ton ham çelik üretimi ile kapasite kullanım oranı % 69 olarak gerçekleşmiştir. Elektrik ark ocaklı tesislerde kapasite kullanım oranı % 63,5, Entegre tesislerde ise % 86 olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılında 15,9 milyon tonluk slab kapasitenin 8,36 milyon tonu kullanılmış ve kapasite kullanım oranı % 52,6’da kalmıştır.
 
Sektörün Üretim ve Katma Değeri:
 
Dünya’da teknolojik yönden gelişmiş ülkeler, demir-çelik üretiminde, miktar olarak fazla üretim yapmaktansa; yassı, vasıflı, paslanmaz, kaplanmış veya daha özel, katma değeri yüksek
çelik ürünlerin üretimine yönelmeye başlamışlardır. Buna karşılık, Türkiye de dâhil olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler, miktar olarak fazla üretim yapma eğiliminde kalmışlardır. Bu nedenle, vasıflı çelik, paslanmaz çelik ve yassı ürünlerde üretim yapmak önem arz etmektedir. NACE Rev. 2’ye göre 2010 yılında yaratılan toplam katma değerin % 50,04’i sanayi ve inşaat (BF); % 49,96 hizmetler (G-S) sektöründe yaratılmıştır (TUİK). 2010 yılında yaratılan faktör maliyetiyle katma değere göre imalat sanayi % 33,85 payla ilk sırada yer almaktadır.
Bunu sırasıyla % 20,18 ile Toptan ve Perakende Ticaret; Motorlu Kara Taşıtlarının ve Motosikletlerin Onarımı ve % 6,97 ile Ulaştırma ve depolama sektörü izlemektedir (TUİK). 2010
yılında Ana Metal Sanayi 59,4 milyar liralık üretim değeri ile 4,9 milyar liralık katma değer sağlamıştır.
 
Sektörün Cirosu:
 
Ciro bakımından Türkiye’nin en büyük 100 şirketi içerisinde yer alan 20 demir çelik şirketinin 2012 yılı toplam satışları 45 milyar lirayı bulmuştur. 2013 yılında sektör toplam cirosunun 45 milyar lira üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Bunda iç piyasadaki mamul tüketiminin 2012 yılına kıyasla yaklaşık olarak 3 milyon ton artmış olmasının etkili olacağı değerlendirilmektedir.
 
Sektörün Ar-Ge Faaliyetleri:
 
DemirÇelik sektörü iklim değişikliğinde etkileri büyük olan sektörlerden biri olmakla birlikte, sektörün bugünkü mevcut teknolojilerle çelik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonlarını
düşürmesi pek mümkün görülmemektedir. Bu nedenle, dünya genelinde firmalar araştırma geliştirme faaliyetlerini, demir çelik sektörünün emisyon değerlerini düşürmeye ve enerji yoğun sektör olarak kullanılan enerji miktarını azaltmaya yönelik teknolojileri geliştirmek üzere yapmaktadır. Türkiye’de ise henüz sektöre ait bir Ar-Ge merkezi bulunmamakla birlikte, hem sektörün test ve servis hizmetlerine ihtiyaç verecek hem de Ar-Ge çalışmalarını yapacak bir kuruluş sektör tarafından planlanmaktadır. Böylece ürün ve üretime yönelik altyapının kurulması, akabinde Çevre, Hammadde, Enerji alanlarında altyapının kurularak faaliyet göstermesi amaçlanmaktadır. Bununla birlikte, gelişen otomotiv ve petrol taşımacılığında kullanılan çeliklerde ciddi seviyede Ar-Ge yapılması gerekmektedir. Firmaların, korozyon, karbon emisyonu gibi rekabet öncesi alanlarda Ar-Ge projeleri geliştirebilmeleri, Türkiye’deki sektörün hammadde, enerji ve çevre gibi ortak sorunlarının çözümünde ortak çalışılabilecekleri bir ortamın yaratılması sektörün rekabet edilebilirliği açısından önem taşımaktadır.
 
Sektörün Elektrik Tüketimi:
 
2012 yılında ülkemizde elektrik enerjisi üretimi 239.497 GWh olarak gerçekleşmiştir. Bu enerjinin 93175 GWh’lik kısmı sanayi tarafından tüketilmiştir. Demir çelik sektörü ise 2012 yılında 20481 GWh elektrik enerjisi tüketmiştir. Demir çelik sektörü ülkemizde üretilen elektrik enerjisinin % 8,5’lik kısmının tek başına tüketmiştir.
 
Demir-çelik sektöründe; ark ocaklı tesislerde, enerji tüketiminin % 65’i elektrik, % 30’u doğalgaz ve % 5’i motorin, entegre tesislerde ise, enerji tüketiminin % 75’i kömür, % 5’i elektrik, % 5’i petrol ve % 15’i doğal gazdan oluşmaktadır.
 
Sektörün Dış Ticareti: 2013 yılı demir çelik ürünleri ihracatı önceki yılın aynı dönemine göre miktar bazında % 6,3 oranında azalarak 19 milyon tona ulaşmış ancak değer bazında % 7,9
oranında azalarak 15,8 milyar dolar olarak kaydedilmiştir. Aynı dönemde demir çelik ithalatı, önceki yılın aynı dönemine göre miktar bazında % 25,4 oranında artarak 14,85 milyon tona ulaşmıştır. 2013 yılının ilk yarısında demir çelik ürünlerinin bölgesel ihracatı incelendiğinde, pazarların çok fazla değişmediği, yine Orta Doğu ve Avrupa Birliğinin ağırlık kazandığı ancak Orta Doğu gibi en fazla ihracat yapılan bölgede siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle 2012 yılına göre yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir düşüş yaşandığı gözlenmektedir. Demir çelik ürünleri ithalatında ise 2013 yılında en fazla ithalat Avrupa Birliği ülkelerinden ve Bağımsız Devletler Topluluğundan yapılmıştır. Bu iki bölgeden yapılan ithalat toplam ithalatın % 75’ini oluşturmuştur.
 
Sektörün Maliyet Bileşenleri:
 
Demir çelik sektöründe, ağırlıklı olarak ithal girdi kullanılmaktadır. Elektrik Ark Ocaklı (EAO) kuruluşlarda hammadde olarak kullanılan hurdanın %70 civarındaki bölümü ithal edilmektedir.
2013 yılında 7,5 milyar dolarlık toplam 19,725 milyon ton hurda ithalatı yapılmıştır. En fazla hurda ithalatı yapılan ülkeler sırasıyla ABD, İngiltere, Rusya, Romanya, Belçika ve Hollanda’dır. Entegre tesislerde ise, hammadde olarak kullanılan taş kömüründe 811milyon dolar (5 milyon ton) ve demir cevherinde 1,159 milyon dolar (8,11 milyon ton) ithalat yapılmıştır. Özetle, demir cevheri entegre tesislerde % 47,6 oranında maliyet unsuru olurken, hurda elektrikli ark ocaklarında genel maliyet içinde % 75,5 oranında paya sahiptir. Hammadde genel toplam maliyetle ağırlıklı paya sahip olurken, enerji bir sonraki faktör olarak dikkat çekmektedir. Yüksek fırınlarındaki 1 ton kütük üretimindeki maliyetlere bakıldığında AB’nin en yüksek maliyetlere katlandığı, Türkiye ve Çin’in ortalarda bir seviyede yer aldığı, en düşük maliyete ise Rusya’nın katlandığı görülmektedir.
 
 Sektörün 2023 Projeksiyonu: Önümüzdeki dönemlerde dünya çelik üreticileri tarafından, çelik sektöründe şirket birleşmelerinin devam edeceği öngörülmektedir. Bununla birlikte, Orta Doğu,
Uzak Doğu (Hindistan) ve Latin Amerika’da (Brezilya) yeni kapasitelerin kurulması ve kurulan kapasitelerle bu bölgedeki piyasanın canlanması beklenmektedir. Diğer taraftan, Rus çelik piyasanın hareketlenmesi beklenirken, Çin’in büyümesini yavaşlatması öngörülmektedir. (WSD,2012) Dünya Çelik Dinamikleri (WSD) tahminleri arasında yeni kapasitelerin kurulumunu sağlayacak olan diğer bir faktör teknolojik devrimdir. Sektörü yeni yatırımlara teşvik edecek teknolojik devrim öngörmektedir. WSD, kapasite konusunda ise gelecekte bugünkü durumundan farklı bir senaryo çizmemektedir. Kapasite fazlalığının devam edeceği öngörülürken, kapasitelerin oluştuğu yerlerin yıllar içinde değişkenlik gösterdiği vurgulanmıştır. Son 20 yıldır Pasifik
Havzasına doğru yön değiştiren çelik üretim kapasitesinin, 2000’li yıllardan itibaren Çin’e doğru yer değiştirdiği belirtilmiştir. Bu durumun seyrini değiştiren fiyattan mühendislik tahminlere
kadar birçok faktör olduğu ifade edilmiştir. Diğer durum ise üretimin son yıllarda elektrikli ark ocaklı fırınlara kaymasıdır. Günümüzde çelik üretiminde etkin ülkeler hala Bazik Oksijen Fırınlar ile üretim yaparken, gelecekte birçok ülkede Elektrik Ark Ocaklı üretimin etkin olması beklenmektedir. Diğer taraftan, WSD 5 Çinli çelik firmasını ‘dünya sınıfında çelik üreticisi’ olarak belirlemiştir. Küresel bazda ise bu kapsamda 30 çelik üreticisi şirket belirlenmiştir. Günümüzde ‘dünya sınıfında çelik üreticisi’ şirketler Çin kaynaklı olmayan tüketimin % 42’sini, Çin menşeli çelik ürünlerin sevkiyatının ise % 23’ünü gerçekleştirmektedir. Bu şirketlerin önümüzdeki 10 yılda kazanan olması beklenmektedir. Mevcut rekabetçi çevrede ‘dünya sınıfındaki çelik
üretici’lerin daha güçlü büyümesi beklenmektedir. Dünyada yukarıda ifade edilen gelişmeler beklenirken, Türkiye’de üreticilerin gelişmeleri dikkate alarak kendilerine bir yol haritası
hazırlaması önem arz etmektedir. Diğer taraftan, Türk demir çelik sektörünün rekabetçiliğini artırmak için katma değeri yüksek ürünler olan ve birçoğu önemli ithalat kalemi olan ürünlere yönelik yatırım yapması gerekmektedir. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemlerde yatırımların gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Türkiye’nin, 2023 ihracat hedefi doğrultusunda demir çelik sektörünün 2023 yılında 55 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmesi, dünya pazarından % 4 pay alması ve yıllık ortalama %7,4 büyümesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte demir-çelik sektörünün ödemeler dengesi açığını kapatma yönünde önemli katkı sağlaması ve uzun vadede vasıflı, paslanmaz ve yapısal çelik gibi katma değeri yüksek ürünlerin, üretim ve tüketim paylarını arttırması öngörülmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin deprem bölgesinde olması nedeniyle yapısal çeliğe yönelik tüketim alışkanlıklarının yerleşmesi sonucunda ciddi üretim kapasitelerine ulaşması beklenmektedir.”
 
Bu yaklaşımı destekleyen bir başka veri ise, 2014 tarihli, “Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018” kapsamında hazırlanan “Demir-Çelik Çalışma Grubu Raporu”. Şöyle deniliyor raporda:
“Önümüzdeki 10 yıllık dönemde ve uzun vadede, çelik tüketiminin seviyesini ve bölgesini etkileyecek bazı unsurlar bulunmaktadır. Bu etkenler arasında, ikame malzemelerin kullanım maliyetleri, iklim değişikliği politikaları, üretim ve tüketim şekillerinin değişmesi yer almaktadır. Kriz döneminde yaşanan gerilemeyi telafi etme yönünde çalışan gelişmekte olan ekonomilerin inşaat sektörlerinin, 2015 yılına kadar, dünya ortalamasının üzerinde bir hızla büyümeye devam edecekleri tahmin edilmektedir. 2015 sonrasında ise, gelişmiş ülkelerin inşaat sektörlerindeki büyümenin, global ortalamalar seviyesine gerilemesi beklenmektedir. Çin inşaat sektöründe gerçekleşme ihtimali bulunan hızlı yavaşlama, global çelik talebinin ¼ oranındaki kısmını tüketen bir ekonominin ağırlığı nedeniyle, çelik sektörü açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde, otomotiv piyasası, kriz sonrası dönemdeki
kayıplarını, henüz telafi edememiştir. ABD ve AB’de yeni otomobil satışları, halen kriz öncesi seviyesinin oldukça altında seyretmektedir. Metal Bulletin Research’e göre, 2025 yılına kadar global çelik talebinin yıllık ortalama yüzde 3,7 oranında artışla, 2 milyar 347 milyon tona ulaşması beklenmektedir. Sözkonusu yıllık ortalama büyüme oranı, 2002-2011 yılları arasındaki yüzde 5,6 ve 2002-2007 yılları arasındaki yüzde 7,7 oranındaki yıllık ortalama büyümenin gerisinde kalmaktadır. Önümüzdeki 10-15 yılık dönemde, dünya çelik talebinde beklenen
yavaşlama 3 kilit unsur ile açıklanabilmektedir.
 
• Çin ekonomisindeki büyümenin yavaşlamasına ve ekonominin yapısının çelik yoğun yatırımlardan hizmet sektörüne doğru kaymaya başlamasına paralel olarak, Çin’in dünya çelik tüketimindeki artışa katkısı da azalacaktır. Sözkonusu iki unsur, son 10 yılda Çin’in tüketimindeki artışın temel itici gücü olan endüstriyel üretim artışının yavaşlamasına neden olacaktır.
• Öngörülebilir gelecekte, gelişmiş ülkelerin tüketimlerinin makul seviyelerde seyretmeye devam etmesi beklenmektedir.
• Otomotiv sektörü başta olmak üzere, pek çık imalat sanayinin, üretilen her birimde kullanılan çelik miktarını azaltacaktır. Bu da, söz konusu sektörlerde çelik tüketiminin, üretim artışından daha yavaş bir şekilde yükseleceğine işaret etmektedir. 2011-2025 yılları arasında, dünya çelik tüketiminde beklenen 934 milyon tonluk artışın, yüzde 90 oranındaki kısmının, inşaat (yüzde 68), makine (yüzde 13) ve boru endüstrisi (yüzde 9) tarafından gerçekleştirilmesi beklenmektedir. 2011 yılında dünya çelik tüketiminin yüzde 60’ını gerçekleştiren inşaat sektörünün, yıllık ortalama yüzde 4,2 oranında büyüyerek, 2025 yılında payını yüzde 64 seviyesine yükselteceği; aynı dönemde, ulaşım sektörünün payının yüzde 19’dan yüzde 17’ye, makine sektörünün
payının yüzde 16,6’dan yüzde 15,1’e gerileyeceği tahmin edilmektedir.

SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME
 
2012 yılında 17 milyar dolar tutarında çelik ürünleri ihraç eden Türk demir çelik sektörü, 2018 yılında 34 milyar ve 2023 yılında 55 milyar dolar ihracat seviyesine ulaşmayı hedeflemektedir.
İç piyasanın artan tüketimi, ithalattaki düşüş eğilimi nedeniyle, giderek artan ölçülerde üretiminin önemli bir bölümünü iç piyasaya sunduğu hususu da dikkate alındığında, sektörün Türk ekonomisinin büyümesinde sahip olduğu önemli yer, net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu cümleden olarak, plân döneminde sektörün, üretim miktarını arttırmanın yanında, ‘katma değeri
yüksek ürünlerin üretimine geçme’ vizyonu ve ‘rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak’ genel amacı çerçevesinde, yassı ürün üretimini arttırması, yassı ve vasıflı çelik
ürünlerinde daha fazla işlem görmüş ürünlere yönelmesi, paslanmaz çelik üretimine geçmesi, vasıflı ve yapısal çelik üretimini arttırması beklenmektedir. Her ne kadar 2012 yılı itibariyle,
sektörün yassı çelik üretim kapasitesi iç talebin üzerine çıkmış ise de, önümüzdeki yıllarda yassı çelik tüketiminin artmaya devam edeceği ve kapasitenin de tüketime paralel olarak
yükseleceği değerlendirilmektedir. Demir çelik ürünlerinin tüketiminin ekonomik gelişmeye paralel hareket etmesi nedeniyle, çelik sektörü de ekonomik krizlerden doğrudan etkilenmekte
ve çelik piyasaları yüksek dalgalanmalara sahne olmaktadır. Talebin daraldığı dönemlerde, arz fazlalığı oluşmakta ve rekabet gücü yüksek olan üreticiler küçülen pazardan azami ölçüde pay alabilmektedir. Bu açıdan büyüme eğiliminin devam edebilmesini ve rekabet gücünün arttırılabilmesini teminen, sektörün üzerindeki rekabet gücünü sınırlandıran her türlü yükün
kaldırılmasına, yeni kapasite ve ürün yatırımlarının önündeki bürokratik engellerin hafifletilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Global piyasalarda ihracatın hem miktar hem de değer açısından arttırılabilmesi için ise, üretim hacmindeki artış yanında, ürün çeşitliliği ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ön plâna çıkmaktadır. 2011 yılı itibariyle, 897 dolar seviyesinde gerçekleşen Türkiye’nin ortalama ton başına çelik ihracat değeri, Finlandiya (2475 $/ton), İsveç (2111 $/ton), Belçika (1333 $/ton), İngiltere (1287 $/ton), Avusturya (1275 $/ton) ve Almanya (1249 $/ton) gibi ülkelerin ve 1060 $/ton olan AB ortalamasının gerisinde seyretmektedir. Ancak, 2005-2011 yılları arasındaki dönemde birim ihraç fiyatlarını 570 $/ton seviyesinden, 897 $/ton seviyesine yükselten Türkiye, yüzde 57 oranındaki artışı ile, Polonya, İngiltere ve Çek Cumhuriyeti’nin ardından, birim ihracat değerinde sağlanan artışta, en iyi performansı gösteren dördüncü ülke olmuştur. Bu durum da, katma değeri yüksek ürünlerin üretiminin arttırılması konusunda son yıllarda
ciddi bir ilerleme sağlamış bulunan Türk çelik sektörünün, hâlen önünde geliştirilmesi gereken ciddi bir potansiyel bulunduğunu ve üretim miktarı yanında, katma değeri yüksek ürünlerin
üretimine yönelik çalışmaların devam etmekte olduğunu ortaya koymaktadır.”

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.