BİNA OTOMASYONUNA AKADEMİK BİR BAKIŞ

 BİNA OTOMASYONUNA AKADEMİK BİR BAKIŞ

Konuya biraz daha girmek için, Makine Mühendisi Murat Eğrikavuk’un Türk Tesisat Mühendisleri Derneği –TTMD Dergisi’nde yayınlanan “Otomatik Kontrol ve Bina Otomasyon Sistemleri Uygulamaları ve Bu Alandaki Son Gelişmeler” yazısına bakalım.
 
Bina otomasyon sistemleri ilk olarak seksenli yılların başlarında kullanılmaya başlandı. Türkiye’deki ilk uygulama 1984’de Yeşilköy Havalimanı idi. Ancak bu sistem esasen yalnızca izlemeye yönelik bir sistemdi, aktif kontrol fonksiyonları yoktu. Tabi o zamanlar PC’ler bile yoktu, merkezi bilgisayar olarak ‘mainframe’ dediğimiz neredeyse buzdolabı büyüklüğünde ana bilgisayarlar kullanılıyordu.
 
Geçen 20-25 sene içinde teknoloji büyük adımlarla ilerledi ve yaşantımızın her alanında ciddi değişikler getirdi. Bu dönem içinde Bina Otomasyon Sistemleri de yerinde saymadı ve firmalar sürekli yeni nesil sistemler üreterek gelişen teknolojiyi takip etmeye çalıştılar. Ancak çok ilginç bir gerçek şu ki Bina Otomasyon Sistemleri yakın zamana kadar özde hiç değişmedi! Tabii ki elektronikteki gelişmeler daha hızlı, daha yüksek kapasiteli kontrol cihazlarının kullanılmasına imkan verdi. Ayrıca PC çağının başlaması ile merkezi bilgisayarlar ucuzladı ve Windows ile grafik ortamda işletim standartlaştı. Ama sistemlerin temel işlevleri ve genel anlamda mimari yapısına bakarsak ilk bina otomasyon sistemleri ile bugünküler arasında gerçek anlamda büyük farklar göremiyoruz.
 
Daha doğrusu yakın zamana kadar bu böyleydi. Oysa son senelerde bina otomasyon teknolojilerinde çok ciddi, çok heyecan verici bazı gelişmeler gerçekleşiyor, bu değişiklikleri ‘devrim’ olarak nitelemek dahi mümkün…
Son zamanların en çok kullanılan ve en çok suiistimal edilen terimi ‘akıllı binalar’. Bu terim o kadar çok firma tarafından, o kadar geniş bir anlam aralığında kullanılıyor ki herkesin tanımı birbirinden farklı, dolayısıyla çoğu zaman ortak bir kavramı ifade etmek için kullanılamamaktadır.
 
Aslında günümüzde herhangi bir binada kullanılan ürün ve sistemlerin hemen hemen tamamı ‘akıllı’ tanımına uyacak özelliklere sahiptir. Bugün bir kazan ya da soğutma grubu kontrol panelinin üzerindeki işlemci gücü ve program özellikleri, bir zamanların süper bilgisayarlarının çok üzerindedir. Aynı şey asansörler için geçerli, ya da kesintisiz güç kaynakları, jeneratörler, hatta elektrik panolarındaki devre kesiciler için bile. Tabii yangın ihbar, güvenlik sistemleri, kartlı geçiş, soğuk oda, sayaçlar, enerji analizörleri, telefon santrali ve diğerleri de katıldığında bir bakıyorsunuz ki binanız kaçınılmaz olarak ‘akıllı’ cihazlarla dolmuş, akılsız bina yapmak neredeyse mümkün değil gibi görünüyor.
 
Peki, her biri kendi alanında en ileri teknolojiye sahip bu ‘akıllı’ ürün ve sistemleri kullanmakla güncel teknolojinin bize sunduğu imkanları tamamen ve eksiksiz olarak kullanmış oluyor muyuz? Kanımca hayır. Bundan sonraki mantıklı adım tahmin edebileceğiniz gibi, iletişim. Oyuncular ne kadar iyi olursa olsun aralarındaki iletişim zayıfsa takımın başarılı olması mümkün değildir. Oysa klasik olarak yukarıda saydığımız bina sistem ve cihazları bırakın zayıf iletişimi, aralarında hiçbir iletişim olmaksızın birbirinden habersiz, kendi içine kapanık bağımsız adacıklar şeklinde çalışıyorlar.
 
Binanızda cihazlar arası uyumsuzluk, bir ABD savaş gemisinin çarptığı deniz fenerindeki kadar büyük hasara yol açmayabilir. Ama güncel teknoloji, işletme giderlerinizde ciddi tasarruf imkanları sağlıyor ve siz bunu kullanmıyorsanız ya da müşterinizin kullanmasını sağlamıyorsanız, seneler boyunca biriken zararlar da ciddi bir hasar sayılabilir. Farklı üreticiler tarafından geliştirilmiş sistem ve cihazların tümleşik bir çatı altına toplanabilmeleri, uyumlu ve koordine senaryolar dahilinde çalışabilmeleri, ilk bakışta tamamı görülemeyen çok sayıda avantaj sağlamaktadır. Bu avantajlara geçmeden önce, bu uyumluluğu mümkün kılan gelişmelerden kısaca söz edelim.
 
Açık Protokoller: BACNET, LONWORKS, OPC gibi bazı terimler, gittikçe daha sıklıkla telaffuz edilmeye başladı. Ancak her yeni teknolojide olduğu gibi “açık protokoller” olarak tanımlanabilecek bu konuda da belli bir kavram kargaşası, bulanıklık, hatta dezenformasyon dahi kaçınılmaz olarak yaşanıyor. Bu nedenle burada konuyu oldukça basite indirgeyerek ele alalım.
Öncelikle ‘protokol’ nedir bundan söz edelim. İki cihazın birbirlerine bilgi aktarmakta kullandıklarına lisana protokol ismi verilmektedir. Lisan benzetmesi aslında oldukça yerinde bir benzetmedir. Nasıl iki insanın anlaşabilmek için aynı lisanı konuşmaları gerekiyorsa cihaz ve sistemlerin de birbirleriyle anlaşmaları gerektiğinde ortak bir lisanı konuşmaları yani ortak bir iletişim protokolünü kullanmaları gerekir. Etrafımız anlaşabilen ve anlaşamayan insanlarla dolu olduğu gibi, aynı şekilde anlaşabilen ve anlaşamayan cihazlarla da dolu. Bina Otomasyon Sistemleri dışındaki konulardan birkaç örnek aşağıda verilmiştir.
 
Anlaşmazlıkların az, uyumluluğun yüksek olduğu bir alan bilgisayar ağlarıdır. Bugün hepimizin ofisinde en azından birkaç (çoğu durumda yüzlerce) bilgisayar, yazıcı, tarayıcı vs. birbirine bağlıdır. Yeni bir bilgisayar alınacağı zaman ‘acaba mevcut ağım ile uyumlu mu?’ gibi bir soru kimsenin aklına gelmiyor. Bunun nedeni, bilgisayarların birbirleriyle haberleşmesinde kullanılan protokol yani lisanların çoktan standardize edilmiş olması ve tüm üreticilerin bu standartlara uygun üretim yapıyor olmalarıdır.
Farklı bir örnek olarak da hepimizin kullandığı televizyon uzaktan kumandalarını alalım. Bu konuda üreticilerin kabullendiği tek bir standart olmadığı için uyumsuzluklar her zaman karşımıza çıkıyor. Örneğin digiturk kumandamda televizyonumu da idare edebileceğim tüm tuşlar mevcut ama farklı bir marka olan televizyonumla çalışmıyor.
 
Taşıma Ortamı: Ortak bir protokolün yani lisanın kullanılması, iki farklı cihazın haberleşmesi için gerekli ama yeterli değildir. Diğer önemli bir konu da bu lisanın cihazdan cihaza taşınacağı ortamdır. Taşıma Ortamı kavramını da lisan benzetmesini devam ettirerek açıklayabiliriz. İki insanın anlaşabilmesi için aynı lisanı kullanmaları gereklidir. Ama bir de konuşmanın kişiden kişiye iletileceği ortam söz konusudur. Sadece yüz yüze konuşan iki insan düşünülmemelidir. Örneğin iki kişi telefon hatları üzerinden görüşüyor ya da mektuplaşıyor olabilir. Bu durumlarda kullanılan lisan aynı, ama mesajların taşınma ortamı farklıdır. İletişimin gerçekleşebilmesi için iki insanın hem lisan hem de bu lisanın taşınacağı ortam konusunda anlaşmış olmaları gereklidir. (Diğer bir örnek, Türkçeyi bugünkü gibi Latin alfabesiyle ya da geçmişte olduğu gibi Arap alfabesiyle yazabilirsiniz.)
Bina teknolojilerinde geçmişte en yaygın kullanılmış taşıma ortamı RS485 kısaltmasıyla bilinen ve iki-damarlı kablo üzerinden bir dizi cihazın çift-yönlü haberleşmesini sağlayan standart idi. Bu noktada şunu tekrar vurgulamakta yarar vardır. RS485 bir iletişim protokolü değil, yalnızca bir taşıma ortamıdır. Yani A ve B üreticilerinin cihazlarında RS485 çıkışlar olması, bu iki cihazın haberleşebileceği anlamına gelmiyor. Tekrar lisan benzetmesine dönersek telefon kullanarak seslerini birbirine ileten örneğin bir Çinli ile İngiliz’in anlaşamayacağı gibi...
Standartlaşma: Cihazların haberleşmesi için gereken asgari iki şart belirlendi; protokol ve taşıma ortamı uyumu. Tüm üreticiler tek bir standart protokol ile bu protokolün taşınacağı ortak bir ortam üzerinde anlaşmış olsa her şey mükemmel olacaktır.
 
Mal sahibi, yatırımcı ya da müteahhit, bir otomasyon firmasıyla el sıkıştığında ömür boyu bir mahkumiyetin altına imza atıyor olmayacaktır. Ya da herhangi bir sistem seçerken serbestçe ürünleri değerlendirip tesise en uygun markayı, çözümü seçip diğer sistemlerle uyum içinde bir araya getirebilecektir.
 
Bu ütopik rüyanın gerçekleştiği bir konu, mükemmel bir örnek olarak karşımızda duruyor aslında. Bilgisayar ağlarına bakarsanız burada tam bir firma/marka bağımsızlığı söz konusudur. Bilgisayar ağınızdaki mevcut ürünler ne marka olursa olsun yeni bir bilgisayar, yazıcı, klavye, fare vs. alacağınız zaman uyumluluk gibi bir kaygınız olmuyor. İşte bu yüzdendir ki ister Uzakdoğu malı markasız olsun, ister dünya devi markalı ürünler olsun, bilgisayar dünyasında fiyatlar tepetaklak aşağı doğru gidiyor.
 
İşte bu tür bir hayalle yola çıkan birçok grup, bina otomasyon sistemlerinde de benzer bir standartlaşma yolunda çok ciddi ve kapsamlı adımlar attılar ve bu çabaların önemli bir kısmı çoktan emekleme safhasını geçip olgunluk aşamasına geldi.
Sektörümüz, tek bir standart üzerinde anlaşmış olmasa da bu teknolojileri benimseyen üretici sayısının inanılmaz derecede artmış olması, yatırımcılara şimdiye kadar ellerinde hiç olmayan bazı teknolojik imkanlar sunuyor. Bu avantajları özetleyelim:
Firma Bağımsızlığı: Son kullanıcılar, tıpkı bilgisayar konusunda olduğu gibi, bina otomasyon sistemlerinde de bir sistem aldıklarında tek bir firmanın mahkûmiyeti altına girmek istemiyorlar. Oysa yakın zamana kadar A firmasının kurduğu bir bina otomasyon sistemine daha sonra ilave, revizyon, yenileme yapmak gerektiğinde diğer bir firmanın ürünlerini kullanmak ya da diğer bir firmadan hizmet almak mümkün olmuyordu. fiu anda dahi birçok bina otomasyon üreticisinin sattığı sistemler, bu şekildedir. “Açık Sistemler”in ana fikirlerinden biri bu bağımlılığı ortadan kaldırmak, sistemleri tam anlamıyla açık hale getirmektir.
 
Entegrasyon: Açık sistemlerle ilgili tanıtım ya da dokümanlarda en çok bu anlattığım firma bağımsızlığı üzerinde durulur. Bu aslında buzdağının sadece görünen kısmıdır. Uzun vadede bir firmaya bağımlılıktan kurtulmak, tabii ki çok önemlidir. Ancak asıl büyük avantaj, uzun vadede değil, daha ilk yatırım aşamasında ortaya çıkıyor.
Bu büyük avantaj, konuya girerken de üzerinde durulan diğer sistem ve cihazların entegrasyonudur. Özellikle mekanik tesisatı ele alırsak kazan, soğutma grubu, paket tip klima, VAV kutusu, buharlı nemlendirici, frekans invertörlü pompa gibi bir çok cihaz, isteseniz de istemeseniz de üzerlerinde son derece gelişmiş ve kabiliyetli “akıllı” kontrol cihazları ile birlikte geliyorlar. Bu cihazların üreticileri, kullanıcıların da baskısı ile artık neredeyse istisnasız olarak harici cihazlarla iletişim için bir iletişim imkanı sağlıyorlar. Böylece basit bir iki damarlı kablo bağlantısı ile her cihazdan onlarca bilgiyi otomasyon sistemine taşımak mümkün oluyor. Bu sayede işletmeciye sağlanan bilgi miktarı çok daha fazladır. Bir örnek vermek gerekirse klasik sistemlerde iki soğutma grubundan otomasyon sistemine alınacak toplam bilgi 7-8 nokta ile sınırlı idi (durum, arıza, giriş-çıkış sıcaklıkları). Oysa açık bir protokol üzerinden dijital iletişim imkanı kullanıldığında her bir soğutma grubundan onlarca bilgi temin edilebiliyor.
 
Bunların arasında hangi kompresörün kaçıncı kademede ne kadar çalıştığı, gaz basınçları, çekilen akım gibi bilgiler de vardır. Bunların çoğu da fantazi değil, işletmeye verim değerlendirmesi, optimizasyon, önleyici bakım gibi konularda büyük yarar sağlayan bilgilerdir.
Daha Düşük Maliyet: Alınan bilgi miktarının astronomik şekilde artmasına karşın çoğu durumda net sistem maliyetinde ucuzlamaya yol açmaktadır. Çoğu üründe bu tür iletişim çıkışları standart ya da çok makul maliyetli opsiyonlar şeklindedir. Buna karşın klasik tarzda projelendirilmiş bina otomasyon sisteminde malzeme ve dolayısıyla maliyet düşüşüne yol açıyor. Çünkü eskiden ayrı ayrı analog/dijital girişler üzerinden sisteme taşınan bilgiler artık bu iletişim protokolleri üzerinden alınabiliyor. Bu sayede otomasyon tarafında modül sayıları azalıyor. Bununla birlikte, daha önemlisi, kablo miktarı ciddi şekilde azalıyor. Çünkü eskiden her bir nokta için ayrı ayrı kablo çekerken artık tek bir kablo üzerinden çok daha fazla bilgi taşınabiliyor.
 
Daha İşlevsel Senaryolar: Ana sistem bünyesine daha fazla bilgi alınabilmesi sayesinde daha işlevsel, istenirse daha komplike, senaryoları sisteme programlamak mümkündür.
Standart Kullanım: Muhakkak görmüşsünüzdür, büyük binaların otomasyon merkezlerine girerseniz, yarım ay şeklinde bir masanın üzerinde sıralanmış bir dizi bilgisayar ekranı ve klavye, bir tarafta da CCTV ekranları ile birlikte uzay üssü tarzı bir görüntü oluştururlar. Aslında hoş bir görüntü ama pratik mi? Asansörler için bir bilgisayar, kartlı giriş sistemi için bir bilgisayar daha, bina otomasyonu sistemi, belki yangın ihbar ya da güvenlik için de bir ekran, bir de enerji izleme sistemi...
Bilgisayarların bazılarını birleştirebilir, ama çoğu firma bundan hoşlanmaz. Hem bilgisayarları birleştirseniz bile yazılımlar yine ayrıdır. Özellikleri farklı, kullanımları farklıdır. Teknisyenler grubundan, işten ayrılanların yerine yeni gelenler için ciddi bir eğitim ihtiyacı ve yükü oluşuyor. Çağdaş bir binanın teknik işletmesinin üzerinde ciddi bir yük var gerçekten de. Ama ortak iletişim protokolleri sayesinde tüm bilgiler tek bir çatıda toplanabildiğinde kullanım da son derece rahatlamaktadır. Tek bilgisayar, tek yazılım, tek kullanım şekli. Kulağa hoş geliyor?..
 
Mevcut Durum: Bu büyük avantajları bugünün binalarında kullanıma hazır hale getiren gelişmeler, birden çok grubun seneler önce başlattıkları ve artık olgunlaşma aşamasına gelen çalışmalarıdır. Dikkatinizi çekti mi, önceki cümlede problem bir ifade var: “birden çok grup”. Bu kesinlikle problem çünkü standartlaşma dediğimiz olgunun başarılı olabilmesi için aslında bir tek olması gereklidir. Oysa bina teknolojilerine baktığımızda birbiriyle yarış halinde bir dizi standardı bir arada görüyoruz. Bu durum, geçmişte bu yeni iletişim protokolleri ve teknolojilerinin yaygınlaşmasını bir miktar geciktirdi. Halen de sektör tek bir iletişim protokolü standardı üzerinde tercih yapmış gibi bir görüntü sunmuyor.
 
Buna karşın, bina otomasyon sistemleri de bu ortamda gelişti ve bugün aynı anda birden çok protokolü destekleyen ve bu anlamda en üst düzeyde entegrasyonu sağlayabilen sistemler mevcuttur. Bu aşamada bina teknolojilerinde ön safhalara çıkmış ve görülebilir gelecekte mutlaka kullanımda olacak belli başlı protokol ve standartlarla ilgili temel bilgileri vermekte yarar vardır:
A) Bacnet
B) Lonworks
C) Modbus
D) EIB-Instabus-Konnex
E) OPC
F) Diğerleri
Pratik Sorunlar: ‘Yeni’ olarak söz ettiğimiz bu teknolojiler her ne kadar çoktan olgunlaşıp yerine oturmuşlarsa da yaygınlık kazanmalarında şu ana kadar anlattıklarım dışında bazı pratik zorluklar da vardır.
 
Kullanıcıların Ürkekliği: Yeni teknolojilerin benimsenmesinde yatırımcıların biraz temkinli davranmasını yadırgamamak gerekir. Her yeni teknolojinin uygulanması, tüm taraflarca bir öğrenme sürecini gerektirir ve bazen yazılım/donanım hatalarının da katılmasıyla sancılı bir süreç olabilir.
Bu durum yalnızca Türkiye için geçerli olmayıp, ABD gibi ülkelerde de bu yeniliklerin uygulandığı ilk projelerde çeşitli sorunlar yaşandı. Yani bu alanda öncülük eden yatırımcılarla birlikte otomasyon firmaları da ilk projelerde bazı sıkıntılar çektiler. Bu tür uygulamaların hala çok yaygınlık kazanmaması nedeniyle geçmişte birkaç projede yaşanan ilk sıkıntılara işaret edip karamsar olmak çok yanıltıcı bir yaklaşım olur. Bugün Türkiye’de açık protokollerle entegrasyon sağlanmış farklı otomasyon firmalarınca gerçekleştirilmiş bir dizi çok başarılı uygulama vardır. Geleceğin yönünü bunlar gösteriyor, emekleme aşamasında yaşanmış sıkıntılar değildir. Kimi kullanıcılar yeni teknolojileri benimsemeye daha hazır ve isteklidir, kimileriyse daha temkinlidir. Bina Otomasyon firmalarında da benzer farklılıklar olması doğaldır. Projelerinizde otomasyon firmalarına bu konudaki yaklaşımlarını, daha önce yaptıkları uygulamaları sorun; mümkün olursa bir projeyi ziyaret edin ya da işletmecisiyle konuşun. Güven sağlamanın en pratik yolu budur.
Sorumluluk Çizgilerinin Belirsizleşmesi: Farklı üreticilerin sistem ve cihazlarının birbirleriyle ya da üst bir bina otomasyon sistemiyle haberleşecekleri bir sistemde temel kaygılardan biri sorumluluk çizgilerinin belirsizleşmesi olabilir. Örneğin bina otomasyon sisteminin kazanlarla iletişimi kesildiğinde problem otomasyon tarafında mı, kazan tarafında mı? Özellikle firmalar kendi konularına çok iyi hakim olmadıkları durumda, sorunun tespiti biraz daha uzun zaman alabilir. Sorunun basitçe çözülemediği durumlarda iki firmanın teknik servisini aynı anda tesise getirmek bile bazen zor olabilir. Bu problemin maalesef basit bir çözümü yoktur. En doğru yaklaşım, (i) işini bilen firmalarla çalışmak, (ii) periyodik bakım anlaşmaları ile sistemleri sürekli kontrol altında tutmaktır. Sorumluluk Çizgilerinin Belirsizleşmesi Farklı üreticilerin sistem ve cihazlarının birbirleriyle ya da üst bir bina otomasyon sistemiyle haberleşecekleri bir sistemde temel kaygılardan biri sorumluluk çizgilerinin belirsizleşmesi olabilir. Örneğin bina otomasyon sisteminin kazanlarla iletişimi kesildiğinde problem otomasyon tarafında mı, kazan tarafında mı? Özellikle firmalar kendi konularına çok iyi hakim olmadıkları durumda, sorunun tespiti biraz daha uzun zaman alabilir. Sorunun basitçe çözülemediği durumlarda iki firmanın teknik servisini aynı anda tesise getirmek bile bazen zor olabilir. Bu problemin maalesef basit bir çözümü yoktur. En doğru yaklaşım, (i) işini bilen firmalarla çalışmak, (ii) periyodik bakım anlaşmaları ile sistemleri sürekli kontrol altında tutmaktır.
 
Üreticilerin İsteksizliği: Burada kastım, bina otomasyon sistemi üreticileri değil, entegrasyon sağlanmasının işletmeye avantaj sağlayacağı diğer sistem ve cihazların üreticileridir. Kimi üretici cihazlarının bu tür sistemlerde etkileşimli olarak yer almalarından gurur duymakta ve çok istekli olmalarına karşın, tipik olarak bazı üreticilerde ise “benim sistemime kimse bulaşmasın, sistemim kendi işini en iyi şekliyle zaten yapar” gibi bir kapalılık psikolojisi mevcuttur. Bu yaklaşım bazen ticari kaygılardan kaynaklanıyor; kendi merkezi bilgisayarı ve yazılımını satan her firma bundan ilave bir ciro sağlıyor. Kimi zamansa teknolojik ürkeklikten; firmalar kendi sistemlerini çok iyi tanısalar da otomasyon için vermeleri gereken arabirimleri bilmiyorlar ve bu konuda başlarına dert almak istemiyorlar.
 
Ancak kullanıcıların taleplerinin yarattığı baskı neticesinde tüm üreticilerin entegrasyona ve işbirliğine açık bir yaklaşımı benimsemek zorunda kalacaklar ve kısa vadede bu yaklaşımı erken benimseyenlerin kesinlikle kazançlı çıkacaklardır.
Eşgüdüm: Üst düzeyde entegrasyon içeren bir projede malzeme ve sistem sağlayıcılarının çok daha üst düzey bir eşgüdüm içinde çalışmaları gerekliliği, kaçınılmazdır. Bu açıdan gerek bina otomasyon firmasına gerekse yatırımcıya düşen görevler vardır.
Günümüz binalarında herhangi bir cihaz ya da sistem alımında fiyat, kalite, teknoloji, firma tecrübesi gibi kriterlerin yanında yepyeni bir kriter daha gittikçe ön plana çıkmaktadır, işbirliğine açık olma. Güncel, kapsamlı ve entegre bir otomasyon sistemi tesis edilecek bir projede bu kriter de firma seçiminde rol oynamalıdır.
 
İnternet Teknolojileri: Açık sitemlerin avantajlarından söz ederken, yukarıda, tüm bilgilerin tek bir çatı altında toplanmasının işletmeciye binasını tek bir yazılımla idare etme avantajını sağladığından söz edilmiştir. Bu avantajın mükemmel şekilde uygulaması internet teknolojilerindeki gelişmelerle bina otomasyon sistemlerinin birleşmesi ile gerçekleşiyor.
Sonuç: Gittikçe daha çok sistem, standart veya opsiyonel olarak, “web sunucusu” özelliğine sahip olabiliyor. Bu şu anlama geliyor: binanızı idare etmek için Internet Explorer yazılımını kullanıyorsunuz. Standart internet erişim programlarının otomasyon için kullanımına izin veren bu “web sunucu” özelliğinin getirdiği avantajlar çok sayıdadır.
 
- Her bilgisayarda mevcut, yükleme problemi yoktur,
- ücretsizdir,
- en alt düzeyden en üst düzeye herkes kullanmayı bilmektedir,
-çok sayıda bilgisayardan aynı anda sisteme erişilebilir,
- Intranet ve internet üzerinden kullanım imkanı vardır,
- E-posta ve IP teknolojileri entegrasyonu imkanı vardır,
- Platform bağımsız (Linux, Macintosh gibi işletim sistemleri ile de kullanılabilir).
 
Netice olarak, Bina Otomasyon Sistemleri ilk kullanılmaya başladıkları zamandan itibaren en büyük değişikliği ve gelişmeyi yaşamaktalar. Bu gelişmelerin güncel olarak kurulmakta olan sistemlerde kullanılması, otomasyon firmaları ve yatırımcıların tercihlerine göre farklı düzeylerde olabiliyor. Ancak şu hiç şüphe götürmez ki bundan sonra kurulacak sistemler işletmeciye çok daha büyük kolaylıklar sağlarken maliyetler daha aşağılara düşecek. Ve bu geleceğe yönelik bir temenni değil, bugün gerçekleşen değişim.”
 
Son olarak, Milliyet Emlak’ta Temmuz 2015 tarihinde yayımlanan habere bakalım. “Akıllı bina sistemleri yüzde altı enerji verimliliği sağlayacak” başlıklı habere göre, geleceğin akıllı binalarını bulut üzerinden, tek merkezden yönetiminin amaçlandığı bir Avrupa Birliği projesi olan BaaS için bina otomasyonu konusunda Türk ve yabancı uzman şirketlerle birlikte çalışan Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu, ‘Bir bina içinde çeşitli otomasyon sistemleri bulunuyor. Isıtma - soğutma, aydınlatma, yangın algılama, güvenlik, kapıların otomatik açılıp kapanması gibi aklınıza gelebilecek bir sürü sistem, yüzlerce sensör ve bunları kontrol eden silo yaklaşımla çalışan yüzlerce ünite var. Bu sistemler birbirinden bağımsız olarak çalışıyor ve bu da verimlilik açısından ciddi sıkıntılar doğuruyor. Almanya’da yapılan bir araştırmada, bina otomasyon sistemlerinin merkezileştirilmesi ve birbiriyle haberleşebilmesi durumunda otomasyona sahip binalarda yılda ortalama yüzde 6 enerji verimliliğine ulaşılabileceği hesaplandı. BaaS projesi ile, merkezileştirme, tasarruf ve açık altyapı ile bina otomasyon sektörüne yeni üreticilerin kazandırılması amaçlandı’ demiş.
 
Haliloğlu sözlerine şöyle devam etmiş: ‘Şu anda otomasyon genellikle lüks binalarda mevcut. Bu sadece ülkemize özgü bir durum değil. Bina otomasyon sistemi lüks ve pahalı bir tüketim malzemesi olarak görülüyor. Enerji verimliliği insanların hayatında henüz çok göz önünde bulundurulmuyor. Yürüttüğümüz BaaS projesi ile otomasyon sistemlerinin daha ucuz hale getirilerek pazarın büyütülmesi ve sadece lüks konutlara değil, bütün binalara girmesini hedefleniyoruz. Maliyetin düşmesinin ardından sistemi, müteahhitler, inşaat geliştirme firmaları daha fazla kullanabilecekler. Düşünün ki binanın sadece o anda aktif olan kullanılan bölümlerini ısıtıyorsunuz. Hareket sensörleri ve insan algılayıcılarıyla o bölgede insan varsa aydınlatılacak, insan yoksa aydınlatılmayacak. Birileri varsa ve birilerinin olma ihtimali varsa ısıtılacak yoksa ısıtılmayacak. Bu esnek merkezi yönetim altyapısının ortak giderleri azaltmak ve maliyeti düşürmek üzerinde çok büyük etkisi olacak.’
 
2016 yılında tamamlanması planlanan BaaS projesinin amacı, akıllı bina sistemlerinin yaygınlaşması, enerji tasarrufunun maksimum düzeye çıkması ve sistemleri daha ulaşılabilir hale getirip sadece lüks binalarda, hastanelerde değil bundan sonra yapılacak tüm konutlarda uygulanmasını sağlamakmış. 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.