ATIKSU SEKTÖRÜ SON 5 YILDA 2 KAT BÜYÜDÜ!

 Sabah Gazetesi’nin Eylül 2015 tarihli, “Atık suya 8 yılda 38 milyar $ yatırılacak” başlıklı haberine göre, son 5 yılda 2 kat büyüyen atık su arıtma sektörü gaza basmış.  Halihazırda 12 milyar doları bulan yatırımlara, 8 yılda 38 milyar dolar eklenecekmiş. ITE Turkey bünyesinde yer alan E Uluslararası Fuarcılık (EUF) tarafından bu yıl (2015) ilki düzenlenen IWE Istanbul  Water Expo-Su ve Atıksu Arıtma Teknolojileri Fuarı ve Konferansı’nın Fuar Direktörü Tülin Bozkurt Bulut, su ve atıksu sektörünün küresel krize rağmen yılda ortalama yüzde 5 büyüdüğünü söylemiş. Sektörün 2014’te 600 milyar dolara ulaştığını belirten Bulut, “Bu pazarda gelişmekte olan ülkeler mega altyapı projeleriyle ön plana çıkıyor” demiş. 

 
Türkiye’nin AB raporlarına göre su ve atıksu çözümleri için dünyanın en büyük pazarlarından birisi konumuna geldiğini vurgulayan Bulut, şunları eklemiş: ‘AB Entegre Çevre Uyum Stratejisine göre, 2023 yılına kadar Türkiye’nin çevre yatırımlarının 80 milyar doları aşması ve su ve atıksu endüstrisindeki yeni ve rehabilitasyon projeleri için 50 milyar dolarlık yatırım yapılması planlanıyor. Türkiye’nin su ve atıksu sektöründeki yatırım ihtiyacı yaklaşık 38 milyar dolar. Bu rakamın yüzde 50’si devlet, yüzde 30’u özel sektör, yüzde 20’si ise AB ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından finanse edilecek… Türkiye su zengini bir ülke değil. Bu nedenle atıksu arıtma ülkemiz için çok önemli.”
Dört ay sonra yayınlanan Anadolu Ajansı’nın Ocak 2016 tarih ve “Türk girişimcinin atık su arıtma teknolojisi dünyaya açılıyor” başlıklı haberi, ilk habere karşılık veriyor sanki! Haberin devamı şöyle: “Türk girişimci Enes Kutluca’nın üniversite yıllarında geliştirdiği biyolojik boru ile atık su arıtma teknolojisi Biopipe, Japon Mistubishi’nin (MC ve MHI) ana hissedarı olduğu Metito tarafından teknoloji lisanslama ve ortak girişim anlaşmasıyla Afrika ve Asya kıtalarında satışa sunulacak.
 
Biopipe ve Metito arasındaki yapılan ‘Teknoloji Lisanslama ve Ortak Girişim Anlaşması’nın imza töreni girişimci Enes Kutluca, Metito Başkanı Fady Juez ile Biopipe ve Metito yetkililerinin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Yapılan anlaşmayla Kutluca’nın geliştirdiği biyolojik boru ile atık su arıtma teknolojisi Metito tarafından Afrika ve Asya kıtalarında satışa sunulacak. Toplantıda konuşan Fady Juez, yaptıkları işle ilgili katılımcılara bilgi vererek, ilk aşık oldukları büyük teknolojinin Biopipe olduğunu söyledi. Basit ve doğaya çok yakın teknolojilerin önemine işaret eden Juez,’ Biopipe’i Türkiye’den alıp tüm dünyaya tanıtmak için kendimize çok güveniyoruz’ dedi.
 
Enes Kutluca ise tamamen Türkiye’de geliştirilen teknolojinin uluslararası alanda patentlenerek dünya çapında kullanıma sunulduğuna işaret ederek, şunları söyledi: ‘Bir Türk teknolojisi dünyaya açılıyor. 6 yıl önce bir problemi çözmek adına yola çıktık. Problem atık su arıtımı problemiydi. Dünyadaki atık suların yüzde 90’ı olduğu gibi arıtılmadan doğaya veriliyor ve devletler milyonlarca liralar harcayarak kanalizasyon boruları döşeyip, milyonlarca lira harcayarak büyük su arıtma tesisleri yapıyorlar. Ve bu atık sular toplanıp tekrar kullanılamıyor. Diğer yandan da parklar bahçelerin sulanması için temiz suya da para ödüyoruz. Bunun nedenini düşünmeye başladım ve araştırmalarım sonucunda şu sonuca vardım, sürdürülebilir bir arıtma sistemi sektörde yoktu. Buradan yola çıkarak kolları sıvadım.’
Çalışma dönemine ve yatırım arayışlarına ilişkin detayları paylaşan Kutluca, ‘Bugün burada hayalimin bir kısmı olan dünyaya açılma alanında çok güzel bir imza töreni gerçekleştiriyoruz’ dedi.
Paylaşılan bilgilere göre, Biopipe, doğadan ilham alınarak geliştirilen yeşil teknoloji atık su arıtma sistemi olarak nitelendirilirken, bu yenilikçi sistem, boruların içindeki bakteriler sayesinde atık suyu çamur üretmeden borularda arıtarak organik tarıma da elverişli AB standartlarında temiz su üretiyor.
Yapılan anlaşmayla Türkiye’de ilkler arasında olan teknoloji lisanslama ve ortak girişim anlaşması ile yükselen pazarda akıllı su yönetimi çözümleri üreten Metito firması, Afrika ve Asya kıtalarında tek yetkili olarak Biopipe biyolojik atık su arıtma teknolojisini sunabilecek.
 
Biopipe teknolojisinin Türk mucidi Enes Kutluca, Biopipe teknolojisini mühendislik öğrencisiyken geliştirdi ve 2013 yılında İsviçre’den yatırım alarak Biopipe TR Çevre Teknolojileri A.Ş.’yi İstanbul’da ve Biopipe Global AG’yi Zürih’te grup şirketi olarak ortağı Enver Mısırlı ile birlikte kurdu. Kısa zamanda elde edilen bu başarı Türkiye’de son iki yılda kurulumu yapılan önemli projelerin de katkısıyla Biopipe dünya devlerinin merceğine yerleşti.
 
Metito ile yapılan Teknoloji Lisanslama ve Ortak Girişim Anlaşması ile Biopipe, 3 yıl içinde satış hacmini arttırmayı öngörüyor. Ayrıca Biopipe teknolojisi konvansiyonel sistemlere alternatif hale getirildiği noktada, Metito’nun global pazarda hakim olduğu konvansyionel satış hacmine ilave satış hacmi yakalama da hedefler arasında bulunuyor.”
 
Peki, ‘Atıksu Sektörü’ gerçekten bu kadar değerli mi?
 
Bu soruyu düşünürken, karşımıza çıkan bir belge metnini aktaralım: Belge, Frost & Sullivan isimli bir çokuluslu bir danışmanlık şirketinin Mart 2012 tarihli bir araştırması.  “Türkiye Atık Su Pazarı” isimli bu araştırmaya göre, “Türkiye’nin su ve atık su piyasasının ileri teknolojilere yönelmesi büyük sektörel fırsatları beraberinde getiriyor. Türkiye’nin su ve atık su piyasası ciddi bir büyümenin eşiğinde bulunuyor. AB uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’nin AB çevre müktesebatına uygunluk sağlaması için 2007-2023 yılları arasında yaklaşık 82 milyar 200 milyon dolarlık yatırıma ihtiyaç duyacağı belirtiliyor.
 
2010 yılında Türkiye’de faaliyetlerine başlayan dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost & Sullivan, Türkiye’de hazırladığı başta enerji, otomotiv, savunma ve sağlık olmak üzere çeşitli sektörlerde uzun vadeli pazar öngörülerini de kapsayan raporlarıyla uluslararası şirketlerin ve yatırım fonlarının Türkiye’deki faaliyetlerine yardımcı olmanın yanı sıra farklı sektörlerde birçok Türk firmasına özel araştırma ve danışmanlık hizmetleri vererek iç ve dış pazarlarda büyümelerine yardımcı olmayı sürdürüyor…” 
Frost & Sullivanın araştırmasına göre “Türkiye’nin su ve atık su piyasası büyük bir piyasa olmasının yanı sıra hâlihazırda büyüme aşamasında bulunuyor. Yasalarda yer alan çevre koruma koşullarına uyma gereği, artan nüfus ve gelişen endüstriyel üretim için sürdürülebilir ve çevreci su ve atık su hizmetlerine olan talep hızlı bir büyüme arz ediyor. Öte yandan mevcut altyapının kötü durumu, su şebekesi kayıpları gibi operasyonel sorunlar özellikle şehirleri zorluyor. Bununla birlikte, hizmetleri küçük yerleşim birimlerine taşıma yönündeki yasal gereklilik de başlı başına itici bir etmen olarak öne çıkıyor. 
 
Yasaya uygunluk çerçevesinde 2007 yılıyla beraber AB ve diğer uluslararası finans kurumlarının fon sağlamasıyla, Türkiye kentsel ve endüstriyel sektörlerin talepleriyle ilgili hizmetlerde çekici bir pazar konumuna ulaşmış bulunuyor. Bu bağlamda, arıtma piyasası kentsel ve endüstriyel olmak üzere iki büyük alanı kapsıyor. Bu alanların ikisi de arıtma ekipmanı, inşaat işleri, hizmetler ve diğer işler olmak üzere dört ana bölüme ayrılıyor.
Avrupa Birliğinden gelen katılım öncesi fonlar Türkiye’de su sektörünün büyümesini hızlandırıyor. Bununla birlikte, AB ve uluslararası finans kurumlarının sağladığı fonlar su sektörünü destekleyen faaliyetlerle uğraşan yabancı şirketler açısından piyasayı daha çekici hale getiriyor. 2000 ila 2009 yılları arasında çevre sektöründe kurumsal geliştirme ve yasaya uygunluk çerçevesinde 85 milyon avroluk fon elde edilmiş bulunuyor. 2011-2013 yılları arasında ise Çok Yıllı Yol Gösterici Planlama Belgesi (MIPD) ile Çevre ve İklim Değişikliği kapsamında 465.6 milyon dolar fon alınması bekleniyor. 
 
Uluslararası finans kurumları Türkiye’nin su sektöründe aktif rol oynuyor. İller Bankası ve diğer kredi mekanizmalarıyla yerel yönetimlere kredi sağlanıyor ve bu krediler Türkiye’de su sektörünün cazibesini artırıyor. Su ve atık su projeleri için alınan destek, nakit sıkıntısı çeken ve daha çok iyileştirme yapmak için maliyetleri karşılamayacak durumda olan belediyelere büyük yararlar sağlıyor. Öte yandan, artan su kaybı köhne altyapının olumsuz bir sonucu olarak dikkat çekiyor. Türkiye’nin su şebekelerinde ortalama yüzde 50 oranında hesap dışı su bulunuyor. Bu oranın yüzde 37 gibi ciddi bir oranı ise İstanbul’un su şebekesinde görülüyor…”
 
Frost & Sullivan Türkiye uzmanları, su kaybı geçmişle kıyaslandığında azalmış olsa da, maliyet verimliliği ve kaynak verimini artırmak için eski ve sızdıran boruların acilen değiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar:  “Türkiye’nin yetersiz su ve atık su arıtımı sorunu ve altyapının iyi işletilmesiyle ilgili önemli problemleri bulunuyor. Eski ve verimsiz altyapı, arıtma düzeylerini kötüleştiriyor. AB çevre direktifleriyle uygunluk ve katılım öncesi fon alma ihtiyacı da, verimsiz arıtma tesislerini modernleştirme ve onarım çalışmaları yapmak için itici bir rol oynuyor. Tarım amaçlı planlı olmayan yeniden kullanım yıllardır uygulanıyor. 
Ancak arıtılmış kaliteli atık suyu tarım sulamasında değerlendirmek üzere yeniden kullanım yaygın olarak uygulanmıyor. Öte yandan, halkın su kirliliği ve çevre koruma bilinci giderek artıyor. Ayrıca su altyapısı ve halk sağlığı sorunları arasındaki doğrudan ilişki halk tarafından gayet iyi biliniyor. Tüm bu etmenler atık su ve genel anlamda su altyapısına verilmesi gereken önemi artırıyor. Su rezervlerinin kirlenmesini önlemek ve kamuya güvenli su tedariki sağlamak için su şirketleri ve ilgili endüstriyel çevrelerin omuzlarındaki yük giderek artıyor. Olumlu bir gelişme olarak kirliliği önlemek için uygun arıtma tesislerinin önemi konusunda kamuoyu bilincinin gittikçe yükseldiği gözleniyor.
Türkiye’de su rezervlerinin kalitesi hakkında güvenilir veriler ile su sektörüyle ilgili ekonomik analizler bulunmuyor. Bununla birlikte, su kalitesi kriterleriyle su kalitesi takibinin de olmayışı AB direktiflerini hayata geçirme çabalarına gölge düşürüyor. Yeterli icra ilkesinin olmayışı ve birden fazla kurumun izleme süreçlerine dahil olmasından dolayı çevre yönetim işlevlerinde sorunlar ve çakışmalar gözleniyor. Bu durum programların etkili uygulanmasına engel oluyor ve entegre çözümlere sekte vuruyor. Dolayısıyla uzmanlığın ve güvenilir arka plan verilerinin olmayışı direktiflerin uygulanmasının önüne geçiyor, Türkiye’nin su ve atık su arıtma piyasasının daha hızlı gelişmesini kısıtlıyor.2007-2023 AB Entegre Çevre Uyum Stratejisine göre Türkiye’nin AB çevre müktesebatına uygunluk sağlaması için yaklaşık 82 milyar 210 milyon dolar yatırıma ihtiyaç olduğu tahmine diliyor. Bu yatırımın yüzde 80inin kamu sektörü tarafından gerçekleştirileceği, geriye kalanın ise özel sektör tarafından hayata geçirileceği öngörülüyor.
 
Türkiye’de kirlilik boşaltımına ilişkin vergi zorunluluğunun olmayışı, kirlilik yaratan şirketlere para cezası uygulaması getiren, böylece maliyet istirdatı (geri alma) sağlayacak ve uygunluğu teşvik edecek ‘kirleten öder’ ilkesinin olmaması anlamına geliyor. 
 
Su sektörünün büyümesini engelleyen diğer finansal faktörler, tarifelerin yetersizliği, örneğin farklı müşteri grupları ve farklı departmanlar arasındaki etkileşimli sektör iştirakleri olarak öne çıkıyor. Bu faktörler su hizmetleriyle ilgili mali kararların yetersiz değerlendirilmesine yol açarak, farklı kentsel hizmetler için gereken maliyet istirdadının yetersiz değerlendirilmesine neden oluyor. Öte yandan, küçük ve orta ölçekli belediyelerde su altyapısının gelişimi, yeterli fon ve kurumsal yeterliliğin olmayışı nedeniyle yavaşlamış bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’nin su ve atık su altyapısı, özellikle su şebekesi iyi bir durumda bulunmuyor…
 
Türkiye’nin güçlü ihracat eğilimi ve gelişmekte olan endüstrileri göz önünde bulundurulduğunda, sanayi sektöründe su ve atık su arıtmaya olan talebin daha güçlü olması gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu noktada kaliteli arıtma suyu, nüfus artışı, yetersiz altyapı ve AB’den fon alma anahtar başlıklar olarak öne çıkıyor. Yetersiz fona sahip olan ve mali kaynakları zayıf olan küçük ve orta büyüklükteki kentler yatırımcılara cazip gelmiyor. Uzmanlığın ve su kalitesi verilerinin olmayışı ise daha iyi su kaynakları yönetimini geliştirmeyi kısıtlayan bir başka önemli faktör olarak belirginleşiyor. Türkiye’nin su ve atık su piyasası büyüme aşamasında bulunuyor. Gelişen su ve altyapı yönetim gerçeği nedeniyle Türkiye bu alanda geçiş dönemi ülkesi olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, piyasa geniş bir coğrafi bölgeyi kapsıyor ve yakın gelecekte bu alanın daha da genişlemesi bekleniyor. Bununla birlikte, piyasa küçük ve orta ölçekli birçok yerel şirket arasında bölünmüş bulunuyor. Öte yandan, Türkiye’nin fon alabilme gücü ve teknik uzmanlık talebi nedeniyle uluslararası şirketler açısından gitgide daha cazip hale geliyor. Büyük inşaat şirketleri radarlarını kurulacak tesislere çevirmiş bulunuyor.”
Frost & Sullivan uzmanları, su yönetimi periyotlarında artan su stresi ve kaygılarının, 2020yılında sürdürülebilir su ve atık su arıtma çözümlerinin göz önüne alınmasına yol açacağını ileri sürüyorlar. Bu bağlamda, su endüstrisi değer zincirinin çok yakın bir zamanda, mühendislik tedariki ve inşaat şirketleri, su ve atık su arıtma sistemi montajcıları ve orijinal ekipman üreticileri arasında güçlü bir entegrasyona şahit olacağı belirtiliyor. Böylece kimyasal içermeyen su ve atık su arıtma çözümleri, atık su arıtma yoluyla biyogaz üretimi ve maddi kaynakların kurtarılması gibi yeniliklere yol açacağı vurgulanıyor. Frost & Sullivan, artan nüfus ve kentleşmenin su endüstrisini doğrudan etkileyen bir mega eğilim olduğunun altını çiziyor. Milyarlarca dolar yatırım çekmesi beklenen bir başka mega eğilimin ise “altyapı geliştirme” olduğu, bunun su endüstrisinde yeniliklerin ve gelirlerin artmasına doğrudan zemin hazırlayacağı belirtiliyor.
 
Bu noktada Frost & Sullivan, Türkiye için üç büyük tahminde bulunuyor. Birincisi, piyasa su kaynakları yönetiminin iyileştirilmesi, sürdürülebilirlik ve akıllı altyapı yönünde geliştikçe entegre çözüm ve hizmetlerle enerji tasarruflu teknolojilerin sağlanması yaygınlaşacak. İkincisi, atık su arıtma sektörü kentsel ve endüstriyel sektörlerde en yüksek büyüme potansiyelini gösterecek. Gelişmiş atık su arıtma teknolojileri, özellikle hassas su rezervleri taşıyan yerlerde daha yüksek düzeyde büyüyecek. Üçüncüsü, artan sanayileşme ve kentsel hizmetler, filtrasyon ve dezenfeksiyon gibi gelişmiş teknolojilerin büyümesini artıracak.İyileştirilmiş imha yöntemlerinin geliştirilmesini yönlendiren çevre ve halk sağlığı güvenlik sorunlarını ele alma ihtiyacıyla beraber çamur arıtma teknolojileri de büyük önem kazanacak. 
 

ATIKSU’YA BAKIŞIMIZ

 
Yabancıların dikkatle eğildiği “Atıksu Sektörü” konusunda biz ne yapıyoruz?
 
Bu soruya cevap bulmak için, Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Atıksu Arıtımı Eylem Planı (2015–2023)” çalışmasına bakıyoruz.
 
Plan’a göre,’Türkiye’de Atıksu Arıtım Teknolojilerinin Mevcut Durumu’ şöyle:
 
“Türkiye’de evsel atık suların arıtılması amacıyla 2014 yılı itibariyle toplam 597 arıtma tesisi bulunmaktadır. Bu tesisler 58.998.171 kişiye hizmet etmektedir. Tesislerin 303 adeti ikincil arıtma, 40 adeti derin deniz deşarjı, 40 adeti paket arıtma, 13 adeti fiziksel arıtma, 124 adeti doğal arıtma ve 77 adeti ise ileri arıtma/BNR’dır.
 
Küçük yerleşim birimlerinde paket arıtma, denize yakın yerleşimlerde fiziksel arıtma ve sonrasında derin deniz deşarjı, arazinin ve iklim şartlarının uygun olduğu yerleşimlerde doğal arıtma sistemleri kullanılmaktadır. Halihazırda işletilen tesislerin önemli bir kısmı kaba ızgara, terfi istasyonu, ince ızgara, kum ve yağ tutucu, ön çökeltim tankı, havalandırma havuzu ve son çökeltim tankından ibarettir. Havalandırma havuzu ve son çökeltim tankı, aktif çamur sistemi olarak da adlandırılmaktadır. Son yıllarda atıksuları geri kazanımı dikkate alınarak ileri arıtma prosesleri ile atıksular arıtılması gündemdedir. 2005 yılından sonra inşa edilen çok sayıda arıtma tesislerinde nütrient (azot ve fosfor) giderilmektedir. Bu tesislerde kaba ızgara, terfi istasyonu, ince ızgara, kum ve yağ tutucu, anaerobik reaktör (havasız), anoksik reaktör, aerobik (havalandırmalı) reaktör ve son çökeltim tankları bulunmaktadır. Atıksu geri kazanımı için son çökeltim tankı sonrasında kum filtresi ile dezenfeksiyon ünitesi (özellikle ultraviole ışını) ilave edilmektedir. Konvansiyonel arıtma prosesleri yerine son yıllarda membran proseslerde kullanılmaya başlamıştır. Bu tesislerde kaba ızgara, terfi istasyonu, ince ızgara, kum ve yağ tutucu, membran biyoreaktör (MBR) ve dezenfeksiyon ünitesi bulunmaktadır. Türkiye’de Muğla Konacık ve Antalya Gazipaşa evsel AAT tesislerinde MBR sistemi kullanılmaktadır. Bu sistemlerle arıtılan atıksuların ultraviole ışını ile dezenfeksiyonu sonrasında farklı amaçlar için yeniden kullanımı mümkündür…
 
ATIKSU YÖNETİMİ KONUSUNDA YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR
 
Projeler ve Finansman yardımları: Ülkemizde çevre altyapı projeleri çeşitli kamu kurumlar tarafından farklı finansman kaynaklarıyla gerçekleştirilmektedir. Ulusal kaynaklar kullanarak yatırım gerçekleştiren kamu kurumları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri, İller Bankası ve belediyelerden oluşmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) fonlarıylada önemli oranda çevre yatırımları yapılmıştır.
 
IPA Projeleri: AB tarafından 2007–2013 döneminde IPA kapsamında kullanılmak üzere 11,5 Milyar Avro’luk kaynak ayrılmıştır. Bu dönem için Türkiye’ye ayırılan miktar ise 4,873 Milyar Avro’dur. Bu miktarın 1,8 Milyar Avro’su Bölgesel Kalkınma bileşenine tahsis edilmiş olup, 803 Milyon Avro’luk kısmının Çevre Operasyonel Programı’nda (ÇOP) kullanılması planlanmıştır. 29 Kasım 2007 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından onaylanan ÇOP programı AB tarafından IPA kapsamında çevre altyapı projelerine sağlanacak finansman kaynaklarının çerçevesini belirleyen planlama belgesidir. ÇOP kapsamında Türkiye’nin çevre sektöründeki performansını, Avrupa Birliği’nin ilkeleri ve politikaları doğrultusunda geliştirmesi için finansman sağlanmaktadır. ÇOP finansmanı ile AB standartlarında içme suyu, atık su ve katı atık altyapı gibi çevre altyapı yatırımlarına ulaşan nüfus ve yerel yönetim sayısı arttırılarak ülke genelinde çevre kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenmektedir. 
ÇOP kapsamında gerçekleştirilen altyapı yatırımlarının finansmanının % 85’i IPA geri kalan % 15’i ise Bakanlık ve belediyelerin kendi imkânlarından oluşan ulusal kaynak ile karşılanmaktadır. 2007-2013 dönemi için toplam ÇOP bütçesi 803 Milyon Avro olarak belirlenmiştir. ÇOP fonlarının dağıtımında ilk öncelik içme suyu ve atıksu altyapılarının yapımına yönelik projelere ayrılmıştır. Daha sonra ise entegre katı atık yönetimimin iyileştirilmesi ve teknik yardım projelerinin finansmanı sağlanmıştır. İçme suyu altyapı işleri kapsamında kullanılan finansman ile içme suyu arıtma tesisi, isale hattı ve dağıtım şebekesi, su depoları ve dezenfeksiyon sistemlerinin yapımı ve rehabilitasyonu ile birlikte otomasyon yazılımı, sistem kurulumu ve ekipman alımına yönelik projeler fonlanmaktadır. Atıksu altyapı çalışmaları kapsamında atıksu arıtma tesisi, kanalizasyon ve yağmursuyu şebekelerinin yapımı ve rehabilitasyonu ile birlikte dere ıslahı, ekipman alımı, otomasyon yazılımı ve sistem kurulumu gerçekleştirilmektedir. 
 
Entegre katı atık yönetim çalışmaları kapsamında ise düzenli depo sahası yapımı, eski vahşi depolama alanlarının ıslahı ile birlikte geri dönüşüm, tıbbi atık sterilizasyon, atık transfer istasyonları ve sızıntı suyu arıtma tesislerinin yapımı gerçekleştirilmektedir. Ayıca atık toplama araçları ve ekipmanlarının temin projelerine de finansmanı sağlanmaktadır. Teknik yardım kapsamında ise belediyelerin, belediye birliklerinin, AB Yatırımları Dairesi Başkanlığı’nın ve diğer birimlerin ve kurumların kapasitelerinin program kapsamındaki projelerin hazırlanması, uygulama aşamasındaki projelerin inşaat kontrolörlüğü ve su projeleri kapsamındaki belediyelerde sular idaresi kurulması/iyileştirilmesi çalışmaları gerçekleştirilmektedir. 
 
2007-2013 döneminde yaklaşık 13 milyon kişiye hizmet verecek altyapı sistemlerinin projelendirilmesi, ihalesi ve inşaatı gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 32 adet su yönetim projesi (785 Milyon Avro) ve 7 adet entegre katı atık yönetim projesi (160 Milyon avro) için toplamda 945 milyon Avro finansmanı kullanılmıştır. 2013 yılı sonu itibari ile IPA kapsamında 25 projenin finansman kararı alınmış ve 18 projenin uygulamasına başlanmıştır. 
2014-2020 dönemini kapsayan dönem için aday/potansiyel aday ülke ayırımı olmadan fonlar bileşen bazlı değil, sektör odaklı bir yaklaşım esas alınarak dağıtılacaktır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ‘Ülke Strateji Belgesi’nin ilk taslağına göre, 2014-2020 döneminde Çevre ve İklim Değişikliği Sektörü için ayrılan AB katkısı 725 Milyon Avro’dur ve bunun yaklaşık % 25’inin iklim değişikliği ile mücadele konusunda harcanması öngörülmektedir. Ayrıca 23 adet su ve 15 adet katı atık olmak üzere, toplam yatırım tutarı yaklaşık 867 Milyon Avro olan 38 adet çevre altyapı projesinin hazırlık çalışmaları devam etmektedir. Tamamlanacak projelerle tahmini 7 Milyon kişiye hizmet verilmesi planlanmaktadır.
Öncelikler ve Önlemler 
Öncelik: Kanalizasyon ve atıksu arıtma hizmetlerini yapma ve mevcut devam eden hizmetleri iyileştirme, verimli ve sürdürülebilir şekilde kanalizasyon ile atıksu projelerini geliştirmektir. Bu öncelikler için aşağıdaki hedefler ve önlemler dikkate alınmalıdır. 
 
Hedefler: 
-2017 yılı sonuna kadar belediye sınırları içerisinde yaşayanların %85’ine atıksu hizmeti sağlamak, 
-2023 yılı sonuna kadar belediye sınırları içerisinde kanalizasyon ve atıksu arıtma hizmeti oranının 0 olmasını sağlamak, 
-Atıksu altyapı tesislerinin kurulması, bakımı, onarımı, işletilmesi, kapatılması ve izlenmesi, bu tesislerle ilgili olarak verilen tüm hizmetleri karşılayabilecek tam maliyet esaslı tarifelerin uygulanmasını sağlamak; 
-Sanayilerin atıksularını arıtmaları veya ön arıtmaları sonrası kentsel atıksu toplama sistemine vermelerini sağlamaktır.

Önlemler: 
-Alıcı ortam özellikleri ve çevre kirlenmesi dikkate alınarak AAT proseslerini belirlemek ve gerekli ise mevcut tesislerin proseslerini revize etmek, 
-Hedeflerin gerçekleştirmesi için gerekli finansmanın temin etmek, 
-Tam maliyet esaslı tarifleri uygulayanlara teşvik vermek, 
-Sanayilerden altyapı sistemlerini tamamlayanlara teşvik vermektir.
 
Ekonomik Göstergeler: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çevresel altyapı ile ilgili yatırımları desteklemekte ve çevre politikalarının etkin uygulanması amacıyla çevre katkı payları gibi ekonomik araçlar geliştirmektedir. Çevre katkı payları 2872 sayılı Çevre Kanunu ile düzenlenmiştir. Çevre Kanunu kapsamında alınan çevre katkı payı kaynakları şunlardır; ithalat katkı payları, Büyükşehir Belediyeleri atıksu uzaklaştırmalarından gelen katkı payı, çevre cezalarından gelen katkı payı, bağış ve hibeler ile faiz gelirleridir. 
Çevre katkı payları atıksu arıtımı, atık bertarafı ve katı atık geri kazanım tesislerinin gözetim, fizibilite, etüt, proje ve inşaat işlerinin kredi veya yardım suretiyle desteklenmesinde, çevre eğitimi ve yayını ile çevre kirliliğinin giderilmesi için belediyelerce yapılan harcamalarda kullanılmaktadır. 
Bakanlık tarafından yerel yönetimlere çevre giderlerinde kullanılmak üzere nakdi yardımlar da yapılmaktadır. 2005 yılından Ocak 2012 tarihine kadar 2290 belediye ve birliklere toplam 575.068.817 TL yardım yapılmıştır. 2011 yılında toplam 235.000.000. TL çevre katkı paylarından gelir elde edilmiş olup, bu miktarın 205.660.442 TL’lik kısmı ile belediyelere yardım yapılmıştır. 
Çevre katkı paylarının her yıl % 10 artacağı ön görüsü ile yıllık yardım miktarları da aynı ölçüde artırılmıştır. 2015 yılından 2023 yılına kadar yerel yönetimlere yapılması öngörülen yardım tutarının toplam (kümülatif olarak) 2.232.434.200 TL olması hedeflenmektedir. 
Atıksu arıtma tesisi enerji teşviki kapsamında mevzuata uygun olarak çalıştırılan atıksu arıtma tesislerinin enerji giderlerinin yüzde ellisine kadar olan kısmı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından karşılanabilmektedir. 2015 yılı itibariyle Elektrik Teşvikinden faydalanmak için Geri Ödeme Belgesi almış tesis sayısı 413’e ulaşmıştır. Yönetmelik kapsamında 2011 yılında 172 tesise 23 milyon TL, 2012 yılında 212 tesise 27 milyon TL, 2013 yılında 207 tesise 30,2 milyon TL ve 2014 yılında ise 225 tesise 30,4 milyon TL teşvik yardımı yapılmıştır.
 
Plan’a göre, Atıksu Sektöründe Gzft (Swot) Analizi şöyle:
 
GÜÇLÜ YÖNLER 
*Atıksu ile ilgili AB direktifleri tam uyumlu olarak iç mevzuata aktarılması. 
*Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle yeni Büyükşehir Belediyelerinin sayısı arttırılması Bakanlık ve büyükşehir belediyelerinde atıksu ile ilgili birimlerde çalışan teknik personel sayısı ve bilgi düzeyinin sürekli olarak artması.
*Ulusal kaynaklar ve IPA fonlarıyla atıksu altyapı yatırımlarının artması. 
*Büyükşehir Belediyeleri’nin sayıları artırılması ile atıksu altyapı yatırımlarının tek bir elden ve daha güçlü bütçe ile yapılabilme imkanına ulaşılması. 
*AB müktesebatındaki atıksu ile ilgili birçok direktifin aktarımın yapılmış olması.
*AB ilerleme raporlarında yapılan yatırımlarla atıksu arıtım kapasitesinin artmasından olumlu gelişme olarak değerlendirilmesi.
*Bakanlık, büyükşehir belediyeleri ve yerel yönetimlerdeki personelin yabancı kurum ve meslektaşları ile teknik bilgi ve modern teknoloji uygulamalarına dair paylaşımlarının artması.
*Atıksu yatırımlarına yönelik IPA fonlarının artarak devam etmesi

ZAYIF YÖNLER
 *Mevzuatın yerelde uygulanmasında sorunlar yaşanması. 
*Yerel yönetimlerin kurumsal ve teknik kapasiteleri ile finansman kaynaklarının yetersiz olması.
*Kurumsal ve teknik kapasiteleri yetersiz olan yerel yönetimlerin gerçekleştirdiği arıtma tesisi vd. altyapı yatırımlarının işletme performanslarının düşük olması. 
*Atıksu arıtma sistemlerinde ulusal teknoloji ve ARGE katkısının düşük oranda olması. 
*Atıksu hizmet tarifelerinin tam maliyet esası ile tarifelere yansıtılamaması ve toplanan ücretlerin yalnızca su sektörü için kullanılamıyor olması.

FIRSATLAR 
*AB müktesebatındaki atıksu ile ilgili birçok direktifin aktarımın yapılmış olması. 
*AB ilerleme raporlarında yapılan yatırımlarla atıksu arıtım kapasitesinin artmasından olumlu gelişme olarak değerlendirilmesi.
*Bakanlık, büyükşehir belediyeleri ve yerel yönetimlerdeki personelin yabancı kurum ve meslektaşları ile teknik bilgi ve modern teknoloji uygulamalarına dair paylaşımlarının artması. 
*Atıksu yatırımlarına yönelik IPA fonlarının artarak devam etmesi.  

TEHDİTLER 
*AB üyelik sürecinde yaşanabilecek belirsizlikler nedeniyle ulusal mevzuatın uyumlaştırılması veya geliştirilmesinde yaşanabilecek yavaşlamalar.
*Atıksu arıtma teknolojilerinde kısmi dışa bağımlılık.
 
Plan’ın sonunda yer alan “Değerlendirme ve Öneriler” ise şöyle:
 
“Yaşamın vazgeçilemez kaynaklarından biri sudur. Sular, içme ve kullanma ile endüstriyel amaç için kullanım sonrası kirlenmekte ve atıksu oluşturmaktadır. Oluşan atıksuların canlı yaşamı ve çevre üzerinde olumsuz etkilerinin en aza indirgenebilmesi için uygun arıtma prosesleri ile arıtılması gerekmektedir. Türkiye’de atıksuların toplanıp arıtılması için mevzuatın yeterlidir. Ayrıca, çevre kirliliğinin önlenmesi Anayasa ile garanti altına alınmıştır. Su ve atıksu ile ilgili Türkiye’de yetkili olan çok sayıda bakanlık, kurum ve kuruluşlar bulunmaktadır. Su ve atıksu sektörünün sağlıklı işletimi ve denetimi için yetkili kurum ve kuruluş sayısının asgariye indirilmesi önerilmektedir.
 
Atıksuların sağlıklı işletilmesi için yeterli insan gücü ve donanımlı bireyler Türkiye’de mevcuttur. Vatandaşların bilinç seviyesinin artması da çevre kirliliğinin azaltılmasına ve dolaysıyla atıksuların arıtılması ihtiyacının ortaya konmasına katkı sağlamaktadır. Su ve atıksu sektöründe finansman sıkıntısı sebebiyle planlanan AAT ve kanalizasyon ile yağmur suyu kanallarının yapılmasında gecikmeler olmakta ve bu durum ilgili bölgede yaşayanların refah seviyesini düşürmektedir. Ayrıca, finans yetersizliği sebebiyle özellikle nüfusu az olan ilçe belediyeleri ile belde belediyeleri AAT sistemlerini sağlıklı işletmede sorunlar yaşamaktadır. Bu yerleşimlerin bulunduğu illerde Büyükşehir belediyelerine benzer şekilde Su ve Kanalizasyon İdare’leri şeklinde kuruluşların oluşturulması önerilmektedir. Böylece, nüfusu az olan yerleşimlerin atıksularının toplanması ve arıtılması konusunda yaşanan sorunlar kısmi olarak azaltılabilir.
 
2014 yılı verilerine göre Türkiye’de 597 adet AAT bulunmaktadır. Gerek AAT ve gerekse kanalizasyon ile yağmur suyu sistemleri konusunda sağlıklı veri envanterinin oluşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Çok sayıda kurum ve kuruluşun yetkili olması sebebiyle verilere ulaşmada ülke çapında sorunlar yaşanmaktadır. Altyapı sistemleri ve ihtiyaçların daha sağlıklı tespiti için verilerin tek elde toplanması ve uzman kişiler tarafından değerlendirilmesi önerilmektedir. Böylece, sorunlara kısa sürede müdahale etme imkanı ortaya çıkmaktadır.
 
Türkiye’de 30 adet büyükşehir belediyesi, 957 ilçe ve 1394 adet belediye teşkilatı ve 279 adet OSB bulunmaktadır. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun Geçici 4. maddesi gereği belediyeler tarafından kentsel atıksuların ve OSB’ler tarafından OSB kaynaklı atıksularının arıtılması gerekmektedir. Bazı OSB’lerin atıksuları kentsel atıksu karakterinde olduğu için arıtma tesisi kurmaksızın, sularını kentsel atıksulara vermektedir. Bazı OSB’lerde kentsel atıksu kanalına deşarj edilecek seviyeye kadar atıksularını arıttıktan sonra kentsel atıksu toplama kanalına vermektedir. Özellikle kentsel atıksu kanalının mevcut olmadığı bölgelerde, OSB ve sanayi kuruluşları atıksularını alıcı ortam özelliği ve Su Kirliliği ve Kontrollü Yönetmeliğine uygun şekilde arıtmalıdır.
 
2012/24 sayılı genelge ile 10.000 m3/gün ve üzerindeki kapasiteli belediye ile sanayi suları online olarak izlenmektedir. Bu debi değerinin ilk aşamada 2.500 m3/gün değerine çekilmesi önerilmektedir. Böylece çevreyi kirletenlerin tespiti ve ilgililer hakkında işlem yapılması daha kolay olacaktır. 2.500 m3/gün kapasite, birçok yerleşim birimindeki kentsel atıksu arıtma tesisinin çalışmasını olumsuz etkileyebilecek seviyededir. İkinci aşamada da bu değerin 1.000 m3/gün seviyesine çekilmesi uygun olabilir. Böylece kirleten öder prensibi daha sağlıklı işletilebilir ve çevre korunmasına katkı sağlanabilir.
 
Atıksu oluşumunu azaltılması ve oluşan atıksuların tekrar geri kullanılabilirliği günümüzde dünyada önemli konu başlıklarını oluşturmaktadır. Su talebi her geçen gün artmakta ve fakat ulaşılabilir tatlı su kaynakları ise kirlenme sebebiyle gün geçtikçe azalmaktadır. Kısıtlı su kaynaklarının kirlenmesi ve suya olan ihtiyacın artması neticesinde sürdürülebilirlik ve doğal kaynakların kontrollü kullanımı, özellikle son yirmi yılda, tüm Dünya’da önem kazanmış ve alternatif su kaynakları üstündeki çalışmalar artmıştır. Türkiye’de atıksuların yeniden kullanımı konusunda kısıtlı sayıda örnekler bulunmaktadır. Atıksuların geri kazanımı ve yeniden kullanımın yaygınlaştırılması için teşvikler verilebilir. Atıksuların yeniden kullanılmasında en önemli alan tarımsal sulamadır. Türkiye’de kullanılan suların yaklaşık %72’si tarımsal sulama amacıyla kullanılmaktadır.
 
Arıtılmış atıksular sulama amaçlı olarak kullanılarak geri kazanılan su miktarı artırılabilir ve tarımsal sahalarda kullanılan temiz yer altı ve yer üstü su miktarı önemli oranda azaltılabilir. Mevzuatta sulama suyu için gereken kriterleri sağlayan arıtılmış atıksular sulama amaçlı kullanılabilir. Arıtılmış atıksuyun kullanım ile tarımsal ürün çeşitliliği ve miktarı artırılarak ekonomik katkının arttırılması sağlanabilir. Sulamada, su kullanım uygulamalarının durumu da önem kazanmaktadır. Arıtılmış atıksuların kullanımı için mevcut su kullanım maliyetlerinden pahalı olmaması ile çevresel ve sağlık açısından daha az riskli olması ve de uzun dönem kullanımına yönelik sürdürülebilir olması gerekmektedir. Arıtılmış suların sulama amaçlı olarak kullanılabileceği yerlerden bir tanesi de kent içerisindeki yeşil alanlardır. Öncelikle insan temasının kısıtlı olduğu yada olmadığı yol kenarlarındaki yeşil alanlar olmak üzere ileri arıtma ve dezenfeksiyondan geçirilmiş sular şehir içindeki parklardaki bitki ve ağaçların sulamasında da kullanılabilir. Arıtılmış atıksuların bir diğer sulama imkanı da golf sahalarının sulanması olabilir. Böylelikle hem geri kazanılan atıksu miktarı artırılabilir hemde yerli ve yabancı turistlerin golf oynayabileceği imkanlar artırılmış olur.
 
Tarımsal alanlarda kullanılacak arıtılmış atıksu alt yapı sistemleri mevcut sulama sistemleri ile kolayca adapte olabilmeli ve en düşük maliyeti gerektirmelidir. Arıtılmış atıksu depolama sistemleri hesaplanırken bölgenin tarımsal ürünlerinin çeşitliliği ve su ihtiyacı ile hasat miktarı ve iklim koşulları dikkate alınmalıdır. İklim koşullarında sadece ortalama değerleri değil özellikle maksimum sıcaklık ve buharlaşma değerleri hesaplara dahil edilmelidir. Ayrıca sulama yapılacak tarım alanlarının özellikleri ve arıtılmış suyun bileşeni de önemlidir. Arıtılmış su içerisindeki nutrient ve tuzluluk bileşenlerinin tarım sahalarda uzun dönemli sulama sırasında birikiminin yol açacağı etkiler dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.
 
Türkiye’nin yüzölçümü 78 milyon hektar (783.577 km²) olup, tarım arazileri bu alanın yaklaşık üçte biri yani 28 milyon hektar mertebesindedir. DSİ tarafından yapılan çalışmalara göre ekonomik olarak sulanabilecek 8,5 milyon hektar alanın 2011 yılı sonu itibari ile toplam 5,61 milyon hektarı sulamaya açılmıştır… 
 
Yağışın fazla olduğu Rize gibi iller deniz kıyısında ve yağışın biriktirilme alanlarının pek fazla olmadığı yerleşimlerdir. Tarımsal faaliyetin fazla olduğu Tekirdağ civarı da deniz kıyısındadır ve bazı yamaç alanlara yağan yağışlar doğrudan denize ulaşmaktadır. Türkiye’nin tahıl ambarı olarak kabul edilen İçanadolu bölgesinde ise yağışlar deniz kıyısındaki şehirlere göre oldukça azdır. Konya, Ankara, Aksaray, Kayseri ve benzeri yerleşimlerde atıksuların özellikle yaz aylarında uygun bir arıtma sonrası tarımsal sulamada kullanılması önerilmektedir. Tarım alanlarının fazla olduğu yerleşimlerde atıksular arıtılarak göl, gölet veya baraj yapılarında biriktirilebilir. Böylece, atıksuların arıtılması ile maddi karşılığı olan ürünlerin yetiştirilmesi söz konusu olacaktır.
Arıtılmış sularının bir başka değerlendirme şeklide yeraltı suyuna beslenerek daha sonra talebin fazla olduğu zamanlarda veya kuraklık dönemlerinde şehirlerin içme suyu ihtiyacının karşılanması veya tarım arazilerinin sulanmasında kullanılmasıdır. Böylece hem yeniden kullanılan atıksı miktarı artırılırken ileride ihtiyaç duyulacak sular kolayca ve düşük maliyetle depolanması gerçekleştirilmiş olur. Yer altı suyu beslemesi iyi derecede geçirgenliğe sahip zemin üzerine inşa edilen infiltrasyon kuyuları vasıtasıyla gerçekleştirilir. Bu tür uygulama için en uygun zemin türü kumlu toprak bakımından zengin olanlardır. Yeraltı suyu beslemesi sırasında atıksular zeminden süzülürken organik madde, patojen ve nütrient giderimleri de gerçekleşerek ileri arıtma gerçekleşmiş ve su kalitesinde iyileşme sağlanmış olur. Arıtılmış atıksu ile beslenen yeraltı suları daha sonra kuyular vasıtasıyla çekilerek kullanılabilir. Sistemin istenen performansta çalışabilmesi için infiltrasyon havuzlarının süzülmenin gerçekleştirildiği zeminin havasız kalmasına yol açmayacak özellikte olması ve infiltrasyon hızının uygun aralıkta seçilmesi gerekir.
 
Yeraltı suyu beslenmesinde tıkanma ile zemin geçirgenliğinin azalması, yeraltı suyuna patojen karışımı ve yeraltı suyu kalitesinin bozulması gibi sorunlarla karşılaşılmaması için çok iyi planlama yapılması ve uygulama sırasında periyodik kontroller gerçekleştirilmelidir. Zemin tıkanmasının önlenmesi için besleme suyunun askıda katı madde muhtevasının düşük olması gerekmektedir. Bununla birlikte atıksuların zeminden süzülmesi sırasında patojen, organik madde ve THM giderimi ile su kalitesinde artışta olabilmektedir. Kıyı alanlarındaki yer altı suyu fazla miktarda çekilmesi durumunda deniz suları ile hidrolojik bağlantısı olan yerlerde tuzlu suların yeraltı suyuna karışma ihtimali artmaktadır. Yüksek tuzluluğa sahip suların içme suyu olarak kullanma potansiyeli ortadan kalkarken sulamada kullanılması ile de tarım alanlarının veriminin azalmasına yol açabilir. Böyle bölgelerde yapılabilecek en önemli çalışma yeraltı suyunun arıtılmış atıksu ile beslenmesi ile deniz suyunun karışımının önlenmesi olabilir.”
 
 

Öne Çıkanlar

Endüstri Otomasyon Eksen Yayincilik hizmetidir.